Yazarlar Yoksa ben farklı bir kongre mi izledim?

Yoksa ben farklı bir kongre mi izledim?

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bazılarında düş kırıklığı yaratmış olsa da AK Parti Kongresi pek çok açıdan "tarihî" denilebilecek özellikleri içinde barındırıyordu. "İlk"lerden biri hiç şüphesiz, başarısının zirvesindeki bir Başbakan ve Parti liderinin ''Bir kez daha aday olmayacağım'' diyerek verdiği sözü yerine getireceğini ifade etmesiydi.

Bir başka ilk, Alparslan"dan başlayarak Osman Gazi"ye, oradan Selçuklu"ya, Osmanlı"ya, Cumhuriyet"e ve bu sıralama içinde kuşattığımız tüm kültürlerin içinden geçerek, kadim bir gelenekten gelip geleceğe "uzun ince bir yolda" yüründüğünün ifade edilmesiydi... Kahraman liderlerin nasıl olup da bir anda "hainlere" dönüştüğü konusunda da kafalar karışmayacaktı artık.

Edebiyatından, şiirinden, mesellerden alıntılarla kurgulanmış bir sahne performansıyla geniş bir tarihi ufuk içindeki kültürel payandaların sıralanması da diğer bir "ilk"... Başbakan, konuşmasının uzunca bir bölümünde özetle, ''Ak Parti, 1920"de, 1923"deki kuruluş ruhunu devam ettiren, 40"lı yıllardaki azınlığın çoğunluğa tahakküm altına aldığı zihniyeti ortadan kaldıran ve Türkiye"yi normalleştiren partidir'' diyerek "sürekliliğe" vurgu yaptı... Devlet ile millet arasında ''asla ve asla mesafenin olamayacağının'' altını çizmesi ve ''seçkinci, statükocu, vesayetçi eski zihniyetlerin'' artık gerilerde kaldığına vurgu yapması... Ak Parti"nin darbeler dönemini kapatan parti olduğunu söylemesi... Halkı Müslüman olan bir ülkenin demokrasiyle yönetilebileceğini tüm İslam alemine gösterdiklerini ifade etmesi... ''Yüzde 99"la iktidara gelsek de yüzde 1, bizim teminatımız altında yaşayacaktır'' demesi... Bütün bunlar "kritik başarı vaatleri" olarak tarihe geçmiştir...

Kadim bir geleneği sahiplenerek 2071"i gençliğe hedef olarak gösteren Başbakan dünkü tarihi konuşmasında son derece tipik bir "Milli Kültür Politikası" tablosu çiziyordu... İlk kez bir partinin kongresine bu kadar çok yabancı lider ve siyasetçi konuk katılıyordu. İlk kez bir Başbakan bu kadar yoğun (tam 5 ayrı şairden okuduğu şiirlerle) iletişimin temel öğelerinden biri olan "duygulardan çok düşüncelere hitap" ilkesini uyguluyordu.

Pekiyi, çok kimsenin ağzında kalan buruk tad, tatminsizlik duygusu niyeydi? O ünlü formülde gizliydi bu sorunun yanıtı: Tatmin = Algı – Beklenti... Öyle bir beklenti yaratılmıştı ki, Başbakan ağzıyla kuş tutsa bile bir tatminsizlik oluşacaktı. Hani Boğazı yürüyerek geçmiş de adam, ertesi günü ''Yuh!'' diye yazmışlar, ''Adam yüzme bilmiyormuş!'' ... O hesap...

Dikkatimi çeken iki husus daha vardı. AK Parti web sitesine de konmuş olan konuşma metninde de o cümle şöyle:

''Bizim yolumuz, Gazi Mustafa Kemal"in, Merhum Adnan Menderes"in, Merhum Turgut Özal"ın, Merhum Necmettin Erbakan"ın yoludur. Yani bizim yolumuz milletin yoludur; bizim yolumuz sevginin, kardeşliğin, tevazuun, kucaklamanın, birleştirmenin yoludur.''

Oysa pek çok yorumcu ne hikmetse Gazi Mustafa Kemal"i hariç tutarak Erdoğan"ın kendisine çizdiği siyasi ufuk ve mirasın Menderes, Özal ve Erbakan"la sınırlı olduğunu savundular.

Bir diğer önemli nokta ise, rahmetli Halit Refiğ"in yıllar önce NPQ Türkiye dergisinde yazdığı ve pek çok röportajında altını çizdiği tahlili akla getiren şu tespitin Başbakan tarafından ifade edilmesiydi:

''Onlar (gençler) bizden ne bekliyordu biliyor musunuz? Onlar bizden, gelip geçici çözümler değil, köklü çözümler istiyorlardı. Gazi Mustafa Kemal"in başlattığı, ama bizzat yakın arkadaşları tarafından inkıtaya uğratılan anlayışın, hoşgörünün, demokrasinin, özgürlüklerin Türkiye"ye hâkim kılınmasını istiyorlardı.''

Bu cümle içindeki ''bizzat yakın arkadaşları tarafından inkıtaa uğratılan'' şeklindeki ifade, tam da Refiğ"in 30"larda "Batıcı" anlayışa teslim olunarak başlatılan (Kadro dergisinin kapatılması, Mustafa Kemal"in özgün düşüncesinin pasifize ve bilahare tasfiye edilmesi, yerine özüyle alâkasız bir Kemalizm/Atatürkçülük anlayışının getirilmesi) bir tür "ikinci tanzimat" harekâtına işaret ediyordu...

Oysa ki "tatmin olmadığı"nı her haliyle belli eden pek çok yorumcu, bu saydığım "tarihî" önemdeki tespitlerin hiçbiriyle ilgilenmiyordu sanki. Acaba ben başka bir Kongre izlemiş olabilir miyim?

"İkinci El"de ilk 10...

Belki gözden kaçmıştır... TVNet"in özellikle kısa, öz, net ve sade sunumuyla hayli başarılı bulduğum motorlu araçlar programı Otoinfo"da, geçen Cumartesi ilginç bir araştırma yayınlandı.

Yapımcılar bazı otomobillerin 2012 fiyatlarına bakmışlar. Sonra da bunların bir yıllıklarının "ikinci el" piyasa değerine. Markaların yüzde ne kadar değer kaybettiklerine göre bir sıralama yapmışlar. Pahalı markaları konu dışı bırakmışlar. Çünkü onların sahipleri için "değer kaybı" pek önemli değilmiş. Önce yüzde üzerinde değer kayıplarıyla birlikte sıralamaya bakalım:

10. Fiat Punto %16.5; 9. Honda %16; 8. Nissan Qashqai %15; 7. Ford Fiesta %15, 6. Opel Corsa %14,5; 5. Toyota Corolla %14; 4. Opel Insignia %13,5; 3. VW Passat %7,5; 2. Dacia Duster %6,5; 1. VW Jetta %5 (Bir yılda sadece 3.000¨ değer kaybetmiş)

Görünen o ki, satış odaklı pazarlama iletişimi stratejilerinde ikinci el satışlarını "yönetebilmek" ve bu 10"luk listeye girebilmek çok önemli. Bu da sadece iyi araç yapmakla değil, iyi iletişim yapmakla mümkün. İyi araç yapmak zaten "zorunlu hareketler"den...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.