Yazarlar Arap dünyasının film ve dizilerle tersyüz edilmesi

Arap dünyasının film ve dizilerle tersyüz edilmesi…

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

VECİDE ve UM HARUN

Vecide 2012 yılında Suudi Arabistanlı bir film yönetmeni olan Hayfa al Mansur’un ilk uzun metraj filmi. İKSV Film Festivali’nde oynayan filmi yeni izledim. Anlaşılan o ki Vecide filmi Mansur’a yönetmenlik kariyerinde dünyanın kapılarını açmış. Onu Amerika’nın ve dünya film piyasalarının desteklediği bir yönetmen haline getirmiş. Öyle ki 2019 Davos konuşmacıları arasına davet edilmiş. Filmin tamamı Suudi Arabistan’da çekilmiş, Kral tarafından desteklenmiş, pek çok uluslararası ödülle taçlandırılmış. Suudi Arabistan’da kadın konusunda yapılan ilk film olması da dikkat çekici. Film boyunca Suud’da kadınlara yasak olan yaklaşık 27 maddede toplanan her konuya değinilmiş. Hikâye akışı kız çocuklarının bisiklet kullanma özgürlüğü merkezinde ilerliyor. Filmde bir unorthodox potansiyeli ve sertliği yok ama çok şey anlatılmış. Üzerine kuma gelen bir anne-kız hikâyesi kapalı kapılar ardında evlerin içine giriyor. Senaryo da yönetmene ait. Bahreyn’de yaşayan Hayfa al Mansur’un kariyeri ve yaptığı diğer filmler de dikkat çekici. Batı medyasının sevdiği takdir ettiği bir Müslüman yönetmen!

Vecide küçük küçük isyanları olan yetişkinlik basamağında bir kız çocuğu. Okula giderken aynı mahalleden Abdullah ile arkadaşlık ediyor. Aralarında küçük çekişmeler yaşıyorlar ama Vecide hiç de altta kalmıyor. Mesela sandviçini ona kaptırmıyor. Bu küçük çekişmelerde Vecide erkek çocuğun üstünlük sebebini de bisiklete sahip olması olarak görüyor. O da film boyunca bisiklet sahibi olmak için çalışıyor. “Kızlar bisiklete binmez’’ uyarısına rağmen bu isteğinden vazgeçmiyor ve her şeyi göze alıyor. Hatta bisikleti kendi parasıyla satın alabilmek için büyük kızların oğlanlarla mektuplarını götürüp getiriyor, her seferinde yakalanıyor tabii! Vecide bunlardan sonuç alamayınca para kazanmak üzere istemeye istemeye okuldaki Kur’an okuma yarışmasına katılıyor ve kazanıyor. Ödül konuşmasında öğretmen para ile ne yapacağını sorunca, “Bisiklet alacağım’’ cevabıyla, kız okulunun salonunda soğuk rüzgârlar estiriyor. Okul müdürü buna izin vermeyip Vecide’nin bisiklet almak için canhıraş çalıştığı ödülü “Filistinli kardeşlerine bağışladığını’’ duyuruyor.

Buradan, Arap dünyası ve İsrail ilişkileri üzerine değişen dengeleri yansıtan ve Ramazan’da kamuoyu gündemini işgal eden bir diziye geçmek istiyorum: Um Harun yani Harun’un annesi. Bu diziyle Arap dünyasının Filistin konusundaki tüm tezleri tersyüz ediliyor. Dizi bu, aldırmayın demeyin, sinema her zaman politiktir.

Suudi Arabistan’ın MBC1 televizyonunda yayınlanan “Um Harun” dizisi Ramazan başında yayına başladı. Dizi Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde sokağın iknasında önemli adımlardan birisi. Ve özellikle de hikâye Kuveyt’te geçtiği için Kuveyt başta olmak üzere her yeri etkiledi. 1940’larda Kuveyt’teki Yahudilerle Müslümanlar arasındaki ilişkileri ve oradaki 200 Yahudi ailenin sürülüş hikâyesini konu alıyor. Yahudi bir karakterin açılış konuşmasında “Ayak izlerimiz kaybolmadan ve hayatlarımız hatıralarda yer almadan önce zamana yenik düşeceğiz. Biz, Körfez topraklarında doğan Körfez Yahudileriyiz” diyor. Suudlu ve Kuveytli oyuncuların oynadığı dizide Yahudiler bir Arap ülkesinde “adaletsizliklerden mustarip’’ olarak sunuluyor. Ayrıca Kuveyt Yahudileri ve onların Müslüman komşularıyla olan ilişkilerine odaklanmak da Arap televizyonları için bambaşka bir bakış ortaya koyuyor. Film İsrail’de de tartışılıyor. İsrail ordu sözcüsü “Um Harun’un yayını sırasındaki Yahudi karşıtı tepkilerden sonra ortaya çıkardığımız sonuç, bugün yardım için çağrıda bulunan mağdur bir halk olmadığımızdır” ifadelerini kullanırken, bir İsrailli gazeteci, “Kuveyt vatandaşlığı istiyoruz” diyor. Halk arasında orada evi-dükkânı olanların orijinal tapuları gündeme geliyor. Kuveytliler dizide pek çok hata olduğunu, tarihi çarpıttığını söyleyerek tartışmaları parlamentoya taşıyor.

Yahudilerin bu topraklarda ezelden beri var olduğu tezine destek veren dizideki diyaloglar, şimdiye kadar İsrail devletinin varlığını reddiye üzerine kurulu tüm söylemi tersyüz ediyor. “İsrail ile artık dostuz”’ mesajı dizi oyuncularının diyaloglarında yer alıyor. Suudi oyuncu Raşid eş-Şamrani tarafından canlandırılan karakter, “Beğen ya da beğenme İsrail var” derken, kızının İsrailli çocuklarla internet oyunları üzerinden arkadaşlığını teşvik ediyor. Değişen tüm söylem olası itirazlara verilmesi gereken cevaplar dizide yer alıyor. Senaryoda Suudi Arabistan’ın en çok yardım ettiği insanların Filistinliler olduğu belirtilirken, en çok düşmanlık yapanların yine onlar olduğunun altı kalın çiziliyor.

İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan bu dizideki tezler bugün uygulamaya geçmiş durumda. İki gün önce sosyal medyada çokça yazıldı. Dizinin finansörlerinden BAE’den Filistin’e giden yardımların Filistinli hükümet yetkililerine hiç haber verilmeden Ben Gordion Havalimanı’na indirilmesine, kendilerinin muhatap alınmamasına, Filistin yönetimi büyük tepki gösterdi. Bu olay Filistinliler ile ilgili tek muhatabın İsrail olacağının bir göstergesi olarak yorumlandı.

Diziye ilişkin Türkçe yayınlanan Şarkul Avsat gazetesi başyazarı Abdurrahman Raşid’in yazısı da önemli. “İsrail ve Yahudilerle birlikte yaşamın günümüzün gerçekliğini yansıttığı iddiası” ve Raşid’in Türk dizilerine değinmesini, Suud yönetiminin iddiası ve amacı olarak görmek gerekir. Dizi deyip geçmeyin…

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.