Yazarlar Temiz eller

Temiz eller

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Efendim, malum olduğu üzere hastalıklar maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bedeni rahatsızlıkların tedavisi için doktora, ilaca ve hastahaneye ihtiyaç duyulduğu gibi, manevi açıdan şifaya kavuşmak için de Şafi-i Hakiki olan Cenab-ı Hakk’ın emirlerini, Sevgili Habibinin tavsiyelerini yerine getirmek de bir vecibe olarak karşımıza çıkıyor. Şurası da ayrı bir gerçektir ki, maddi tedavi ile manevi tedavi birbiriyle çok yakından ilgilidir. Hatta tedavinin esası, vasıtası olan tıp ilmi, manevi dünyamızın temeli olan din ilminden önce geliyor. Eskiler buna “İlm-i ebdan, ilm-i edyandan evveldir” diyorlar. “Ebdan”ın bedenler, “edyan”ın dinler anlamına geldiğini de bu arada söylemiş olalım. “Din” kelimesinin çoğulu da “edyan”dır.

“Tıbb-ı Nebevi” adıyla kaleme alınan eserler, Peygamber Efendimiz’in bu konuya ne kadar önem verdiğini canlı tablolar halinde ortaya koyuyor. Asr-ı Saadet’te, Medine’de görev yapmak üzere İran’dan bir tabip geliyor. Aylarca Peygamber Şehri’nde kaldığı halde hiçbir hasta kapısını çalmıyor. Buna canı sıkılan ama daha çok merak eden doktor hasta gelmeyişinin sebebini sorunca Efendimiz “Benim ashabım acıkmadan sofraya oturmaz, sofraya oturunca da tıka basa midelerini doldurmaz” buyurarak işin aslını söylüyor. İbn-i Sina gibi bir deha da “Tıp ilminin esası “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” ayetidir, diyor.

İslam, ilme, temizliğe, tıbbi bilgilere en büyük önemi verdiği halde, koronavirüs uzmanı kesilen birtakım cahiller ve gafiller yine bir fırsatını bulup namazla, abdestle, dua ile dalga geçiyorlar. Ne yazık ki, işin bu yönünü hafife alan köşe yazarlarına, muhafazakâr kalemler arasında bile rastlıyoruz. Bazı kemalist yazarlar dahi böyle zamanlarda maddi tedbirlerin yanısıra duanın ve iyilik yapmanın önemini vurgularken sözüm ona bunlar bilim, bilim deyip başka çare yok diye yırtınıp duruyorlar. Bilimin aslının ilim olduğunu, İslam’ın da ilmi en başa aldığını görmezlikten geliyorlar. Tabii, bu arada, efendim biz abdest alırken zaten elimizi yıkıyoruz. Dolayısıyla bize koronavirüs bulaşmaz diyenler de böyle gereksiz sözlerle yukarıdaki tiplere malzeme vermiş oluyorlar.

İnsan kötü niyetli olunca en masum cümleden bile aleyhde malzeme çıkarabilir. Şimdi benim bu yazımı okuyanlardan biri kalkıp Dursun Hoca abdesti hafife aldı diyebilir. Öyleyse fitne kapısını baştan kapatmak için konu üzerinde biraz durayım. Evet, bir Müslümanın günde beş defa abdest alması temizlik açısından son derece önemlidir. Bizim dini inancımıza göre, bütün ibadetler sırf Allah emrettiği için yapılmakla beraber, aynı zamanda sağlığa faydalı olduğu zaten biliniyor. Mesela bu konuda oruç başta geliyor. Bu günler de bazı ünlü doktorlarımız orucun ne kadar faydalı bir ibadet olduğunu sık sık dile getiriyorlar.

Ben yine sözü elimize getireyim ve elin önemini elimden geldiği kadar ele alayım. Hiç şüphe yok ki, en çok kullandığımız vücud organlarının başında el geliyor. Hangi birini yazayım. Çatalı, kaşığı elimizle tutuyoruz, yükü elimizle taşıyoruz, başımızı elimizle kaşıyoruz, traşımızı elimizle oluyoruz, yazıyı elimizle yazıyoruz, yetimin başını elimizle okşuyoruz, kitabı elimizle tutuyoruz. Ayrıca veren el, alan elden üstündür diyoruz. Cimri adama, eli cebine gitmiyor diye sitem ediyoruz. El, elden üstündür diyerek üstünlüğü kabulleniyoruz. Elde, ayakta yok, diyerek fakirlik vurgusu yapıyoruz. Elden ne gelir diyerek çaresizliği dile getiriyoruz. Paraya “el kiri” diyoruz. Paranın kirletmediği eli öpüyoruz. Özellikle bu günlerde el yıkamanın önemine vurgu yapan doktorları sık sık dinliyoruz.

Kur’an-ı Kerim’de “Yedullah” kelimesi zikrediliyor. Anlamı ise “Allah’ın eli”, yani kudreti demektir. Kudret eli, bütün insanlığa hidayet rehberi olması içn Fahri Kâinat Efendimiz’i dünyaya gönderdi. Ne muazzam bir tecellidir ki, Efendimiz’in birçok mucizesi mübarek elinde zuhura geldi. İslam tarihleri, siyer kitapları Nebevi mucizeleri anlatırken Resul-ü Ekrem Efendimiz’in nurlu elleri vasıtasıyla meydana gelenlerini de sıralıyorlar. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin “Mektubat” isimi kitabında bir sayfa halinde işte bu konuya yer veriliyor. Bu bir sayfada yer alan sözlerin ne kadar mühim, ne kadar ilgi çekici, ne derece ufuk açıcı olduğu başdaki “Bu parça, altın ve elmas ile yazılsa, liyakati var” sözüyle dile getiriliyor, ezcümle şunlar söyleniyor:

Efendimiz’in mübarek avucundaki küçük taşlar bir mucize olarak zikir ve tesbih ediyor. Aynı avuçtaki küçük taşlar ve toprak düşmana karşı top ve gülle olarak kullanılıyor ve onları hezimete uğratıyor. Kur’an’da belirtildiği üzere aynı elin parmağıyla ay’ı ikiye yarıyor. Aynı el, çeşme gibi, on iki parmağından su akıtıyor ve bu su bir orduya yetiyor. Aynı el hastalara ve yaralılara şifa oluyor. Böylece o mübarek el, nasıl harika bir mucize olduğunu gösteriyor.

O elin avucu –guya – küçük bir zikirhanedir ki, ufak taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler. Düşmana karşı küçük, fakat Rabbani bir cephanedir ki, içine giren taş ve toprak gülle ve bomba olur. Hastalar ve yaralılar için Rahmani bir eczahane hükmüne geçer. Celal ile kalktığı zaman Ay’ı parçalayıp Kâb-ı Kavseyn şeklini verir. Cemal ile döndüğü vakit âb-ı kevser akıtan bir çeşme olur. Tek bir elinde bu kadar mucize zuhur eden Efendimiz’in, Allah’ın yanında ne derece makbul olduğu ve bu ele, biat edenlerin de ne kadar bahtiyar olacakları derhal anlaşılır.

O mübarek ele biat eden Bediüzzaman Hazretleri’ne de – bu vesileyle – ve vefatının altmışıncı yılı dolayısıyla Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. (23 Mart 1960).

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.