Yazarlar İdlibde ölüme karşı umut doğurmak

İdlib’de ölüme karşı umut doğurmak

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

“İdlib’de büyük çaplı askeri bir saldırı 21. yüzyılın en büyük trajedisi olur. Tüm uyarılarımıza rağmen en büyük korkumuz gerçekleşiyor.” Bunu BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock söylüyor. Dört milyona yakın insanın yaşadığı İdlip. Şehrin tepelerinde, eteklerinde, vadilerinde onlarca yetim hanelerin, çadır kentlerin içinde sefaletle boğuşan milyonlarca insan. Sokaklar toz toprak, yollar delik deşik, etraf çöplerle dolu. İnsanlar hayata tutunuyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ergün Yıldırım : İdlib’de ölüme karşı umut doğurmak
Haber Merkezi 16 Mayıs 2019, Perşembe Yeni Şafak
İdlib’de ölüme karşı umut doğurmak yazısının sesli anlatımı ve tüm Ergün Yıldırım yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Savaş travmasıyla kaos ve düzen el ele yürüyor. İnsanlar hayata karşı vurdumduymaz. Arabamız delik deşik yollarda zıplayıp dururken bizi yetimhanelerde gezdiren İsmail Yiğit söze giriyor. “Abi bunlar hep doğuruyor, bakıma muhtaç olduğu halde doğuruyorlar”. “Anomik durum İsmail” diyorum. Devam ediyorum: Savaş anomisi. Büyük sarsıntılara karşı insanın tamamen akıl ve düzen, kural ve düşünme durumundan çıkması. Ölüme karşı doğurarak yaşama tepki veriyorlar. Vurdumduymaz olurlar. Duyarsızlık artar. Biz de bunu mahsus yapıyorlarmış gibi algılıyoruz.

Burada her şey çadır merkezli. “Çadırşehir” ile karşılaşıyoruz. Çadır ilkokullar, çadır Kur’an Kursları, Çadır yetimhaneler. Ancak yetimhaneler çoğunlukla konteynır ve küçük beton evlerden oluşuyor. İman Yetim kampına uğruyoruz. Deyr Hassan Bölgesinde, 110 dul kadın ve 450 çocuk yaşıyor. Daha önce buraya geldiğimde Nur ile tanışmıştım. 3 yaşlarında küçük bir kız. Ağlayıp duruyordu. İsmail yine onu bana getirdi. Bu defa gülümsüyordu. Bu yaşta ve yetimhanede bile süslüydü. Hayat doluydu. Etrafımız çocuklarla doldu. Onların sevinçli bağırışları bizi de sevinç ve kedere boğuyor. Onlarla sevinmeliyiz, onların hayata tutunmaları gerekir diyorum.

Ayşe Kampı, Zemzem Kampı, Ammar Bin Yasir Kampı…Hepsi de yetimhane bunlar. Bir yetimhane şehri de doğmuş burada. Sonra Hüdai Vakfı’ndan arkadaşlarla yardım dağıtıyoruz. Hüdai Vakfı Diyanet Vakfı ile beraber burada büyük işler yapıyor. Anadolu’nun şefkat elleri. Fakirlere, yetimlere, zorda kalmışlara koşuyorlar. Şehirde milis güçlerin, Esed ajanlarının ve Rusya’nın füzelerinin gölgesi altında hayra koşuyorlar. Savaşın dağıttığı insanları ve toplumu toparlamaya koşuyorlar.

Akşam Zemzem Yetimhanesi’nin camiinde iftar yapıyoruz. Çocuklar tertemiz giydirilmiş. Onlarla yan yana oturuyoruz. Gezdiğimiz Hüdai Vakfı Aşhanesi’nde hazırlanan yemek paketleri önümüze geliyor. Yetim çocukların gözlerinde parlayan sevinçler eşliğinde iftar yapıyoruz. Hayatımda yaptığım en güzel iftarlardan biri. Ruhaniyetin ve imanın üzerimizde dolaşan gölgesinde bir iftar.

İftardan sonra İsmail bizi Ümmü Enes’e götürüyor. Yiğit kadın! Geçen defa gelişimizde tanışmıştık. II. Abdülhamit İlköğretimi’ne arsa bağışlamış ve çocuklara sürekli yemek taşıyan bir kadın. Bu defa içimize vuran acının sızısıyla kapısına gidiyoruz. Dün gece cepheden dönen Enes, annesini ziyarete geliyor. Evden çıkıp arabasına biniyor ve bomba patlıyor. Enes şehadete yürüyor. Kamyonet hala evin önünde. Biz Ümmü Enes’e başsağlığı diliyoruz. O ne metanet! Allah verdi, Allah aldı diyor. Allah şehadetini kabul etsin diyor.

İsmail bir grup İdliplilerle tanıştırıyor beni. Onlarla İdlip hakkında konuşuyorum. Hikayelerinden giderek savaşı İdlip üzerinden anlamak istiyorum. Bir mühendis, iki avukat. Üçü de Halepli. Halep düşünce buraya göç etmişler. Savaşa girmelerinin hikayelerini anlatıyorlar. Mahalle Meclisleri kurmuşlar. Hapis yatmışlar, işkence görmüşler. Kimyasal silahlarla öldürülen binlerce insanın dehşetinden doğan korkunç savaş anlarını anlatıyorlar. Çocuk katliamları, bombalanan hastahaneleri, Halep’in düşüşü… bütün bunları yakından yaşamışlar. Savaş bütün dehşetiyle hayatları üzerinden dozer gibi geçmiş. Şimdi Türk askerlerini güvenlik sembolü görüyorlar. Ancak yeniden bombalar atıldığını söylüyorlar. Bir yıldır devam ediyor diyorlar. Onlarca milis gruptan bahsediyorlar. Tahrir üş-Şam bahane gösterilip Ruslar bomba atıyor diye ekliyorlar.

İkinci gün, İdlip sonrasında Afrin ve Azez’i geziyoruz. Burada da kimi yerlerde perişanlık var. Özellikle çadır kamplarında. Ancak hayat daha canlı. Güvenlik sorunu pek yok. Afrin şehrinde geziyoruz. Bir çarşıya giriyoruz. Türkçe ve Kürtçe konuşuyorum bir mağaza sahibiyle. İstanbul’dan alışveriş yaptığını söylüyor. Erdoğan’ın iki resmi şehrin tam ortasındaki köprüde asılı.Biri asker kıyafetli diğeri de sivil. Arkadaşlarımız seviniyor. Fotoğraf çekiyorlar. Türkiye buraya bir güven getirmiş, bir düzen sağlamış. Korku ve kaosun kokusuna çok fazla rastlamıyoruz.

Savaşın üzerinden geçtiği şehirler ve insanlar perişanlığı yaşıyor. Kaos her şeyi vurmuş. Toplumlar yetimhaneleri, babasız çocukları, bombalanmış evleri, toz toprak sokakları ve ölen gençleriyle sarsılmış. Korkunun ve ölümün vahşetinden geçmişler. Onlara uzanan el, bakan yüz, gülümseyen göz yeniden umut verecek.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.