Yazarlar "Artık yetti ya" demesi gereken kim?

"Artık yetti ya" demesi gereken kim?

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı

İktidara yönelik en önemli eleştirilerden biri de hükümetin "güçlü" olmasına rağmen "mağduriyet" söyleminden vazgeçmeyişidir... Malum Başbakan Erdoğan"ın Merkez Bankası"nı kastederek "Artık yetti ya. Onların hesap verdiği merci millet değil... Neymiş bağımsızmış. Bilecekler ki biz bu millete er veya geç bunun hesabını vereceğiz" demesi gündemin öncelikli konusu...

Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi alanında sınanmış, liyakat sahibi iki bakan söz konusu olunca, iletişimin temel konularından biri olan "beklenti yönetimi" meselesinde çıta, ister istemez zaten yüksekte tutuluyor. Başbakan da "Faiz sebep, enflasyon sonuçtur" diyen açıklamalarıyla halk nezdindeki beklentiyi daha da yukarıya çıkarıyor. Merkez Bankası yönetimi de finans çevreleri ile hükümet arasındaki salıncakta gidip geliyor ve "beklenti yönetimi" açısından enflasyon karşısında mağdur olacakların duygu ve düşünce dünyalarına dokunacak aksiyonlarda temkinli davranıyor.

Merkez Bankası Başkanı"nın işinin kolay olmadığı açık. Piyasa ekonomisi, "fıtratı" gereği dövizle iş yapanların morallenme ihtiyacını gündemde tutar. Neden? Üretimin çarkı bu moralle daha hızlı döner de ondan. Diğer yandan paradan para kazananlar, bu moralden fazlasıyla nasiplenir. Başbakan da "faiz lobisi" diyerek kodladığı bu kesime kafasını takmış durumda. Diyor ki:

"Eğer siz yüksek faiz ile kredi vermeye kalkarsanız benim ülkemdeki özellikle yerli sermaye, yatırım yapabilir mi? Yapamaz. Yatırımı neyle, nasıl yapacak? Eğer finansın maliyeti ucuzsa onun yatırım yapma şansı vardır. Maliyeti yüksekse bu yatırımı yapmak çok zordur. Yatırımı bitiremeden çöken girişimcileri biliyoruz."

Ve ardından açık açık "beklenti yönetimi"nin hedef kitlesine de şöyle işaret ediyor:

"Herkesin başını iki elinin arasına alıp değerlendirmesi lazım. Bu ülke bizim. "Bilmem hangi kuruluş ne demiş" değil, "Biz ne dedik?" Bunu düşünmeleri lazım. Bizim süratle kalkınmamız ve bu ülkenin yatırımlarına devam etmesi lazım."

İşin tuhafı "Beklenti yönetimi"nde direksiyon muhalefette değil iktidarda. Oysa ki, muhalefet, ekonomik zeminlerde iletişimini hakkıyla yapabilse, veya bir başka ifadeyle Başbakan"ın tavrını ondan önce sahiplenebilme basiretini gösterebilse bir ihtimal, Anadolu sermayesinin desteğini de alma fırsatını elde edecek.

Niye muhalefete ayar vermeye çalışıyorsun, diyenleri bir kez daha yanıtlayalım:

İktidar alternatifi olabilecek kuvvette bir muhalefet demokrasinin sigortasıdır. Sigorta atarsa kontrolsüz güç, güç durumda kalabilir.

"Bebek mamamız GDO"lu değil"

Benim çocuklarımın tamamı o markanın ürünleriyle büyüdüler. Feodaliteden kurtulmuş, hanımların iş dünyasında aktif olarak çalıştığı bir dünyada sağlıklı hazır mama çocuklu ailelerin vazgeçilmez desteğidir. Bu yüzden, erkek olmama rağmen haber ilgimi çekti: Mulipa"nın bir ürününde GDO tespit edilmiş ve toplatılması için 80 il valiliğine yazı gönderilmiş. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de, Bakanlık soruşturmasının devam ettiğini belirtip demiş ki:

"Biz Türkiye"de bebek mamalarında ve insan gıdalarında, insanların tükettiği hiçbir gıdada, GDO"ya hiçbir şekilde izin vermiyoruz."

Olayın, Bursa"da başladığı anlaşılıyor. Bursa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü elemanları, piyasa denetimleri sırasında "Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı" ürününü alıp inceliyor ve GDO tespit ettiklerini bildiriyorlar. İşlemler başlatılıyor.

Mulipa yönetimi de çelişkili analiz sonuçlarını gösterip, özetle "GDO"lu ürünümüz yok. İhtiyati tedbir olarak ilgili parti no"lu ürünümüzü piyasadan toplamış bulunmaktayız" diyor. Bilindiği gibi ürünün firma tarafından toplatılmasına iletişim boyutunda "geri çağırma" deniyor. Keşke toplatılma kararı çıkmadan geri çağırılsaydı ve duyurulsaydı… O zaman Milupa"yı iki defa kutlardık. Çünkü "toplama" ile "geri çağırma" ifadeleri birbirini götürmüş, ardında negatif bir duygu bırakmıştır. Hele de "Bizde GDO"lu ürün yok" açıklaması, devlet "vardır" demese bile "GDO"ya toleransımız yoktur, soruşturmamız sürüyordur" ifadelerine karşı "savunmacı" bir tutumdur ve halk bir mesele "iddialaşma"ya kaydığı anda devletin beyanına inanır.

Son yıllarda bu kadar sık kötü yönetilmiş kriz iletişimlerine pek tanık olmamıştık. Üniversitelerimize mebzul miktarda örnek çıkıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.