Yazarlar "Söylediğin doğru olsun; her doğruyu söyleme"

"Söylediğin doğru olsun; her doğruyu söyleme."

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Radyodan haberi dinlerken şaşırdım. Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, benim yakın çevremden iki kişinin adını da zikrederek şöyle diyordu:

''Aileler çocuklarına Kur''an''dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir''

''Kuran''dan isim koymayı arzu edenler, seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışmalı'' demesi yeterliyken Hayrettin Bey, hızını alamayıp birbiri ardısıra örnekler vermeye başlayınca adını Sayın Müftü"nün ağzından işiten herkesin içi bir tuhaf olmuştur herhalde. Benim ismim Hayrettin Bey tarafından onay görse bile "mekruh" kapsamında ifade edilen isim sahibi yakınlarım adına aklımdan iyi şeyler geçmediğini söylemeliyim.

Samsun Müftüsü"nün sıraladığı isimlerin tamamını yazmak içimden gelmedi.

"Yalancı"dan başlayarak, "deve yavrusu"na, "üstümüze bela, sıkıntı aksın"dan "gözü çapaklı kadın"a, "tanrı"dan "kedicik"e, -üzerinizden ırak- ne çok garip anlamlı isim varmış meğerse... Sayın Müftü"nün dedikleri yanlış mı? Herhalde doğrudur! ''Örnek vermek istemiyorum'' diyecekti sadece... Hayrettin Bey"e, "Her söylediğin doğru olsun; her doğruyu söyleme" ilkemizi hatırlatmakta yarar olabilir belki.

Kaldı ki bugün hangimiz birbirimize hitap ederken adlarımızın gerçek anlamlarıyla ilgileniyor, tasalanıyor ya da seviniyoruz. Gündemi meşgul etmek için başka yollar da var. Müftü Bey adına en hasarlısı bu olsa gerek...

Tam da Sezen Aksu şarkısındaki Turgut Uyar mısraları gelmiyor mu aklınıza: ''Bütün ağaçlarla uyuşmuşum /Kalabalık ha olmuş ha olmamış /Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum / Ama sokaklar şöyleymiş / Ağaçlar böyleymiş /Ama sizin adınız ne? / Benim dengemi bozmayınız''

Peki ya sizin adınız mekruh isimlerden miydi?

Dengenizi bozmayınız...

Eleni Karaindrou: Doğu Batı Kavşağı...

Belki biraz iddialı kaçacak ama ''Ruhun cinsiyeti, milliyeti ve mülkiyeti olmayan müzik hangisidir?'' deseler, hiç tereddütsüz Eleni Karaindrou"nun adı gelir aklıma. Cumartesi gecesi konseri vardı; kalktık gittik. İkinci defa izliyoruz. Ufacık bir kadın... Selam verip piyanosunun başına geçiyor. Sırası geldiğinde maestronun işaretini alıp çalmaya başlıyor. Zaman zaman da yanında oturan piyanist hanımefendinin ellerine bırakıyor tuşları. Eleni Karaindrou piyano başında seyircinin çok alışık olduğu bedene de yansıyan büyük duygu sarsıntıları yaşamadan, melodilerden taşan hüznü neredeyse sakince taşıyan, heyecanını ortalığa saçmayan çok farklı bir virtüöz ya da besteci portresi çiziyor.

Uluslararası ölçeklerde bir sanatçı olmasına rağmen star havasından eser yok ortalıkta. Theo Angelopoulos filmlerinin ruhlara değen tüm özelliklerini müzikle yansıtabilecek ustalıkta bir besteci olmasına ve üstadın 24 Ocak"daki vefatından sonra yapılan programlarda kendisinden hak ettiği ölçüde söz edilmemesine rağmen, bugüne kadar en ufak bir yakınmada bulunmaması onun küçük boyuna rağmen aslında ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Bazı müzisyenleri de birlikte gelmişti Eleni Karaindrou ile: Vangelis Christopoulos (Obua), Dinos Hadjiiordanou (Akordeon) ve Aris Dimitriadis''in (Mandolin) 31 kişilik İstanbul Oda Orkestrası gayet iyi çaldı. 31 kişilik o muhteşem orkestrayı yöneten Ender Sakpınar"ın yerinde olsaydım; her alkışta üşenmeden sahnenin ortasından piyanonun yanına koşar ve o büyük kadını bir an için bile olsa yalnız bırakmazdım.

Olağanüstü bir gece yaşattı herkese. Ayakta alkışlamaktan yorulmadı insanlar. O gece gördük ki, bir Eleni Karaindrou camiası çoktan oluşmuş bile. Konser boyunca müziğin içine girmemek mümkün değildi ve dinleyiciler de gözle görülür bir biçimde bestenin bütünlüğüne katkı sağlayan bir duygu yoğunluğunun parçası oldular. Tam da şu sıra geceyarıları Goethe"nin Doğu Batı Divanı"nın (Almancası Batı-Doğu"dur) satırlarıyla meşgul olduğumdan mıdır nedir, Eleni Karaindrou müziğinde de ayrı dünyaların usulca buluştuğunu hissettiğimi söyleyebilirim. Balkan"ı, Akdeniz"i, Anadolu"su, Asya"sı... Bu müzikte, Goethe"nin dediği gibi Batı"nın hasretini giderdiği ve aşkına kavuştuğu bir bütünleşmeyi görmek mümkün olabiliyordu.

''Biz Batı''ya ait değiliz. Doğu Avrupa''nın da parçası değiliz, biz bir çağdaş uygarlığın kavşağında yaşıyoruz'' diyen Theo Angelopoluos, kendisini çok iyi anladığını müziğiyle kanıtlayan Eleni Karaindrou"ya ne çok şey borçlu olduğunu sağlığında da ifade etmişti... Hatta ''Eleni Karaindrou olmasa bu filmler de olmazdı'' bile demişti. İltifatların bazıları var ki, gerçekle buluştuğundan olmalı içi manayla doldukça daha da ağırlaşıp, güzelleşiyor.

Eleni Karaindrou"nun müziğinde insan kendisini yeniden üretiyor; çünkü dünyevi saçmalıklardan arındığını hissediyor. Keşke bitmese diyorsunuz. Yorulsanız da, keşke bitmese, aynen tasavvuf musikisinde olduğu gibi...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.