Yazarlar ​Siyasi düşünceler nasıl gelişir ​

​Siyasi düşünceler nasıl gelişir ​

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı

Prof. Dr. İsmail Kara’nın “Hilafetten İslam Devleti’ne Çağdaş İslâm Siyasi Düşüncesinin Ana İstikamet ve Problemleri’’ isimli, Şehir Üniversitesi’nin akademik yayınları arasında yer alan yazısını bu hafta cumalık olarak gönderdiği e-postada buldum.

Tam da “İslamcılık’’ meselesi “ideoloji” ile tarif edilebilir mi, “Siyasetin İslami düşünce üzerinde, İslami düşüncenin siyaset üzerindeki etkisini’’ konuşmalıyız diye düşündüğüm bir zamanda bu yazıyı okudum. Doğrusu hem kavramsal hem de tarihi olarak özet bir çalışma olarak yazıyı tavsiye ederim. “Çağdaş İslam siyasi düşüncesini hem kaynakları ve arayışları hem de ana mantığı ve yaklaşımları, nihayet yorumları itibariyle Çağdaş İslam/Türk düşüncesinin alt bir birimi olarak ele almak doğru olur. Hem oryantalistik çalışmalarda hem de Türkiye dahil Müslüman coğrafyada çağdaş İslami düşünce ve hareketlerin, İslamcılığın –belki örtük olarak İslamın da– siyaset merkezli hatta bazan siyasetle/siyasal olanla sınırlı ele alınması, kasıtlı olsun olmasın, vurgulu-uyarılmış bir alan oluşturmaya dönük olduğu kadar bir daraltma ve anlama darlığı da ortaya çıkarmıştır.’’

İsmail Kara’nın 109 sayfalık, ve uzun bir kaynakça ile kaleme aldığı makalesi İslamcılık fikrini nereye konumlandırdık, konumlandırmalıydık ya da konumlandıramadık konusunda bize üzerinde düşünecek veriler ve bir akış ortaya koyuyor. Okunup tartışılmasında fayda buluyorum. Diğer taraftan

ilim irfan ve ahlak ile islami siyasi düşüncesinin harcını, yenilenen dünyada tekrar tekrar konuşmak için dar muhitlerde değil sağlıklı ortamlarda gelişebilir.

Çağdaş siyasetin gerekleriyleİslami düşüncenin gelişimi ve buna bağlı siyasi düşünce pratiği ne olmalı konusunda yenilenmeye ihtiyacı var.

Herkesin kafasında bambaşka bir İslami düşünce pratiği var. Dünyanın da toplumun da bir kesimi ne yaparsak yapalım fikrini değiştirmeyecek. Ancak iletişim kurma imkanımız olan bir yeni nesil var ki onlarla irtibat kanallarını açık tutmak gerekir. Yenilenme bir ihtiyaçtır ve bu sadece sıcak gündemin başlıklarını olayları tartışarak yapılamaz. Derin düşüncelere de tartışma zeminleri açmak gerekir.1990’lu yıllarda bizim de şimdiki gençlerden farkımız yoktu, her fırsatta tartışmak, kıyasıya eleştirmek istiyorduk. O dönemin tartışma zeminleri paneller, sempozyumlar, dergiler, ruberu sohbetler fikirlerimizi geliştirmeye çok katkı sağladı. Şimdi mecralar değişse de gençlerin arayışlarına dikkat kesilmek gerekir.

Habertürk televizyonunda Veyis Ateş’in Dücane Cündüoğlu’nu konuk ettiği programa editörlerinin attığı “İslami ideoloji neydi ne oldu’’ başlığını görünce ‘ideoloji’ kavramsallaştırması yerine, islam siyasi düşüncesi ve pratikleri üzerinden bir değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatiyle bu notları düşmek istedim…

DİNDARLIK GERİLER Mİ?

Bugünden geriye dönük tahlillerimizi sağlıklı bulmuyorum. Bir avuç insanken, kımıldaycak yerimiz yokken, dar, kısıtlı bir yaşam alanında yasaklı bir düzende, en ufak baş çıkartmanın velveleye sebep olduğu günlerde dindarlığımız şahaneydi de şimdi gerilemiş filan değil. Bilakis, geriye baktığımda kendimizi eleştirecek çok şey buluyorum. Diğer taraftan öyle o dönemlere olduğundan fazla önem vermeyi, mağdur edebiyatının ardına sığınmayı da sağlıklı bulmuyorum. Tıpkı o günlere yapılan güzellemeleri doğru bulmadığım gibi!

Profesyonel çalışma hayatıma İzlenim dergisiyle başladım. Tercih yaptım filan diyemeyeceğim zira başörtümle çalışabileceğim tek bir yer bile yoktu. Aldığım ilk ve tek iş teklifiydi. Ancak işin o kısmında değilim. Mehmet Ocaktan da orada yazı işleri müdürümüzdü. İlk orada tanıdım kendisini; pipo içmeyi, batı müziğini, romantizmi, sanatı seven birisiydi. Ben de hep içindeki kabuğu kırmak isteyen bir entelektüel izlenimi uyandırırdı. Sonra da bir milletvekiliği dönemi oldu o dönemde de kendisi hakkındaki kanaatim değişmedi. Geçen hafta Karar gazetesinde “dindarların gerileyişi’’ yazılarına denk geldim. Aynı yaşlarda olduğumuz için o dönemlere ilişkin benim hafızamda kalan ile onunki bambaşka demek ki!

Ocaktan’ın “Müzikte, edebiyatta, mimaride dindarlar açısından geldiğimiz nokta bir gerileyiş göstergesidir”’ özetiyle yazdığı yazının her satırına şerh düşmek istiyorum. O “ileri dönem’’ derken hangi dönemi kastediyor anlayamadım. Erkeklerden müteşekkil bizim camianın ekolleri, grupları vardır. Onlar 24 saat kendi içlerine kapalı devrede birbirlerin beğenir durur. Muhtemelen öyle bir çevreden bahsediyor, yoksa ülkeye mal olmuş bir örneğe biz vakıf değiliz. Bende eski dergiler, gazeteler, yazılar duruyor... Ocaktan “evrensel değerlerden uzaklaşıldığını, muhafazakar kesimde içe kapanma’’ olduğunu söylüyor. Yazılara bir göz attım, olay tam tersi. Evrenselcilik dönem İslamcıları arasında çok eleştiriliyormuş. “Yerli ve milli vurgusu bizi evrenselden uzaklaştırdı’’, “Son yıllarda kültürel yozlaşma arttı’’ diyor. Maksadım bugünkü dönemi savunmak filan değil! Biz içindeyiz, etkiliyiz diye bir dönem iyi; içinde olmayınca da kötü olmamalı.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.