Yazarlar Düşman üretmek

Düşman üretmek

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

1930"lardan bu yana Cumhuriyet"in kurucu ideolojisinin en iyi yaptığı şey "düşman üretmek" oldu. Türkiye"de militarist ideolojinin belirli dönemlerde sistemi yeniden restore etmek için başvurduğu yollardan birisi olarak bu yöntem her devirde uygulanıyor. İlk yıllarda millet yaratmak için, sonrasında orduyu düzene sokmak için, sonrasında da uluslararası sisteme entegre etmek için derken arka fonda militarist ideolojinin hakim olduğu bir çok çatışmanın içinde büyüdük hepimiz. Şimdi ise Türkiye"nin güvenlik şemsiyesini oluşturanlar farklı bir değişime ihtiyaç duyuyorlar. Sokaklar yeniden canlanıyor, canlandırılıyor. Uyuyan hücre örgütler uyanıyor, silahlı çatışmalar, kamplaşmalar her zaman tutan mezhep ayrışmalarını körükleyecek acı hadiseler yaşanıyor. Nasıl geçmişte bu tutum halkın iktidarına yol açmadıysa bugün de açmayacak. Sadece militarizmin güçlenmesine neden olacak. Sokak çatışmalarının artması Türkiye"de geçmişte olduğu gibi bugün de militarist ideolojinin tekrar güçlenmesinden başka bir şeye hizmet etmeyecek...

DAR GEÇİT

12 Eylül darbesi öncesinde oluşturulan ortamın bir benzerini izler gibiyiz. Tüm bu hadiselere karşı nasıl bir tutum alacağız? Geçmişte birçok kez denenip tutan ayrıştırıcı formüllere aldanıp birbirimize düşman hale mi geleceğiz? Yoksa bunlara aldırmadan insanlık ortak paydasını koruyarak yolumuza birlikte devam mı edeceğiz? Bol test içeren bir imtihanın içindeyiz. Ak koyun-kara koyunun karıştığı bu dar geçitte artık kimsenin apolitik olmak gibi bir lüksü yok. Ancak düşmanlık politikalarına teslim olursak kaybedeceğimiz bir 30 yılımız olacak önümüzde. Hem maddi hem manevi... Geçmişteki tecrübeler de bunu gösteriyor.

DİNDARLIĞI ANLAMLANDIRMAK

"Dindarlığın kendisi zaten anlamlı bir şey" diyenler olsa da bu yüzyılda bu anlamın yeniden güçlendirilmesi gerekiyor. Eğer bunu yapamaz, dini şekilcilikten çıkarıp içi dolu hale getiremezsek İslam"a zarar veririz. Müslümanlar din düşmanlığını artıracak birçok olayın öznesi haline gelebilir. 11 Eylül senaryolarının benzerlerini izleyebiliriz. Kalkınmanın maddi göstergelerle ölçümlendiği bir çağda dindarlık kabuğunun içini doldurmaya daha da çok ihtiyacımız var. "Bizi Müslüman yapan değerleri uygulanabilir hale nasıl getirebiliriz?" sorusuna cevap aramaya da!

Değerli olanın göstergelerle algılandığı bu yüzyılda; bu göstergelerle manevi değerleri ön planda tutan dünya görüşümüzü örtüştürebilmek başlı başına bir kaos oluşturuyor. Manevi değerleri maddi değerlerle örtüştürmeye kalktığımız anda ise anlam haritamızı bozan bir durum ile karşı karşıya kalıyoruz.

Nevzuhur bir mütedeyyin kimlik: Dindar mı? Dünya vatandaşı mı? Demokrat mı? Solcu mu? Milliyetçi mi? Militarist mi? Muhafazakâr mı? İslamcı mı?

Dindarlığı anlamlandırmak tam da bu noktada önem kazanıyor. Birçok kavramın içi boşalıyor. Zarf ile mazruf arasındaki ilişki kopuyor ve her birimiz bambaşka yerlere savrulup duruyoruz. Her şeyden önce iletişim kaynağı olan kelimelerin anlamları kopuyor. İnsanlığa hizmet, hayır, yardımlaşma, medeniyeti idrak gibi kavramları kullanmak hoşumuza gidiyor. Bu kavramların içinin boşaltılmasının oluşturduğu boşluk ise yaptıklarımızı faydasızlaştırıyor. Dindarız derken bir olmamışlık hali içimizi sızlatıyor. Buna bir de nesil farkı ekleniyor. Eğittiğimizi zannettiğimiz gençler bizi eğitiyor. Nesiller arasındaki çatışmayı anlam arayışından sıyrılıp göstergelerin arasında sıkışıp kalınca daha çok görüyorum. Tüketim kültürüne ve yaşantısına teslim olmuş, kapitalizmi sorgulamayan marka meraklısı "dindar gençler" ile sosyalistlerle aynı saflarda, ezilmişlerin yanında olan ancak yanındakilerin ideolojsini sorgulamayan "dindar gençler". Apolitik dindarlık ile politik dindarlık kavramları kelimelerimiz arasına girmeye başlıyor. Samimi bir yüzleşmeye ihtiyacımız var. Etrafımızdaki gençlerden kopmamak, dindarlığımızı anlamlandırabilmek ve anlatabilmek için...

MANEVİ YALNIZLIK SENDROMU...

Geçen hafta Etyen Mahçupan"ın "Manevi Yalnızlık Sendromu" yaşayan aydınlara ilişkin yazısındaki her satır yaşanmış bir anıyı bir sahneyi gözümde canlandırdı. "Her şeyi bilen ama topluma bildiklerinin ancak bir kısmını söyleyen, görünen gerçekliğin arka planına vâkıf. Üstelik hemen hepsinin hali vakti de yerindeydi. Merkeze kapağı atmış olmanın imtiyazını kullanıyor, birbirleri hakkındaki bilgi ve kurdukları ilişki sayesinde kendilerini vazgeçilmez kılıyorlardı... Gerçek arkadaşları olmadı. Hiçbir muhtemel arkadaşlığa itina göstermeyi bilemediler. Kendilerini samimi bir şekilde başkalarına açma yeteneklerini çoktan kaybetmişlerdi belki de... Kızgınlar... Yenilmiş hissediyorlar... Ve kendilerini iyi hissedebilecekleri yeni bir pozisyon yaratamıyorlar. Gazeteci olmaktan çıkıp fahri siyasetçiliğe soyunduğunuz zaman, elinizde sadece savunmak istediğiniz pozisyon kalır ve bazı pozisyonlar maalesef analiz yapmaya müsait değildir."

Oportünizme, güçlü olana yakın olma ve öyle görünme isteğine, eleştirileri fısıldayıp bağıra bağıra övgü düzme haline o kadar çok aşinayız ki...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.