Yazarlar AB"yi hor görmek aymazlığı

AB"yi hor görmek aymazlığı

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Alman meslektaşım ve dostum Christian Langer, Batı"nın ve Almanya"nın içine düştüğü perişan durumdan söz ederken zaman zaman umutsuzluğa düşer.

"Batı maneviyatını kaybetti, onun için maddiyatını da yönetemiyor" dediğimde daha da üzülür... Böylesi durumlarda kendisine genlerindeki kültürel kodları hatırlatıp moral vermeye çalışırım. Avrupa"nın yakın geçmişinde çıkardığı ve dünyaya damgasını vurmuş (her ne kadar pek çoğu Doğu hayranı ve de taklitçisi olsa da) sayısız ilim, irfan, düşünce ve sanat insanının bıraktığı izlerden söz eder, bunların Avrupa"nın her an küllerinden yeniden doğmasını sağlayabileceğini anlatırım...

AB"deki gelişmeleri de biraz bu çerçevede izlemekte yarar olabilir mi acaba?..

AB"ye üye 27 ülkenin lideri, dördüncü zirveleri çerçevesinde son iki gündür Brüksel"de toplantı üzerine toplantı yapıyorlar. Yunanistan"ın sıkıntısı devam ederken liderlerin gündemine İspanya"nın mali destek talebi gelir mi acaba, diye endişe etmişler. Gündemi, İspanya değil, Almanya Maliye Bakanı Schäuble''nin, Euro ülkelerinin bütçelerine daha çok müdahil olma arzularını ortaya koyan açıklamaları belirlemiş.

Ortalık karışmış...

AB"nin ekonomik açıdan çok büyük problemler içinde debelendiği kesin. Ancak bu bizi, "AB batıyor", "Kendisi himmete muhtaç dede, nerde kaldı gayriye himmet ede?" düşünceleri içine soktuğu ölçüde de kendi gerçeklerimizden uzaklaşırız.

Sayın Ali Babacan"ın defaatle ifade ettiği "AB"nin kendisinden çok, kriterlerine ihtiyacımız var" yolundaki açıklamalarını hiç akıldan çıkarmamakta yarar var. AB"yi, hor görecek kadar büyümüş ve standartlarımızı, iş yapış biçimlerimizi geliştirmiş ve pek çok konuda hedeflerimize ulaşmış olduğumuzu iddia etmek çok zor.

Kurumsallaşmanın k"sıyla tanışmamış şirketlerimizin sanıldığından çok daha fazla olduğu gerçeğini ve büyük bir dinamizm içinde olup da arayışları hüsranla sonuçlanan pek çok kuruluşun çektiği sıkıntıyı bir an için akla getirmek bile AB"nin organizasyonel anlamda ulaştığı yeri küçümseme hatasına düşmeyi engelleyebilir.

Gülben Ergen''i beğenmemek zor...

Hafta içinde Kadir Has Üniversitesi çok başarılı bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığının himayelerinde Ankara merkezli İtibar Yönetimi Enstitüsü''nün girişimiyle düzenlenen konferansa hem katılanlar nitelik ve nicelik açısından doyurucuydu, hem de konuşmacılar.

Pek çok konuşmacıyı keyifle dinledim. Ben de bir konuşma yaptım bu arada. STK''ların itibar meselesi üzerine konuştum. Era Research ile 1999''da Rotary''de vereceğim bir konferans için yaptığımız, 2008 yılında tekrarladığımız bir araştırmayı bu yıl da hayata geçirdik. Çok sayıda STK''nın algısını ölçtük. İletişimlerini adam gibi yapamadıkları için durum onlar adına pek iç açıcı gözükmese de, son 13 yılda hayli yol kat ettikleri âşikâr... (Konuyu ayrıntılı olarak araştırma sonuçlarıyla birlikte Marketing Türkiye''nin 1 Kasım sayısında ele alacağım)

Tüm konuşmacılar arasında en etkilendiklerimden biri de hiç şüphesiz Gülben Ergen Hanım''dı. Kurucusu olduğu, Çocuklar Gülsün Diye adını verdiği derneğin ve şahsının ve bu ikisinin kesişme kümelerini itibar yönetimi bağlamında ele aldı...

Gülben Ergen Hanım''ı bir popüler kültür sanatçısı olarak takdir edip etmemek başka bir meseledir; sahnelere ilk adımını attığı günden bu yana izlediği tekâmül, bilinç ve bireysel marka yönetimi çizgisini takdir edip etmemek başka... Birincisi benim uzmanlık alanım değil. Dün kendisini izlerken ikinci alan adına heyecan duyduğumu ifade etmeliyim. Öyle TV''de, gazete röportajında değil, dünkü gibi akademik bir ortamda dinlemek gerekiyormuş onu...

Keşke İtibar Enstitüsü konuşmaları yayınlasa da ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılsa. Bireysel itibar yönetimi konusunda birkaç çok başarılı star dışında kafası kesik tavuklar gibi ortalıkta dolaşan popüler kültür ''taşıyıcısının'' Gülben Ergen''i yakından izlemesinde yarar var. Kendisini sevmeyenler olabilir belki; anlarım. Ancak hedefe odaklanmak ve başarma konusundaki performansını beğenmemek zor olsa gerek...

Starbucks''ın mini krizi...

Dünyanın en ilginç bir o kadar da başarılı markalarından biri de hiç şüphesiz Starbucks"tır... O yüzden rakibi boldur... İnternette dolanan bir haberin yayılma hızı da bu rekabetin kanıtıdır bana sorarsanız. Habere göre İngiltere Maliye Bakanlığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda, Starbucks"ın İngiltere''de 52 milyon poundluk vergi kaçırmış olabileceği iddia edilmiş.

İddiaya göre Starbucks, McDonald"s ve KFC"den daha az vergi ödemiş. İşçi Partisi milletvekili Michael Meacher Starbucks"ın bu yaptığının ciddi bir şekilde adaletsizlik olduğunu söylemiş, "Vergi öder gibi yapıyorlar. İnsanları kandırıyorlar. Bu utanç veric bir durum" diye de eklemiş.

Starbucks konu ile ilgili yazılı bir açıklama yapmış. Şirketin her zaman vergilerini eksiksiz ödediğini ve bundan sonra da böyle yapacağını falan söylemiş. Yeterli midir? Bana sorarsanız hayır. Kahvenin içine düşen sinek küçük fakat mide bulandırır. Derhal her türlü müphemiyeti (belirsizliği) ortadan kaldıracak bir "mini" kriz iletişim planına ihtiyaç var... Çünkü kurumsal vatandaşlık, her türlü iletişimin önünde gelir... Bu arada Starbucks"a Türkiye de 1.2 milyon Lira ceza kesildiği ortaya çıkarılmış. Hesap uzmanları tarafından 2010 yılının ekim ayında yapılmış değerlendirmeye göre firmanın gümrüklü bölgede yaptığı satışlar hizmet olarak görülmüş ve şirketten ek vergi talep edilmiş. Pazarlıklar sonucu şirket 1.2 milyon lira ödemeyi kabul etmiş... Hiç reklam yapmamakla övünen Starbucks iletişimi daha fazla ihmal etmemeli...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.