Yazarlar İstanbulun ilk valisi kimdi?

İstanbul’un ilk valisi kimdi?

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Kadıköy’de bir sahaf arkadaşım var. İki katlı geniş dükkânında her türlü sahafiye kitap bulunuyor. Birinci kattaki bir bölümde de ilk baskılı dergiler koleksiyonu yer alıyor. Sadece dergiler mi, ilk baskılı kitaplar da merak konusu olduğu için sahaf müdavimlerinin birçoğu da onların peşine düşerler, buldukları zaman da sevinçten dört köşe olurlar. Kütüphanelerindeki bazı rafları işte böyle ilk baskılı eserlerle dolduran kitap düşkünlerinin olduğunu ben de biliyorum.

Bu mukaddimeyi sözü İstanbul’un ilk valisine getirmek için yaptım. Efendim, bendeniz bu kadim şehrimizin, sevgili İstanbul’umuzun ilk valisinin kim olduğunu ünlü tarihçimiz merhum İsmail Hâmi Dânişmend’in bir yazısından öğrendim. “Tarihi Hakikatler” isimli kitabının ikinci cildinde yer alan bu makaleden anlaşıldığına göre ilk valimizin adı “Karıştıran Süleyman Bey”miş. Bu “Karıştıran” kelimesi önce zihnimi biraz karıştırdıysa da hakkında verilen bilgilere vakıf olunca kendisine muhabbet duymaya başladım.

İsmail Hâmi Bey yazısına, Fatih, İstanbul’u fethedince ilk vali olarak Karıştıran Süleyman Bey’i tayin etti diye başlıyor ve müteakip satırlarda bu zat hakkında ilgi çekici bilgiler veriyor. Öyleyse devam edelim. Süleyman Bey “Sübaşı”, yani bir kumandandır. Bugün “subaşı” diye yanlış telaffuz edilen bu unvanın başındaki “sü” kelimesi eski Türkçe'de “asker” demektir. Fetih gününden itibaren İstanbul’da 20 gün kaldıktan sonra Edirne’ye dönen Fatih, İstanbul Valisi Karıştıran Süleyman Bey’e iki önemli görev veriyor: Bunlardan biri, surların tamir edilmesi, diğeri de Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden insanların ama bilhassa sanat erbabının İstanbul’a davet edilmesidir. Böyle bir iskân politikasıyla İstanbul’un Müslüman-Türk nüfusuyla doldurulması esas alınmıştır. Tabii, bu ikinci görev öyle kolay bir şey değildir. Çünkü henüz fethedilmiş bir şehre halkın çok rağbet göstermemesi pek tabiidir. Dolayısıyla Vali Süleyman Bey’in bu konuda gösterdiği başarı, unutulması imkânsız bir zafer kadar önemlidir.

İstanbul’a ilk önce beş bin ailenin getirildiği rivayet ediliyor. Ondan sonra da çeşitli tarihlerde devam eden bu iskân siyaseti sayesinde Karadeniz sahilleriyle Karaman, Aksaray, Eğirdir, Bursa, Manisa, Tire, Çarşamba, Kastamonu, Samsun, Sivas, İzmir taraflarından gelen Türk aileleriyle İstanbul kısa bir süre içinde Türkleşti. Hatta şehrin çeşitli mahallerine işte bu Türk kütlelerinin başlangıcı olan Anadolu kasabalarının isimleri verildi. Mesela Aksaray, Karaman, Çarşamba gibi isimler hep o devirden itibaren yerleşti, böylece İstanbul Anadolu kasabalarının birçoğunu temsil eden milli bir karışım haline geldi. Bunu yapan, bugün ismi bile unutulmuş olan işte o mübarek Vali Karıştıran Süleyman Bey merhumdur.

Tarihlerin kaydına göre, Anadolu’dan İstanbul’a davet edilenlerin hepsi gelmedi. Memleketlerinde kalanlar da oldu. Aksaray bunlardan biridir. Aksaray daha önce Niğde’ye bağlı bir ilçeydi. İstanbul’daki Aksaray işte bu ilçemizden gelenlerle kuruldu. Gelmeyip kalanlar da oldu. Bir program için Aksaray’a gittiğimde yetkili arkadaşlar beni bir caddeye götürdüler ve bakın hocam, bu caddenin adı “Kalanlar Caddesi” dediler.

Yine İsmail Hâmi Bey’e dönecek olursak, İstanbul’a yerleştirilen Türklere evler, dükkânlar, bağlar, bahçeler verildi. Bunlar “Mukataa” denilen vergiden ve diğer bir takım mükellefiyetlerden muaf tutuldu. Böylece Türk halkının ekonomik hâkimiyeti temin edilmek istendi.

Dânişmend, daha sonra geniş bir parantez açıyor ve Fatih’in büyük bir hatasından bahsediyor. Bu büyük hata, Osmanlı idaresinin başına dönme ve devşirme zümresini musallat etmesidir. Bu felaket, fetihten iki gün sonra 1 Haziran 1453 Cuma günü Mahmut Paşa adındaki dönme devşirmenin Vezir-i Azam olmasıyla başlıyor. O tarihten saltanatın kaldırılışına kadar “Sadaret” denilen Başvekillik makamına, pek az Türk asıllı idareciye karşı, hep Rum, Ermeni, Arnavut, Boşnak, İtalyan, Hırvat asıllı kimseler getirildi. İçlerinden Türk halkını “Mukataa” denilen emlak vergisinden muaf tutan Fatih’in bu tedbirine karşı çıkanlar bile oldu.

Dânişmend, iddiasını ispat etmek için, meşhur Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazade’yi de delil gösterdikten sonra sözlerini şöyle tamamlıyor:

“İstanbul’a iskân edilen Türk nüfusuna verilmiş emlakin kayda geçirilmesine Bursa Sübaşısı Cebeali Bey’le yeğeni tarihçi Dursun Bey memur edildi. Cibali semtinin adı, İstanbul kuşatmasına iştirak edip o taraftaki kapıdan şehre giren bu Cebe Ali Bey’den geliyor. Dursun Bey, “Tarih-i Ebu’l-Feth” isimli eseriyle ünlüdür. İstanbul’u Türkleştiren Vali Karıştıran Süleyman Bey’in yardımlarından çok istifade etmiştir.”

Karıştıran Süleyman Bey hakkında belki daha fazla malumat elde ederim diye kütüphanemde bulunan eski valilerle ilgili iki adet kitabı da gözden geçirdim ama hiçbir bilgiye rastlamadım. Biri “Meşhur Valiler”, diğeri “İz Bırakan Mülki İdare Âmirleri” isimlerini taşıyan ve İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bu kitaplarda bazı yanlış bilgilere de rastladım. Yahya Kemal ile Süleyman Nazif’in, İbnülemin için ortaklaşa söyledikleri meşhur “Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine / Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine” beyti de, Ahmet Vefik Paşa için söylenmiş olarak gösteriliyor. Ne diyelim?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.