|
Kıbrıs"ta 25 yıl

20 Temmuz 1974''ten bu yana tam 25 yıl geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Beklenmedik bir sürü gelişmeler oldu ve bugünlere gelindi.

Kıbrıs''ta N. Sampson 15 Temmuz 1974''te bir darbe ile Makarios''u devirip iktidarı ele aldığında, muhtemelen, Türkiye''nin bu olay karşısında duyacağı tepkiyi ve gerekirse askeri müdahaleyi bile göze alabileceğini hiç düşünmüyordu. O günlerde Yunanistan''da 1967''deki darbe ile iktidara gelen Albaylar Cuntası iktidarda idi. Bu yönetimin EOKA-B ile en büyük hedefi bağımsız bir devlet olan Kıbrıs''ın Yunanistan''a bağlanmasını gerçekleştirmek idi.

Dünyanın her yerinde cunta yönetimleri toplumun siyasi taleplerini manipüle etmek için bir takım dış maceralara girebilirler. Dışarıyla ilgili macera ulusal duyguların ve heyecanların da tahrikiyle darbeci cuntanın kendi zeminini tahkim etmesine hizmet edebilir. Kıbrıs''taki Sampson darbesi de böyle bir amaca hizmet etmekteydi.

Türkiye''nin bu olay karşısında duyarsız kalması söz konusu olamazdı. Daha önce 1963''te ve 1967''de meydana gelen Kıbrıs olayları sırasında o zamanki hükümetler olaylara müdahaleyi düşünmüşler ama bazı iç ve dış sebeplerle gerçekleştirememişlerdi. Fakat şimdi hem olayların mahiyeti farklı idi, hem de zaman değişmişti. Herhalde müdahale için en uygun ortam oluşmuştu. Ayrıca iktidarda da öncekilerden oldukça farklı bir hükümet vardı. 1973 seçimleri sonrasında kurulan CHP-MSP hükümetinin böyle bir imkanı ve fırsatı değerlendirmemesi düşünülemezdi.

20 Temmuz''da Kıbrıs''a müdahale kararını alan hükümet üyeleri, herhalde, Kıbrıs''taki çözümsüzlüğün 25 yıl devam edeceğini hiç düşünmemişlerdi. Kısa zamanda sorunun çözümleneceğini bekliyorlardı. Ama geçen yıllar Kıbrıs''taki sorunu çözmek konusunda fazla cömert davranmadı ve belki aynı noktada durulmamakla birlikte hala Kıbrıs sorunu çözümsüz şekilde durmakta, Türkiye''nin en önemli dış politika sorunu olma özelliğini korumakta ve daha da önemlisi sadece Türkiye ile Yunanistan arasında bir bölge sorunu değil dünyanın ilgilendiği bir global sorun olarak herkesin ilgisini çekmektedir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, G-8''ler ve başkaları sorunla ilgilenme ihtiyacı duymaktadırlar.

Aradan geçen 25 yıl içinde Türkiye''nin izlediği politikaya bakıldığında fazla mustakar bir tezin savunulmadığı, zaman ve şartlara göre farklı tezlerin ileri sürüldüğü ve bu tezler çerçevesinde gelişmelerin yaşandığı gözlenmektedir. Bugün geldiğimiz noktada artık "Kıbrıs''ta iki ayrı devlet var. Önce bu iki ayrı devletin varlığı kabul edilsin, ondan sonra iki ayrı devlet oturup sorunu çözümlemeye çalışsın" görüşü ileri sürülmektedir. Oysaki şimdiye kadar devamlı iki ayrı devlet gerçeğinden kaçınılıyordu. Yıllardır Kıbrıs''ta iki ayrı toplumun olduğu, bu iki toplumun birbiriyle karmaşık şekilde yaşamasının imkansız olduğu, tecrübelerin bunu ispatladığı, iki ayrı toplumun farklı iki bölgede organize oldukları bir siyasi organizasyon savunulmaktaydı. Kıbrıs barış harekatından sonra iki toplumlu, iki bölgeli federatif yönetim tezi 1975''te Kıbrıs Türk Federe Devleti''nin ilanıyla pekiştirilmekle birlikte yürütülen toplumlar arası görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine 1983 Kasımında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Bir yandan bağımsız bir devletin kurumları oluşturulurken diğer yandan federal bir devlet çatısı altında bütünleşmek için Rumlarla görüşmeler sürdürülmek isteniyordu. Fakat bu konuda fazla bir mesafe alınamadığı ortadadır.

25 yıl önce
Kıbrıs"ta 25 yıl
Mescid-i Nebevi: Boyun büktüm, perişanım
Zaman, zemin, insan ve sinema
“Hayat Kaynağı Kur’an” müfessiri Prof. Dr. Sait Şimşek’in ardından
Siyasette zorlama yorumlar
Eyvah Fetullah yine hasta!