Yazarlar Kahraman kara saplandı

‘Kahraman’ kara saplandı

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

2019’daki Yerel Seçimler’in hemen ardındandı; “Kahramanın Yolculuğu” adında bir kitap yayınlanmıştı… Yazarı İmamoğlu’nun seçim kampanyasını yöneten Necati Özkan; kahramanı da Ekrem İmamoğlu idi…

“Kahramanın yolculuğu” aslında, ‘seçilmiş’ kişilerin kahraman olana kadar geçirdiği süreçleri dini ve psikolojik gelişmeleri anlatan bir kavram… ABD’li bilim insanı Joseph Campbell tarafından ortaya atılmış… Buda, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi ‘seçilmişlerin’ hikâyelerinin ortak özellikler gösterdiğini iddia ederek buna “kahramanın yolculuğu” adını vermiş…

Gelelim bizim kahramana… Ne oldu onun yolculuğu? İlk karda yola saplanıp kaldı…

İmamoğlu’nun İstanbul’da karın bir afete dönüştüğü saatlerde, Rumeli Kavağı’nda bir balıkçıda Birleşik Krallık Büyükelçisi Dominick Chilcott ile yemek yemesinin önce yalanlanıp sonra da “Karnı acıktı, ara verdi” ifadesiyle kabullenilmek zorunda kalınması, siyaset ve iletişim boyutunda birçok garabetin de görünür olmasına yol açtı…

“İmamoğlu görevinin başında değildi” algılaması da ‘Pandora’nın Kutusu’nu açan anahtardı…

İnsanların 20 saate kadar arabalarında mahsur kaldığı, evlerine saatlerce yürüyerek ulaştıkları bir günde, “Bir saatçik yemek yedim, döndüm” açıklaması pek de inandırıcı değil… Belediyenin sorumluluğundaki AKOM nere; Rumeli Kavağı nere?... Kriz durumunda balıkçıda, hem de konuk ağırlamalı ve eşlerin katıldığı bir yemek pek de ‘ayaküstü’ izlenimi vermiyor. Zaten sonradan anlaşıldı ki; bu yemek günler öncesinden ayarlanmış…

Oysa ya sahada İstanbulluların yanında olmalı ya da koordinasyon merkezindeki çalışmalara nezaret etmeliydi… Yerel seçimlerde oy sayımları sürerken nasıl yarım saatte bir medyaya demeç verdiğini hatırlayalım… Şimdi o İmamoğlu nerede? Balıkçıda…

Tüm süreçlerde olduğu gibi krizin ve iletişiminin yönetiminde de şu üç aşama planlanmalıdır: Öncesi, sırası, sonrası…

‘Öncesi’ yani hazırlık aşamasında, tuzlama vs. gibi çalışmalar doğru düzgün yapılmamıştı…

Bu aşamayı ‘sırası’ izler… Yani mücadele süreci… Başarısızlık burada da aşikâr…

‘Sonrası’ aşamasında ise çıkarılan dersler ve genel raporlama gündeme gelir…

İletişimin mümkün olan en sık aralıklarla ve en geniş kitlelere yayılacak şekilde yönetilmesi, üç aşamayı da kesen zorunlu bir uygulamadır… Kriz gibi iletişimi de bu üç aşamada yönetilememiş; ‘doğru iletişimin’ gereği yapılamamıştır.

İmamoğlu, şimdi balıkçı kriziyle hayli zedelenen güven ve itibarını toparlayacağına, gündemi değiştirip hiç gereği olmadan İstanbul Havalimanı projesinin neden yanlış olduğu, Atatürk Havalimanı’nın ise “Heba edildiği” -tabiri amiyaneyle- ‘mavrasını’ ısıtıp yeniden önümüze koymaya çalışıyor (Bkz. Dünkü basın toplantısı)…

Her kriz ardında mutlaka tortusunu bırakır… Kar krizi de öncekilerin tortularını tekrar yüzeye taşıdı… Elâzığ depremi sırasında kayak tatiline Erzurum’a, İstanbul’daki sel felâketinde ise Bodrum’a tatile giden İmamoğlu hatırlandı… Güven ve itibar krizi daha da derinleşti…

Balıkçıda yemekte olduğunun önce inkâr edilmesi ve iletişim ekibinin bununla ilgili sorulara kaçamak yanıtlar vermesi, iddiayı soran gazetecilerin yalancılıkla, trollükle suçlanması, güven ve itibar eksenindeki gediği daha da büyüttü…

Bu ifadeler, suçu karşı tarafa atma çabası da içeriyor ki iletişim çalışmalarında işe yaradıkları pek görülmemiştir. Hatta tersine işlerler…

İmamoğlu’nun karla gelen krizi ve onun iletişim boyutunu yönetememesi birine avantaj sağlıyor aslında… O biri, Kemal Kılıçdaroğlu… Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili araştırmalarda İmamoğlu’nun altında kalıyor; bu da iki de bir önüne getiriliyordu…

Şimdi İmamoğlu’nun kaybettiği alan, Kılıçdaroğlu için boş bir arsa gibi… Oraya kendi adını yazdırabilmeyi başarırsa ‘krizi fırsata çevirmenin’ bir örneğini izleriz…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.