Yazarlar Fikir özgürlüğü

Fikir özgürlüğü!

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

William Randolph Hearst temelini attığı yayıncılık anlayışıyla dünyanın geleceğine biçim verdi. Bir başka medya patronu Joseph Pulitzer ile girdiği savaş sadece kendi ülkesini değil Küba başta olmak üzere dünyanın kaderini etkiledi.

Olaylar şöyle başladı…“Amerikan kamuoyu mazlum Kübalıların İspanyol boyunduruğundan kurtulup bağımsızlık kazanmalarının tek yolunun, ABD müdahalesi olduğuna ikna olmak üzereyken, gecelerden bir gece Havana Limanı’nda demirli Amerikan askerî gemisinde bir patlama olur. USS Maine isimli gemi sulara gömülür. Başta Hearst ve Pulitzer’in gazeteleri olmak üzere ‘Sarı Basın’ ayaklanır. Ne batan geminin enkazıdır diye basılan resimlerdeki gemi Maine’dir, ne de Maine’in sahici bir resmi bulunur ama olsun ‘Remember the Maine! To hell with Spain!’ Patlama ile İspanyolları irtibatlandıran bir delil o gün bugün yoktur ama olay güvenilir tarihçilerin ‘Amerikan tarihinin en anlamsız savaşı’ diye niteledikleri bir savaşı başlatmaya yeter. İspanyol savaşı, Amerika Birleşik Devletleri’ni ‘özgür dünyanın hayırhah hamisi’, Amerikalıları ‘masum bir kültürün cömert çocukları’ olduklarına inandıran süreci başlatır.” 1898 yapımı The Freedom of Cuba filmi bu ikna sürecinin yapımıdır… Bu filmin üzerinden 120 yıldan fazla zaman geçti. Arada Küba’nın başına gelmeyen kalmadı.” (Alev Alatlı, Suç Ortağı Hollywood, sayfa: 12,14)

ALGORİTMİK BİLİNÇLER

Amerika’nın medya patronları Hearst ile Pulitzer arasındaki rekabetin bir eseri olarak Küba’da olmayan bir savaşı varmış gibi sunmalarıyla başlayan yapımlar bugün de o izde devam ediyor. Bilinçlerimiz izlediklerimizle şekilleniyor, sonra gelecek ana menü için altlık yapılıyor.

Hollywood’u ve medyanın yargı yürütme ve yasamanın yanında 4. güç olmasıyla başlayan süreçte geldiğimiz yer; teknoloji şirketlerinin ve daha bilmediğimiz finansal güçlerin yönetiminde makine-insan arası bir melez yapı: Sosyal medya. Sadece toplumsal değil kişisel iletişimin de merkezine geldi oturdu. Kamuoyunu etkilemek kitleleri yönlendirmek isteyenler için müşterisi bol bir yapıya dönüştü. Geleneksel medya dediğimiz yapıda içerik üretiminin en önemli kaynağı insandı. Şimdi ise karşımızda insan-makine melezi bir yapı var. Verileri alıp-satan satan şirketlerin, siyasi yapıların, devletlerin arasında kalan sahici insan artık önemini yitiriyor.

Sahici insanların yerini yazılımlar alırken sahici gündemlerin yerini dijital gündemler alıyor. Algoritmik bilinçler sosyal medya kullanımının ayrılmaz parçası haline geliyor. Bot, troll ve cyborglar ile şekillenen toplumlarda demokrasinin geleceği tartışmaları da gündemimizde yer ediniyor. Kamuoyunu manipüle etmek, sağlıklı tartışmaların engellenmesi, yanıltma, karıştırma derken aklımız da duygularımız da gerçeği yitiriyor. Bu pazar gün konuk edeceğim Nazife Şişman ve Fatma Barabarsoğlu birlikte kaleme aldıkları Karantina Günlerinde Evin E- Hâli kitabında diyorlar ki:

“Rasyonel davranış için muhakeme gücünün devrede olması gerekiyor. Korku insanları ekrana bağlıyor, aşırı ekran bağımlılığı insanların muhakeme gücünü zayıflatıyor. Franko Bifo Berardi ‘semiyo-kapitalizm’ diyor buna. Yani finans kapitalizmini meşrulaştıran ve akıcılığını sağlayan birtakım sayıların, kavramların tedavülde olması. Gerçekte insanların ne yaşadığı değil, bunu tanımlayanların onları nasıl gördüğü, ekranlarda nasıl takdim ettiği belirliyor her şeyi.” Cambridge Analytica skandalını anlatan Great Hack belgeselinde söylendiği gibi oluyor. Özetle filmde deniliyor ki; “Sosyal medya verilerini kullanarak dezenformasyon ve sahte haber yaparak insanların psikolojileri ile oynadık, siyasi görüşlerini değiştirmek için ikna edilebilir seçmenleri bulduk, kişiselleştirilmiş içeriklerle yönlendirdik, dünyayı bizim istediğimiz şekilde görmelerini sağladık…”

Veri madenciliği yapan şirketlerin devletlerden büyük olduğunu düşünürsek sosyal medya meydanına demokrasi platformu diyebilir miyiz?

DİJİTAL CEPHELEŞME

Geçen hafta konuğum olan Deniz Ülke Arıboğan terör ve güvenlik uzmanı, terörün yarattığı etkiler ile dinmeyen çatışmaların çözümü konusunda çalışmalar yapan Oxford Üniversitesi CRIC Merkezi’nin de bir üyesi. Son toplantılarındaki gündemlerini sordum. Cevabı ‘Sosyal medya’ oldu: Rusya ve Çin, dışarıdan dijital ağları ülkesine sokmuyor, kendi ülkelerindeki ağları kontrol ettikleri gibi diğer ülkelerin sistemlerine sızarak özellikle aşırı sağ popülist fikirlerin yayıcısı oluyorlarmış. Bot ve trol hesaplarla… ABD ve Avrupa ülkeleri de Rusya’nın iç siyasete müdahalesine nasıl engel oluruz üzerine çalışıyor… Amerikan dizi ve filmlerinde gördüğümüz Rus trollerinin seçime müdahalesi senaryolarını dikkatle izlemekte fayda var. Filmler hayatı anlatmıyor, hayat filmleri taklit eder hale gelmişken gündem dediğimiz şeyi belki de bu gözle yeniden yeniden düşünmekte fayda var…

TROL, BOT VE CYBORGLAR

“Fikir özgürlüğümüzü” korumak için önce sistemin yapısını anlamak zorundayız… Şöyle bir basit sözlük bilgisi vererek bu bahsi bitireyim. Botlar; insanları taklit eden ve çok büyük miktarda bilgi üreten bilgisayar programlarıdır. Yazılım araçları tarafından denetlenen sosyal medya araçlarıdır.

Cyborglar; içerik üretiminde insan ve makine arasında duran melez yapılar. Bot destekli insanlar ya da insan destekli botlar olan bu yapıda troller olduğundan daha etkili hale gelebiliyor.

Troller; ticari veya siyasi propagandanın ana araçları haline gelmiş durumda. İnsanları kışkırtıcı yorumlarla açıklama yapmaya iten ve tartışmalara yol açan, ‘kurumsallaşmış’ kişilere atfen kullanılıyor. Dijital gündem ortaya koyan ya da gündemlere müdahale eden trol ordusunda en güçlü ülke Rusya… Uzmanlar onlara kaos ajanları diyor.

Bu dijital çağı anlamayanın hayatta kalamayacağı bir dönemde hepimiz şaşkınız, biraz depresif biraz özgüvensiziz. Çoğumuz kadim doğrular dediğimiz şeylerin ipini hiç bırakmasa da değişimin hızı hepimizi sarsıyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.