Yazarlar "Müsademe-i efkar" siyasi sağlık ifadesidir

"Müsademe-i efkâr" siyasi sağlık ifadesidir

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Cumhurbaşkanı sesini çıkarmasa, hükümetin her dediğine kafa sallasa… Eleştirecekler… "Bu siyasi açıdan sağlıksızdır; Cumhurbaşkanı partiler üstü olmalı", diyecekler. Cumhurbaşkanı, her sağlıklı demokraside olduğu gibi, partiler üstü bir tutum alınca da, "Bunlar birbirine girdi, bölünecekler!" diye tencere tava çalacaklar.

Seçimle olmadı, darbe ile olmadı, tek yol kaldı: "Bunların"(!) bölünüp parçalanması. Ya cemaatler arası çatışmaya kurban gitmeleri, ya da şu ve ya bu seçim sürecinde bireysel ikbal ve iktidar adına paramparça olmaları…

Strateji bunun üzerine kurulu… Belli oldu. Yeni proje üretme, partinin marka vaadini yeniden konumlama üzerine değil, karşı tarafın zaafını yakalayıp çelişkilerini derinleştirmek üzerine… Bu stratejinin taktik alandaki yansıması ise, en küçük çelişki kıvılcımı gördükleri yere giderek artan dozda vurmak…

Olaylı 29 Ekim günü siyaset arenasının tam ortasına düşen "çiftbaşlılık" meselesinde şaşıran, yadırgayan, sevinen ve "Geç bile kaldılar" diyerek tepki gösteren her çevreden vatandaşın zihnine uygun olarak bundan sonraki gelişmeler için çok farklı muhtemel senaryolar yazılıyordur. Gelinen uzlaşma noktası bu senaryoları nasıl etkileyecek zaman içinde hep birlikte göreceğiz.

Malum önceki gün iki lider biraraya geldi ve sonuç cümlesi olarak "Bizi birbirimize düşüremezler" ifadesi kayıtlara geçti. "Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Hakikat kıvılcımları fikirlerin çatışmasından doğar) deselermiş de benim makbulüm olurdu.

Kayıtlara geçilmesi gereken bir meselemiz daha olmalı:

Bir ülkede her çelişki mi Başbakan"a çözdürülür? Bu, rakip takımın her akınında kalecinin forvet oyuncularıyla karşı karşıya kalması gibi bir durumdur… Bu takımın başka oyuncusu yokmuş gibi bir ortam yaratılması, hem kaleciye hem de kalecinin kendisine yapılmış en büyük haksızlıktır…

Kesintisiz hayat, oh ne rahat!

Perşembe akşamı Esma Sultan"da Microsoft"un Windows 8 tanıtım toplantısına katıldık. İlk kez 26 Ekim"de New York"ta tanıtılan Windows 8 Türkiye"ye adım atıyordu.

İlginç bir karşılama yapılmış. Ana kapıdan salona kadar uzanan, rengârenk kutuların oluşturduğu tünelden geçerek ana salona girdik. Microsoft çağın gereksinimlerine uygun rekabetçi adımlardan birini atmış.

ABD dahil sadece 19 ülkede bunun benzeri toplantılar yapılmış. Sektör, bunun Microsoft"un Türkiye"ye verdiği önemin bir kanıtı olduğunu söylüyor… Türkiye, genel olarak, teknolojik gelişmelere en kolay adapte olan ülkelerden…

Peki Windows 8 ne getiriyor hayatımıza? Özetle bir dağınıklığı ortadan kaldırıyor denebilir… Evde ayrı, işte ayrı, yolda ayrı, eğlence için ayrı derken bir bakmışız cebimiz, çantamız, odamız cihaz olmuş, hiçbiri de birbiriyle konuşmuyor… Birinde başladığın işi öbüründe devam etmek için yine bir efor harcamak gerekiyor. Hepsine ayrı ilgi, hepsine ayrı şefkat... Windows 8 işte bu durumu tamamen ortadan kaldırma iddiasıyla geliyor… Bu arada da Vista"nın ayıbını ortadan kaldırmayı hedeflemiş olan ve şu sıra kullandığım Windows 7"nin pek çok alanda pabucunu dama atmayı hedefliyor… Deyin ki, hiçbir negatif unsuru yok mu? Var… Mesela beni hemen yeni bir tablet alma konusunda acayip tahrik ediyor.

Lansman gecesine gelince… Bu kadar üst düzey yöneticiyi ve basın mensubunu bir arada en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum…

Basın toplantısı ve kokteyl sonrası Okan Bayülgen ve konukları (Levent Erden, Pucca, Onur Altıntaş ve Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen) TV programı formatında ayrıntılı olarak Windows 8"i konuştular. Ne yazık ki Okan"ın şovu biraz güme gitti… Davetliler alt katta bir hayli bilgilendikleri için yukarı çıktıklarında tek dertleri daha çok aralarında sohbet etmek ve karın doyurmak oldu.

Microsoft hayatımızın zaten bir parçası… Windows 8 ise en azından bana çağ atlatacak gibi…

Çalışmadan para kazanmak…

Türkiye"nin en güçlü emeklilik şirketlerinden biri hiç şüphesiz Anadolu Emeklilik"tir… Arkasına İş Bankası"nın gücünü alır ve çok sağlam bir algı yaratır… Bugüne kadar kurduğu iletişim yaklaşımları da çok yerinde ve akılcıdır. Aynı yapı içinde bulunan Anadolu Sigorta"nın 1924 Erzincan Depremi"nden yola çıkarak hazırladığı Atatürk"lü 85"inci yıl filmi reklam klasikleri arasına girmiştir…

Hal böyleyken, şu son reklamı anlamam gittikçe zorlaşmakta. Öğretmen perdenin önüne çıkıyor, "Şimdi de anaokulumuzun meslekler geçidi" diyor. Perde açılıyor. Çeşitli mesleklere özel kıyafetler içinde çocukları görüyoruz. Doktor kılığında olan bir adım öne gelip diyor ki: "Ben doktor olacağım. Hastalarıma bakacağım!"

Astronot kılığında bir diğeri devam ediyor: "Ben astronot olacağım. Uzaya çıkacağım!"… Bir kız çocuğu bebeği ile mikrofona geliyor: "Ben anne olacağım. Çocuklarıma bakacağım!".. Ve nihayet rahat giyimli, kazağını boynuna dolamış bir çocuk çıkıp ne dese beğenirsiniz: "Ben büyüyünce emekli olacağım. İşe gitmeden (yani bir şey üretmeden) para kazanacağım! Keyfime bakacağım!"..

Salondaki ebeveynler ve hocası, bu çocuğu ayakta alkışlıyorlar…

Toplumsal sorumluluk ve kilit mesaj adına Anadolu Emeklilik"e hiç yakışmamış bu yaklaşım. Başka, yeni kurulmuş, halk gözünden örnek ve önder olması beklenmeyen bir sigorta şirketi böyle bir şey yapsa; o kadar dikkatimizi çekmeyebilirdi, herhalde. Oysa dedelerimizden miras kalan bir kuruluşun gencecik beyinlere, hiç çalışmadan para kazanmak gibi bir mesajı espri yollu da olsa vermesi karşısında küçük de olsa bir düş kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.