Yazarlar Dedem Korkut mu, Hobbitler mi?

Dedem Korkut mu, Hobbitler mi?

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

‘’Türk Masalları satıyor mu’’ sorusunu, Türkiye’de çocuk yayıncılığını hem içerik hem de yayıncılık açısından en iyi bilen isimlerden birisi olan, aynı zamanda masal yazarı ve akademisyen Dr. Melike Günyüz’e sordum. Melike net bir cümleyle; Avrupa masalarının her zaman Türk masalları ile kıyaslanamayacak derecede çok sattığını söyledi.

‘’Grimm masalları, Andersen masalları, La Fontaine masalları’’ hepsi her dönem yeniden elden geçiriliyor, resimleniyor, dönemin ruhuna göre güncellenerek her dönemin çocuklarının belleklerinde de kütüphanelerinde de yer alma başarısı gösterirken bizim masallarımız bu uyarlamadan geçmiyor ve bu nedenle de kitap olarak satışları çok düşük.’’Melike Günyüz günümüz Türk yazarları tarafından kaleme alınan fabl türü yeni masal kitaplarının daha çok tercih edildiğini de söylüyor.

Anlaşılan o ki Dede Korkut başta olmak üzere Türk destanlarının bugünün çocuğuna göre yeniden uyarlanması, yazılması, resimlenmesi gerekiyor. Ancak o zaman Türk çocukları bir Andersen masalları kadar Dede Korkut masallarını bilebilir. Hobbitleri ve pek çok kelt mitolojisine ait kahramanları ezbere bilen Türk çocuklarının Oğuz Türkleri’nin kahramanlık destanını bilmemesini bir kayıp olarak görüyorum. Burada ödev kime düşüyor bilmiyorum ancak Dede Korkut destanlarının Türk kültürünün atlası olarak daha çok çocuklarımızın belleklerinde yer etmesini isterdim..

Bu konuya nereden geldim derseniz. Malum bu pazar günü Türk Kahvesi programı var. Konuğum Mustafa İsen olacak. Mustafa İsen yaptığı çalışmalarla Türk edebiyatına değer veren ve verdiren bir kültür insanı olarak özel bir konuma sahiptir. Program öncesi kitaplarına göz atarken dikkatimi çeken , noktalardan birisi de Dede Korkut masallarına verdiği önem oldu. Öyle ki bu masalların Sırp, Hırvat dili dahil pek çok dile çevrilmesine de katkı sağlamış olan Mustafa İsen Dede Korkut’un önemini şöyle anlatıyor:

‘’Dede Korkut kitabı, gerek yurt içinde gerek yurt dışında üzerinde pek çok inceleme yapılan eserlerin başında geliyor. Hatta denebilir ki üzerinde en çok tartışma yapılan eser de yine Dede Korkut Destanı’dır. Fuad Köprülü’nün ‘’Türk Edebiyatı’nın bütün eserleri terazinin bir tarafına, Dede Korkut öbür tarafına konsa yine Dede Korkut tarafı ağır basar’’ cümlesi onun Türk edebiyatının temel kitaplarından birisi olduğunu ifade eder.’’

Dede Korkut Rusçaya,İtalyanca’ya,Almanca’ya,İngilizce’ye, Sırpça-Hırvatça’ya beş dile çevrilmiş bulunuyor. Mustafa İsen Varayım Gideyim Urumeli’ne isimli kitabında Sıpça-Hırvatça çevirisini yapan prof. Dr. Slovoljub ile yaptığı mülakata da yer vermiş. Mülakatı okurken Sırp çevirmenin vardığı farkındalığın bizde de oluşması temenni ettim.

Djindjiç destanın çeviri metodunun farklı olduğunu, filolojik bir çeviri yapılmadığını, destanın sesini ruhunu yansıtacak edebi tercüme yaptığını söylüyor ve ilave ediyor: “ Oğuz kahramanlık destanlarının kendine özgü üslubu çevirmen için bir zorluk oluştursa da bu tip eserler için yeni bir çeviri modeli kurmak gerekti. Türk destan üslubunun ses tonunu muhafaza etmek, atmosferin yoğunluğunu aktarmanın yanında, yeknesaklık tuzağına düşmemek gerekiyordu. ‘’

Türk destanının bütün edebi, kültürel ve tarihsel niteliklerini temsil eden ve dünya destan hazinesindeki önemli bir yeri olan Dede Korkut’u Türk çocuklarına okutabilmek sadece bu tesbiti yapmakla ya da ‘okuyun’ demekle olmuyor. Çocukların okuyabileceği uyarlamaların Sırp çevirmenin sözünü ettiği unsurlar korunarak bizim tarafımızdan da yapılması gerekiyor. Kelt mitolojisinin ormanlarını ezbere bilen o büyülü dünyada yaşayan çocuklar neden bizim otlaklarımızı obalarımızı öğrenemesinler sevmesinler…Bu arada bu formata uyan Şafak Tavkul’un yazıp resimlediği Küçük Ok kitap serisini tavsiye ederim. Kitapların isimleri içeriği anlatıyor. ‘’Uyuz İnek Nasıl Boğa Olur, Tepik Oyunu ve Kuyruksuz At’’. Çocukları Bamsı Beyrek, Boğaç Han ile tanıştırmanın, ‘’at binmenin, boy boylamanın soy soylamanın’’ ne demek olduğunu anlatmanın vakti geldi de geçiyor…

BİLGİSAYARIN ŞARJI BİTİNCE İLİM BİTİYOR…’’

Perşembe akşamı televizyonlarda onlarca dizinin arasında Habertürk’ün Cübbeli Hoca ile yaptığı ‘’Türkiye’nin Nabzı’’ programı benim dahi ilgimi çekti. Benim dahi diyorum zira bir yıldır filan tartışma programı izlemiyorum. Hoca’nın fikirlerine katılıp katılmamak ayrı bir konu. Burada bizi ekran karşısına çeken, Cübbeli Hoca’nın tutarlı bir din adamı profili çizmesiydi. Ayrıca programda ‘her tür soru soruluyor, o da açıklıkla yanıtlıyor’ duygusunu izleyiciye geçirdi. Kendi tabiriyle ‘’bilgisayarının şarjı bitince ilmi biten’’ din adamlarından olmadığını gösterdi. Pek çok konuda hemfikir olmasam da! Mesela çocukların özellikle genç kızların okula gönderilmemesinin sonuçları kadınlar cephesinden ayrıca tartışılsın isterdim. Diğer taraftan Cübbeli Hoca ‘’mektepçi değiliz’’ derken konuya ilişkin genel bir yaklaşım ortaya koydu ki; bu mesele başta Amerika’da olmak üzere dünyanın pek çok yerinde farklı dinlerde de tartışılan bir konu olmaya devam ediyor. Programda şaşırdığım, ilginç bulduğum pek çok bilgi de vardı. Türkiye’nin bölgenin geleceğinde karşılaşacağı sorunlar açısından önemli uyarılarda bulundu. ‘’Derin devlet olmazsa sığ devlet ortaya çıkar’’ dedi. Diyanet’in raporunu eleştirdi. Bu raporda yer alan 2 bin selefi örgüt tesbitine dikkat çekti. Maturidi ekolünün zayıflatılması, şii-selefi anlayışın yayılması, din eğitimindeki başarısızlık önemli tespitlerdi. Doğrusu Cübbeli Ahmet Hoca’nın söyledikleri üzerinde artısı ve eksisiyle düşünmeliyiz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.