Yazarlar Anayasa bir matematik meselesi midir?

Anayasa bir matematik meselesi midir?

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Özerklik ve özerklik fikri demokratik toplumlarda varoluşsal bir önkoşuldur. Siyasi alanın devlet karşısında, toplumsal alanın siyaset karşısında, düşüncenin her üçü karşısında özerk olması, olabilmesi bu tür toplumların "olmazsa olmaz" halleri, hatta özgürlük fikrinin ruhunu oluşturan "erdemleri"dir.

Siyasi tarihimiz bir yönüyle siyasi alanın darlığının tarihidir.

Cumhuriyet geleneğinde siyaset hemen her zaman devlet gücünün bağımlı değişkeni olmuş, devlet alanına hapsolmuştur.

Bu durumun türevleri de vardır.

Siyaset nasıl devlet karşısında özerk olamamışsa, toplum ya da sivil saha da siyaset karşısında özerk olamamıştır. Benzer bir şekilde, "düşünce" de mutlak faydacı bir (milli) beklenti ya da (tehlikeli) endişe içinde siyasetin lojistik unsuru olmaya indirgenmiştir, böyle tanımlanmış, böyle algılanmıştır.

Bu "sistematik mahpusluk sistemi" şüphe yok ki, bir siyasi kültürün eseridir, bir tür "toplum tasavvuru eksikliği"nin, "soyut alerjisi"nin ve "kuvvetli faydacılık hali"nin yansımasıdır.

Devlet ve devlete ait olanın zirveyi süslediği, onu siyasetin takip ettiği, toplumsal, düşünsel ve bireysel olanın en arkada, en edilgin konumda yer bulduğu, aşağıdan yukarıya bir değer sistemi hiyerarşisidir karşımızda duran...

Devletin herkesten ve her şeyden önde, belirleyici "üstün değer" olması, siyasetin katılımı, talep-karar etkileşimini dışlayan bir tek yönlü eyleme, "devleti yönetme, denetleme ve hizmet eylemine" indirgenmesi, toplumun tek ve doğal kabul edilen bir değer sistemiyle statik olarak ele alınması bu hiyerarşinin kurucu ögeleridir.

Tüm bunlar, bize, bizi aslında bir tür otoriterlik, hatta dozuna göre totaliter bir durum tanımına götürür.

Devlet ya da siyasi iktidarın politikalarının yerindeliği, doğruluğu bu tanımı değiştirmez. Türk tarihi kadar dünya tarihi böyle pek çok yerinde adımlar atmış, "halk için halka rağmen" şiarıyla aldığı kararlarla kendi döneminde görece başarılı olmuş diktatörlüklerle doludur.

Kemalizm bunlarından birisiydi.

Kemalizm siyasetin ve toplumun devlete esaretini tanımlayan bir rejimdi: Düşünce ve toplum üzerinde tahakküm kuran devlet, doğruyu bilen ve vazeden devlet, bunun dışındaki her tür eylem ve düşünceye düşman muamelesi yapılıp tartaklayan devlet, bu düzeni bir ayrıcalıklar sistemine çevirip, yaşam biçimi kabul eden toplulukların devlet desteğindeki kültürel ve ekonomik hegemonyası...

Epey yol aldık...

Bugün, devletin siyaset üzerindeki hükümranlığının kırıldığını söylemek artık mümkündür...

Ancak bu durum "mahpusluklar silsilesi"ni ortadan kaldırdı mı?

Toplum ve düşünce siyaset ve devlet karşısında özerk hale gelmiş midir? Devleti yönetmek ve hizmet ötesinde siyaset tanımına katılım, etkileşim gibi unsurları katmış mıdır?

Velhasıl siyaset, toplum, düşünce, devlet etkileşim içinde bir özerklikler düzenine doğru ilerlemekte midir?

Gönül bu sorulara olumlu yanıt vermek ister..

Ama biliyoruz ki, bunların uzağındayız...

Şüphe yok son 10 yıl önemli bir yönüyle toplumsal iç dinamiklerin ürettiği dalgaların sesini barındırır. İslami kesimden laik kesime modernleşme, demokratikleşme, lâdini olmayan bir sekülerleşme öyküsü olarak karşımıza çıkar. Bu 10 yıl toplumsal olanın siyaseti kuşattığı ve değişim mekanizmasını harekete geçirdiği ve meşrulaştırdığı bir dönemin adıdır.

Anayasa meselesi, sadece bir matematik meselesi değildir, hangi siyasi partinin hazırladığı metni nasıl kabul ettireceği meselesi değildir.

Aynı zamanda özerkler sistemine imkan verecek bir aşama, bir araçtır.

Bu toplum bunu hakediyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.