Yazarlar Biterken başlar mı yazılar?

Biterken başlar mı yazılar?

Dücane Cündioğlu
Dücane Cündioğlu Gazete Yazarı

"Ben tasavvufu hiç sevmezdim.

Riyakâr saydığım şeyhlere karşı nefret hissi duyardım. Bununla beraber, aralarında Mollakay Abdullah Hazret, Kulbaktı Abdulhannan Hazret ve babamın pîri olan Troytsklı Zeynullah Hazret gibi samimi insanlara, ahlâk ve fazilet numûnesi olanlarına hürmet ederdim.

Adını verdiğim bu üç şeyhten bazen güzel şeyler de öğreniyordum. Ezcümle, 1906''da gittiğimizde Zeynullah İşan bana çok iltifatlarda bulundu. Bana küçük olmama rağmen muhtelif suâller sorup onlara verdiğim cevapları dikkatle dinledi ve irşad mahiyetinde sözler söyledi. Herhalde beni yokluyordu.

Birgün sabah çay meclisinde yine birşeyler sordu, bildiğim kadar cevaplandırdım. Sonra herkesin huzurunda "Al oğlum, belki birşey alırsın" diye elime on liralık altın para sundu.

Ben de bu paraya ''Hizmet'' ismindeki Tatar kitapçı dükkânından Gazzalî''nin teolojiyi tenkid eden bir eserini [İlcam''ul-Avam an İlm''il-Kelâm?], Mısır''da ve İstanbul''da basılan ve İslâm ictimaiyat ve felsefesine ait neşriyatı, hey''et ve fiziğe ait kitapları, Tolstoy''un "Kreiytserova Sonata" kitabının ve diğer bazı Rus romanlarının Arapça tercümelerini, Fransızca öğrenmek için Türkçe "Mükâleme-i Franseviye" kitabını ve bir Rus kitap dükkânından da Tolstoy''un memleketimizden ve 1891''de benim doğduğum yıldaki büyük açlıktan bahseden "Açlık Yılları" adlı eserini satın aldım.

Birkaç gün sonra Şeyh, benden paramı nereye harcadığımı sordu. Ben de aldıklarımı birer birer anlattım. Tahsin etti, "Rusça biliyorsun, şimdi Fransızca da öğrenirsen çok iyi olur" dedi. Fizik ve Hey''et kitaplarını almamı da beğendi. Hele Tolstoy''un açlık yıllarına dair hâtıralarını anlattığımda, "İyi bir kitap almışsın" dedi. Meğer ki Şeyh, on lirayı beni tecrübe etmek için vermiş imiş.

Sonraki meclislerde tekrar kitaplardan hangisini okuduğumu ve bunlarda neler yazıldığını da sordu. Gazzalî''nin "el-Munkızu min''ed-Dalâle" (Yanlış Yollara Sapmaktan Kurtarıcı) ismindeki eserini aldığımı söyleyince, Şeyh, "Bunu daha anlayamazsın ki!" dedi. Ben de "Bu nevi kitapları Arapçamı ilerlettikten sonra okurum diye aldım" deyince, arkamdan okşadı, daha da para verdi.

Benim daha onbeş yaşımda olmama rağmen kitap intihabında [seçiminde] isabet ettiğimi Şeyh daha başka meclislerinde de zikretmiş. Bunu işitince göğsüm elbette kabardı. Muhitimizin çok hürmet ettiği bu zâtın, hakkımdaki müsbet sözleri benim için çok teşvik edici mahiyette idi. Böyle teşvikler olmasaydı, hayatım belki ilimden başka yönlere dönebilirdi. Nasıl ki Kazanlı şair Tokay da buna işaret eder: "Bu fakirin başına neler gelmedi, yalnız milletim başımı okşayarak bana yükselme hevesi verdi."

Eğer Şeyh''in bu okşaması olmasa idi, ben de 15 yaşımda ticaret işlerinde memur (prikazçik) olabilirdim."

Zeki Velidi Togan''ın "Hâtıralar" adlı eserinden alıntıladığım bu satırlarda, 15 yaşındaki bir çocuğun bilgi seviyesi, kitap merakı, ufku ve heyecanı konusunda çoklarımız için ibretler olduğunda kuşku yok...

Daha 40-50 yıl önce Lise öğrencilerine yardımcı ders kitabı olarak yazılan veya çevrilen Türkçe kitapların, bugün üniversite hocalığı yapan nice zât için ne çetin metinler haline geldiği kimsenin meçhulü değil. Bu bakımdan, gençlerin bu alıntıdan gereken dersi çıkaracaklarına inanıyorum.

Fakat bu arada orta yaş ve üstündekilere şu hatırlatmayı yapmaktan da kendimi alamıyorum: Metnin nasıl başlayıp bittiği hiç dikkatinizi çekti mi?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.