Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar "Yeni ortak"ların eski alışkanlıkları
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

"Yeni ortak"ların eski alışkanlıkları

Ali Akel
Ali Akel Gazete Yazarı
Amerika-Türkiye ilişkisinde taraflara ''yeni ortaklık'' öneren Dış İlişkiler Konseyi''nin (CFR) raporunu okurken, mevcut ilişkiyi daha ileriye götürmeden önce aradaki ''ilişkiyi'' tanımlamanız gerektiğini anlıyorsunuz. Başkan Obama''nın TBMM''de yaptığı konuşmada ilişkiyi ''model ortaklık'' mertebesine yükselmişti. CFR raporundaki şu cümleler ''ikisi de değil'' dedirten cinsten:

''Türkiye, Washington''ın geleneksel Avrupalı müttefiklerinden biri olma statüsüne henüz sahip olmayabilir. Ancak, ikili ilişkilerin, karmaşık pek çok güvenlik, ekonomik, insani ve çevresel sorunların çözümünde, iki tarafında yararına olacak bir ortaklığa doğru büyüyüp gelişmesi için önemli stratejik nedenler var.''

''Bu, kesinlikle Amerika''nın Türkiye''den istediği'' vurgusu, Amerikan tarafının Türkiye''den beklentisi net bir şekilde ortaya koyuyor.

Raporun direktörü Steven A. Cook, raporun ''Takdim'' bölümünde çalışma grubunun ABD ayağında Dışişleri''nde Phil Gordon, Beyaz Saray''da Elizabeth Sherwood-Randall ve Daniel Friefeld gibi yetkililerden brifing aldığını belirttiğine göre, Amerikan tarafının beklentilerinin raporda ''resmi'' olarak dile getirildiğini söyleyebiliriz. Çalışma grubunun, çalışmanın Türkiye ayağında da resmi görüşmelerde bulunduğu belirtiliyor ama kimlerle görüşüldüğü raporda belirtilmediği için aynı şeyi Türkiye için söylemek mümkün olmuyor.

Raporda, Türkiye''nin ''yeni ortaklık'' ilişkisinde ne beklediği, nasıl bir yaklaşım gösterdiğine dair somut ipuçları yok zaten!..

ABD-Türkiye ilişkisinde, Türk tarafının algısının, ilişkinin en fazla Amerika''nın lehine, -ki haklı bir algılama olduğunu söylemek mümkün- işlediği. Rapordaki şu cümleler ise kısmen Türkiye''nin ilişkiden beklentisini ortaya koyar gibi:

''Türkiye-ABD arasındaki ilişki, sadece ortak Türk-Amerikan çıkarlarını değil, aynı zamanda değişen Ortadoğu''da oynayacak yeni rolü olan, ekonomik ve siyasi açıdan başarıyı Türkiye''nin yeni duruşunu da yansıtmalıdır.''

İslamcı kökler üzerinden yükselen AK Parti''nin 2002''den bu yana üç dönem, üst üste tek başına iktidara gelmesi, batı dünyasında son on yılın en çok tartışılan konuları arasında.

İran''ın nükleer programından, İsrail-Filistin meselesine ve bugün de Arap Uyanışı''nda AK Parti''nin siyaseten durduğu yer, daha düne kadar ''sırtını batıya dönüp yüzünü doğuya çevirdiği'', ''eksen kayması'' yaşadığı savıyla şiddetle eleştiriliyordu.

Siyasi ve ekonomik olarak en batısından en doğusuna dünya yeniden şekil kazanıyor. Türkiye, bu yeniden ''şekillenme'' merkezlerinden biri. Bu sebeple olsa gerek raporda iddialı ya da yeni bir şey söylenmediğini görüyoruz. İslam-demokrasi birlikteliğine AK Parti yönetimi örneği ve bu örneğin Ortadoğu ülkelerine ''model'' olabileceği yaklaşımı vasat bir dille ifade edilmiş.

Türkiye, halkının büyük çoğunluğu Müslüman bir ülke. Halkı Müslüman olan bu ülkenin insanları Cumhuriyet''in kuruluşundan bu yana inancını özgürce yaşayabilmiş değil... Bugünkü AK Parti yönetimi de dahil.

İnancı devletin yapısına temel ''tehdit'' unsurları arasında sayılmış! Geçen on yıllık AK Parti iktidarı da, ne içerde ne de dışarda bu algıyı tam olarak ortadan kaldırmış değil. Amerika''da bazı kesimlerin kendi nitelendirmeleri ile ''İslamcı AK Parti'' yönetimini bir ''deney'' (experiment) olarak görmeleri ise şaşı bakışın devam ettiğini göstermesi açısından ilginç. Washington''da 9 Mayıs''ta yapılan raporun tanıtım toplantısında Madeleine K. Albright ile çalışma grubunun eşbaşkanı olan Stephen J. Hadley''in şu sözleri, bunun canlı bir örneği:

''Türkiye''nin başarılı olması bizim çıkarımıza, bu deney (experiment), büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu dünyanın bir parçasında, kendisini İslamcı diye çağıran (AK Parti), dini ifadeye toplumda daha büyük yer verilmesi gerektiğine inanmış bir parti olarak demokratikleşme için, ekonomik reformlar için, toplumsal katılımın genişlemesi için temsilci olduğunu kanıtlayabilir.''

Hadley, bu ''deneyin'' başarılı olmasının sadece Türkiye''nin geleceği için değil, güneyde, Ortadoğu''da bugün ülkelerini nasıl yöneteceklerine dair Tunus, Libya, Mısır gibi yerlerde arayışlarda olan partiler için de önemli olduğunu dile getiriyor ve ekliyordu: ''Oralarda ihtiyaç duyduğumuz işte böyle bir model...''

Hem raporda da hem de Hadley''in dile getirdiği gibi Türkiye, 5-15 yıl önceki Türkiye değil. Değişim geçtiğimiz on yılda büyük bir ivme kazandı. Bu ivmeyi kaybetmemesi durumunda, Türkiye şüphe yok yakın çevresine olduğu gibi uzak dünyada model gösterilebilecek bir ülke olabilir. Ve bundan elbette bir sorun olamaz.

Sorun, Türkiye ile ''yeni ortaklık'' öneren Hadley gibi isimlerin geçmiş alışkanlıklarını bugüne de taşımaları. Irak ve Afganistan savaşlarını başlatan Bush''un ekibinde yer alan ve ikinci döneminde de Ulusal Güvenlik Danışmanlığı yapan Hadley ve ekip arkadaşlarının en yakın dostları Hüsnü Mübarek gibi diktatörler ve arkasında durdukları rejimlerdi. Bir dönemin dost ''model'' ve liderlerin bir kısmı artık yok. Kalanların da varlıklarını ne kadar sürdürecekleri şüpheli.

Eski alışkanlıklar dünyanın hızlı değişimine paralel değişmiyor.

Devletin milletiyle barışmasına ''deney'' gözüyle bakıyor Hadley...

Eski alışkanlıkların sürdüğünün bir diğer örneğini Suriye olayında da görüyoruz.

Suriye''de Beşşar Esed yönetiminin bir an önce bitmesi konusunda en ''şahin'' olanlar bile bugün Annan Planı''nın işe yaraması için gayret gösteriyorlar.

Neden? Daha fazla kan akmasın, askeri operasyona gerek kalmasın diye. Suriyeli muhalifler Esed''i devirmek için uğraşıyor ama askeri müdahalenin çok kötü sonuçlarına getireceğine inanıyorlar.

Hadley ise ''askeri müdahale dahil'' her türlü operasyonu herkesin hazır olmasını gerektiğini söylüyor ısrarla...

Geçtiğimiz hafta Suriye Kürt Ulusal Konseyi''nden de bir heyet Washington''daydı. Onlar da askeri operasyona karşı. Dr. Walid Cheikho, ''Askeri müdahalenin iyi bir çözüm yolu olduğunu düşünmüyoruz. Suriye''nin Dostları, muhalefetin birleşmesine yardım etsin, yeni Suriye üzerinde anlaşmasını sağlasın... Değil Esed, İran gelsin Suriye devrimini durduramaz'' diyordu örneğin..

Hadley, askeri müdahale konusu üzerinde pek durdu ama yankısı çok fazla olmadı.

Doğru olan da bu olsa gerek...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.