Yazarlar Orta Dünya"da bir Truva Atı olarak "IŞİD" yahut "Mezhep Savaşı" [2]

Orta Dünya"da bir Truva Atı olarak "IŞİD" yahut "Mezhep Savaşı" [2]

Cemile Bayraktar
Cemile Bayraktar Gazete Yazarı

Bir önceki yazıda Orta Dünya''da "Mezhep Savaşlarının" tarihsel gelişiminden, bundan beslenen kaynaklardan bahsetmiştim, kaldığımız yerden devam edelim.

Suriye''de devam eden savaş ve bu savaşın izleyenleri malumunuz. Suriye savaşı ilk başladığında Ahmet Davudoğlu, Esad ile özel görüşerek bölgede olası bir mezhepsel gerilim olmaması için Nusayri Ordusunu geri çekmesi önerisinde bulunmuştu ama bu ideal öneri karşılık bulmamıştı. Devam eden süreçte Esad kendi halkıyla savaştığını inkar ederek, yabancı unsurlar ile savaştığını iddia etti böylelikle katliamlarına meşruluk kazandırdı, bununla ilgili PR çalışmaları yaptı, henüz 2012 sonlarındayken Foreıng Policy yazarı Hasan Hasan, Esed rejiminin halk ayaklanmasının başlangıcından bu yana iç savaş çıkarmayı hedeflediğini belirten bir yazı yazarak, Suriye''de "mezhep savaşı" çıkartılmak için uğraşıldığını yazdı.

Suriye''de çıkartılmak istenen mezhep savaşında başarılı olunulmadı, bölgenin mezhep üzerinden siyaset güden bir diğer ülkesi İran ve planlı programlı mezhepsel kışkırtıcı Maliki yönetimi devreye girdi. Irak''ta IŞİD başlığında "katliamlar başladı" şeklinde haberler yapılmaya başlandı.

Mevzuyu konuştuğum, bölgeye dair doğru analizleri olan Efadil Fırat konuyla ilgili bana aynen şunları söyledi: "Bölgede mezhepsel gerginliğe bağlı iç dinamikler olduğu bir gerçek ancak Irak''taki durumun asli sebebi bu değil zira orada insanların tepkisi baskı ve hiç kesilmeyen şiddete karşı gösterilen bir refleks!" doğru bir noktaydı, öyle ki bölgeye ABD''nin ileri kolluğu olarak bırakılan Maliki yönetiminin baskısı altındaki bölge insanlarının bazılarının IŞİD''i memnuniyetle karşıladığına dair bir yorum da okudum. Bölge insanının Irak Savaşından bu yana her gün ayrı bir suikasta her gün ayrı bir bombalamaya şahit olduğu düşünülürse, basında işgalci olarak tanıtılan bir örgütü bu tip bir psikolojiyle karşılaması anlaşılabilir.

Biraz analoji kurarak ilerleyelim... Eski Türkiye''yi hatırlıyoruz; resmi ideolojinin insanları baskı altında tutmak için oluşturduğu korku siyasetini de... Özellikle Kürtler ve dindarlar üzerinden oluşturulan korku imparatorluğuydu bu ülke, ülkenin elden gitmesi ve irticanın hortlamasıyla yani bir çeşit yok oluşla senaryosuyla korkutularak, rejime mecbur bırakıldı insanlar. Aynı durum İran için de geçerli; bölgedeki Şiilerin hamisi rolünü üstlenen İran, Suriye siyasetinde hem Esad''a destek olmak amaçlı, hem de Şii nüfusu bir arada tutma amaçlı olarak IŞİD''i besledi, Şii gruplar cihad ilan etti, Şii gençler silahlandı.

Öte yandan bölgedeki Batı ile uyumlu, iş birlikçi rejimlerin başını teşkil eden Suud ise Mısır''daki darbenin gerçekleşmesine büyük katkıda bulundu, böylece Batı''nın elini bölgede güçlendirdi.

Tüm bunlar olurken arka planda İran ve Suud, salınan IŞİD korkusuyla kendi siyasetlerine uygun zemin hazırladılar, onların hazırladığı bu zemin aynı zamanda ABD ve İsrail açısından taşeron bir rol üstlendi ve bölgede ellerini kirletmeden alternatif bir süreç oluştu öyle ki Esad''ın katliamlarını kimse anmıyor bile...

Hamiliği rolünü üstlendiği Şii nüfusu kendisine mecbur bırakmak isteyen İran ve Maliki rejimi IŞİD katliamlarıyla birlikte bunu sağlarken, aynı zamanda İran müttefiki olduğu ABD ve İsrail ile yürüttüğü müttefikliğe can suyu verdi. Evet, müttefiki diyorum zira İran, Şii nüfusu, Sünni rejimler ile; Müslüman nüfusu ise emperyalizm tehdidini kullanarak etki altına alıyor ki zaten ABD ve İsrail düşmanlığı olmasa bölgede İran, İran olamaz. Aklında şüphe bulunanlar, İran"ın ne İsrail ne de ABD"ye karşı değil de sürekli Sünnilere karşı cihad ilan ettiği realitesine bakarak şüphelerini giderebilirler.

Bölgedeki olanlar mezhep savaşı başlığında servis ediledursun, ihale sürekli Şiiler ve Sünniler üzerine bırakıladursun, bölgedeki mezhep savaşının kime yarayacağı malum. Sünni kimlik üzerinden Türkiye"nin de bölgedeki cendereye çekilmek istenmesi, IŞİD ile ilişkilendirilmek istendiği de. Hatta Türkiye"de çatı aday ismi ve soyunulan sivil darbe ile bu ülkede Suud, Mısır benzeri Batı ile uzlaşmacı bir yönetim oluşturulmaya çalışıldığı da…

Biz bu filmi daha evvelden görmüştük, bölgedeki Sünni, Şii, Kürt, Türkmen unsurların kanı üzerinden bir restorasyon yapılmak isteniyor, diktatör rejimler farklı isimler ile korunmaya çalışılıyor, açıkçası güç dengeleri altında sürekli IŞİD üzerinden konuşulması, İslami terminoloji kullanılması, bunların laikçi ağızlarca, pornografik bir dille yapılması kabak tadı veriyor.

IŞİD lanet bir terör örgütü olabilir, IŞİD"i savunacak değilim dahası bir mezhep savaşı gütmeyen Türkiye"nin meseleden uzak durması gereğine inanıyorum. ABD"nin insansız hava araçlarının paramparça ettiği bedenleri görmezden gelip, Irak"ta tecavüze uğrayan kadınları görmezden gelip, bölgeyi restore için bırakılan dinamit Maliki"yi bir kenara bırakıp, IŞİD"in kafataslarıyla futbol oynadığı melun görüntüler üzerinden bu vahşeti salt Müslümanlara, Sünnilere ihale etmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Bölgenin konforlu ve is görür argümanı IŞİD"in arka planı bir truva atı olması, kullanışlı bir örgüt olmasıdır, yalnızca Sünnileri temsil eden bir yapı olarak lanse edilmesi ise bir realite değil planlı, programlı bir siyasettir. Bilmem anlatabildim mi?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.