Yazarlar Kendinden nefret edenler

Kendinden nefret edenler

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Bugün öyle dünyada şu oldu bu oldu filan yazmak istemiyor canım. Havalardan mı bilmem! Can sıkacak çok mevzu var aslında. Her yerde ayrı kazan kaynıyor sanki, buna bir de Avrupa ilave oldu. Hele de şu Norveç’teki NATO tatbikatında hedefe Erdoğan resmi koyan Norveçli subayın TC asıllı olması. Kendinden, yani ülkesinden nefret eden ne kadar çok insan var etrafta. Kısaca hain olmaya hevesli meraklı insanlar…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ayşe Böhürler : Kendinden nefret edenler
Haber Merkezi 12 Kasım 2017, Pazar Yeni Şafak
Kendinden nefret edenler yazısının sesli anlatımı ve tüm Ayşe Böhürler yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Frantz Fanon bu durumdakileri; ülkelerine karşı fikirlerini Batı tarafından  kumbaraya kuruş atar gibi beyinlerine atılıp doldurulduğu insanlar olarak tasvir eder.

Bir taraftan da Batı hayranlığı sürüyor. Hâlâ duyuyorum, Amerika’da Avrupa’da huzur varmış, hiç bizim gibi değillermiş, bizde kutuplaşma varmış onlarda yokmuş. Bu mevzular bir de kadın, şiddet, istismar konulu sohbetlerde daha çok tekrar ediliyor. Amerika ve Avrupa’yı saran taciz haberleri sadece Hollywood’la sınırlı değil, İngiltere’de bir bakan istifa etti, ABD’de yeni seçilmiş bir senatör  pedofili nedeniyle istifaya zorlanıyor, barışçıl Kuzey Avrupa erkeklerinin  Uzakdoğu ülkelerine pedofili amaçlı seyahatleri sıradan vaka olarak kabul görülürken bu lafların edilmesi körlüğün bu kadarı da olmaz dedirtiyor insana. Hollywood’da cinselliğini adabıyla, hukuyla yaşayan erkek kalmadı nerdeyse. Kevin Spacey, Lois CK, Sylvester Stallone en bildiklerimiz. Liste daha uzayıp gidiyor. Buna Avrupa film piyasası da katıldı biliyorsunuz. Fransa ve Almanya’da kadınlar uğradıkları tacizleri itiraf etmeye başladılar. Bizim sanat çevrelerinde ise hâlâ “Türkiye’de yaşanmaz…” sesleri kulaklarımıza geliyor. Bu arada tabi bizim film piyasası da pek masum sayılmaz! Sadece kıyasla çapları küçük kalabilir.

Bu arada Türkiye’yi yabancı ülkelerde sadece ve sadece kadına yönelik şiddet, töre cinayetleri gibi konularla tanıtmayı görev edinen bir kesim de var ki, alanlarında uzmanlar. Mevzu ülkeyi kötülemek olunca kadınla ilgili konularda malzeme bol. Bu kötülük ülkenin değil de insanın kötülüğü amma velakin bunu söyleyen yok. Ülkesinden nefret ederek kendisini yücelteceğine inanan bir alay insan. Bu kesimin Hollywood tacizleriyle başlayan bu son açıklamalara ilişkin yorumlarını da merak ediyorum. Ha bir de hep önümüze gelen bir tez var ona da bakmak lazım: “Batıda herkes cinselliğini rahatça yaşıyor ve bu nedenle taciz- tecavüz –şiddet olayları yaşanmıyor…” Hâlâ bu tezi savunan var mı acaba?

Ne diyeyim Allah hepimize Mizanü’l-Akıl versin.

  • Çatı aday
  • Bu tanımlama altında kastedilen, her tarafla iyi geçinen, herkesin sevebileceği  (nasıl olabilecekse) ve herkesle uyumlanabilme kabiliyeti olan birisi. Ne etliye karışacak ne sütlüye. Yani bir tür kendi kimliğini ortaya koymayan birisi. Bence olağandışı bir insan profili. Böyle bir insanın olduğuna da Türkiye’nin böyle bir başkan adayına ihtiyaç duyduğuna; ya da seçmenin bunu tercih edeceğine de aklım basmıyor. Duygum da ruhum da aklım da “çatı aday” beklenti ve söylentisinin gerçekçi olmayıp Türk siyasetinde oyalanma vesilesi oluşturduğuna inanıyorum.
  • AK Parti milli birliği nerede aramalı?
  • Siyaset yazmayı ve yorumlamayı pek sevmesem de bugünlerde haberleri izlerken aklımdan geçen bir düşünce var. İzliyorum, dinliyorum, gözlemliyorum. Olaylara içerden dışardan bakmaya çalışıyorum. Gördüğüm bir resim var. AK Parti kısır çekişmelerin oluşturduğu iç hasımlıklara ne kadar az pirim verirse o kadar çok kazanır. Bu çekişmeler çekişen kişiye kazandırabilir ama Parti’ye itibar kaybettiriyor.
  • Bu çerçevede 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ismi sıkça siyasi çevrelerde 12. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan karşısında bir çatı aday fikriyle öne sürülüyor. Sayın Gül’ün bu fikre sıcak baktığını düşünmüyorum. Tanıdığım kadarıyla, beraber yol aldığı, birlikte Parti kurduğu bir adayın karşısına, her ne yaşanmış olursa olsun çıkmaz. Burada iki taraflı adımların da önemine inanıyorum. Dünya konjonktürünün gerçekten çılgınca savrulduğu bir zaman diliminde, ülkenin selametinin “milli birlik-mutabakat”  gibi kavramlarla ifade edilen siyasi mühendislik hesaplarından ziyade; Ak Parti’nin kurucu ruhunun dayanışmasında olduğuna inananlardanım.  Zaman inşallah beni yanıltmaz!

Araf gençliği

Araf gençliği, ne boş ver gitsin yan gel yatsın diyebiliyorlar ne de bizim gibi ağır sorumluk ve ciddiyetten geberiyorlar. “Toplumcu” ya da “ideolojik kavrayış” filan gibi laflara da itibar etmiyorlar. “Kendimi yaşayayım” psikolojisinden uzak olmasalar da tam o kafada da değiller. Daha onları tanımlayacak kelimeyi bulamadım. Belki de tanımlanmak istemiyorlardır, onu da bilemiyorum. Ancak tecrübeye önem vermediklerini görüyorum. Benzer bir noktamız var o da “bizim yaşımıza” gelince çok daha iyi şeyler yapacaklarına olan inançları… Şimdi buna “la havle” çekebiliriz ama unutmayalım ki biz de o yaşlarda öyleydik, büyüklerimiz de bize “la havle” çekiyordu. Gençlere bakıyorum, dünyada olan bitene takılmıyorlar da olan bitenlerin onlara değmeyeceğinden emin olma halleri beni biraz endişelendiriyor, sinirlendiriyor da diyebilirim. Gerçi yaşayıp yaşayıp deneyip deneyip, başaramayıp en nihayetinde kimseye (kendimiz dahil) şekil ve nizam veremeyeceğimizi öğrenip “nasıl biliyorsanız öyle yapın” demeyi öğrendik zannediyordum!!!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.