Yazarlar Dar alanda kırk boğum

Dar alanda kırk boğum…

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock, “İdlib, on yıllardır gördüğümüz en büyük insani felaket olabilir. 21. yüzyıldaki en büyük felaket olduğuna zaten şüphe yok” dedi. Şam yönetiminin “İdlib’de kontrolü sağlama konusunda son derece kararlı” olduğunun altını çizen Lowcock, bu durumun “endişe verici” olduğunu söyledi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Dar alanda kırk boğum…
Haber Merkezi 01 Eylül 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Dar alanda kırk boğum… yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Aslında okuyup geçtiğimiz bu haberin arka planında neler oluyor. Ne oldu da Rusya Amerika, İran ve hatta Çin ardı ardına açıklamalar yapıyor. Düğümün ortasında da Türkiye hedef gösteriliyor. Doğrusu bir bilene sordum ve edindiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

İdlib Türkiye için birçok noktada büyük önem taşıyor. Bir tür eşik. Bu eşiğin aşılmasıyla bölgede çok şey değişebilir. Türkiye’nin bölgeye ilişkin uyarıları aşağıdaki noktalar dikkate alındığında daha iyi anlaşılabilir.

Her şeyden önce buradaki gelişmeler bir insani felakete dönüşmek üzere. Türkiye bu konuda olabildiğince herkesi, özellikle de BM’yi harekete geçirmeye çalışıyor.

BM rakamlarına göre İdlib’in nüfusu 3. 5 milyon. Türkiye sınırı boyunca kampların olduğu Atme bölgesinde ise 1 milyondan fazla insan yaşıyor. Bir sene önce burasının nüfusu 850 bin civarındaydı. Doğu Guta ve Hama saldırılarının ardından gelen göç ile bir milyona ulaştı. İdlib’e yapılan her türlü saldırı bu bölgedeki insanların sınır kapısına dayanmasına sebep olacak. Kritik ve dar bir alana sıkışmış insanların gelebileceği son nokta Türkiye kapısı. Bu insanların kapılara yığılması halinde bizim sivil kuruluşların bunu karşılayabilmesi çok zor.

Türkiye böyle bir olasılığa karşı insani bir kriz durumunda Afrin’in Cinderes bölgesine iç göçü yönlendirmeyi planlıyor. Ancak orada da bir takım sorunlar çıkabilir. İçeride uyuyan silahlı hücreler çatışma ortamını canlandırabilir. Türkiye’nin çatışmasız çözüm için uğraşmasının önemli sebeplerinden bir diğeri de bu.

Türkiye’nin İdlib’de 12 gözlem noktası olması, askerlerimizin varlığı, bunların da Suriye rejiminin taarruz planı karşısındaki durumu da itiraz sebepleri içinde önemli bir başlık.

İşin düğüm noktalarından birisi de bölgedeki ılımlıdan radikale uzanan İslami cihatçı gruplarının durumu…

Türkiye HTŞ‘yi 31 Ağustos’ta terör örgütü ilan etti. Bu önemli bir gelişmeydi. HTŞ, içinde birçok silahlı örgütün yer aldığı bir çatı örgüt. Bunun karşısında bir de Ulusal Kurtuluş Cephesi var. Türkiye bu çatının altındakilerinin silahlarının bırakmasını istiyor. HTŞ bu çağrıya destek vermiyor. Dün İdlib’de Cuma namazı çıkışında bir gruba HTŞ içindeki bir radikal grubun ateş açması da bunu gösteriyor.

Türkiye burada çatışmasız çözüm için onları ikna etmek üzere de kritik bir rol üstlenmiş durumda.

Ilımlıların radikallerden ayrışması mümkün olabilecek mi bunu zaman gösterecek. Bu aynı zamanda silahlı grupların tahliye edilmesini de beraberinde getirecek.

HANGİ ÜLKE NE İSTİYOR?

Astana süreci ile çatışmasızlık bölgeleri ilan edildi. Türkiye de ısrarla bunun üzerinde duruyor. Ancak Rejim güçleri ve İran, Rusya’nın hava desteğinde bunu ihlal etti.

Rejim ilerlemeye başladıktan sonra bölgedeki muhalifler püskürtüldü. Bunlar kaça kaça İdlib’e kaçtı. İdlib böylece muhaliflerin son kalesi oldu. Söylenen o ki Rejim ve Rusya, İran’ın da içinde bulunduğu güçlerle muhalifleri burada imha edecek.

Rusya bu harekâtı için bu gruplar içinde Çeçenlerin olmasını gerekçe gösteriyor. Çin ise Asya’dan gelen cihatçı grupları gerekçe gösteriyor. Bir de orada Avrupa’dan giden yabancı cihatçılar var ki bunları hiçbir ülke istemiyor. Görünen o ki onların orada imha edilip geri dönmeleri engellenmeye çalışılıyor. Bu nedenle de Rejim güçlerinin oraya yapacağı saldırıya birçok ülke oluşturacağı insanı krize aldırmadan, silahlı gruplarla sivillerin iç içe olmasını dikkate almadan destek veriyor.

Türkiye ise bölgede çatışmasız çözümü isteyen neredeyse tek ülke. HTŞ içinde kırılmalar başladı, insani bir krize sebep olacak bir saldırı olmadan da çözüm bulunabilir mi onun arayışları içinde. Ayrıca Suriye rejimi topraklarının %90’ını da geri kazandı, Anayasa yazım süreci başladı ki Türkiye bu sürece tam destek veriyor. Ancak Suriye muhalefetini de karşısına almak istemiyor. Muhalifler ile silahlı grupların ayrıştırılmasının ve tahliyesine katkı sağlamanın daha doğru bir strateji olduğuna inanıyor. Türkiye’nin bu stratejisine Avrupa’nın destek vermesi de büyük önem taşıyor. Çünkü çatışma halinde sınıra yığılan insan sayısı en düşük tahminle bile 500 bini aşacaktır. Bunların içinde Avrupa’ya yeni bir göç akını da yeniden başlayabilir ki Avrupa iç siyaseti buna karşı şimdiden söylem üretmeye başladı.

Bir başka önemli nokta da İdlib’de olanların Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna ilişkin planlarını da etkileyecek gibi görünmesi. Ayrıca Fırat Kalkanı bölgesi de bir başka başlık.

Ez cümle Türkiye İdlib bölgesinde hassas olmak zorunda.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.