|
Bir kez daha: Toplum mühendisliği operasyonu

Bu kaçıncı oldu? Türkiye’de toplumun sinir uçlarıyla oynamak çok kolay. Galeyana gelmek ve getirmek sosyal medyada yapılan bir paylaşıma bakıyor. İçeriğinin doğruluk payı ya da tamamen yalan olması hiç önemli değil.

Mutlaka hatırlarsınız,
‘Atatürk fayı’
geçtiğimiz yıl Samsun’da, çok ilginç ve aslında absürt; komedi filmi çekilecek bir senaryoyla harekete geçirilmişti. İlkadım ilçesindeki Atatürk Anıtı sabaha karşı iki kişi tarafından halat bağlanarak yıkılmaya çalışılmıştı.
Sosyal medyada
, “Samsun’da Atatürk’e saldırı” ve “Atatürk Anıtını yıkmaya çalıştılar” başlıklarıyla yayılan bu haber hemen karşılık bulmuş ve
binlerce kişi
heykel nöbetine koşmuştu. CHP Samsun İl Başkanlığı ve CHP’li Atakum Belediyesinin çağrılarıyla Atatürk Anıtı’nın etrafında toplanan insanlar geceden sabaha kadar beklemişlerdi. Sık sık İzmir Marşı ve Onuncu Yıl Marşı okuyan
kalabalığın kol kola girerek anıtın etrafında dönmeleri
ise hayli tartışılmıştı.
Sonra? Atatürk Anıtına halat bağlayan iki zanlı o sabah yakalanmıştı oysa. 38 suçtan sabıkalı, uyuşturucu ve alkol bağımlısı oldukları belirlenmişti. Sabaha kadar alkol alıp, sarhoş kafayla anıt yıkmaya kalkmaları, halat kopunca da bırakıp gitmeleri kimsenin umurunda değildi. Ne insanları anıt nöbetine davet edenler, ne nöbete gidenler ne de sosyal medyada ‘Atatürk’e saldırdılar, Cumhuriyeti yıkmak istiyorlar. ‘Müsaade etmeyeceğiz’ diye
ortalığı ayağa kaldıranların gözü zanlıları görmüyordu
. Çünkü
‘Atatürk fayı’ harekete geçmişti.
Şimdi de Riyad’dan İstanbul’a, haliyle de
tüm yurda yayılması ‘arzulanan’
bir
toplum mühendisliği operasyonunun
, “girişi olmayan” gelişme sürecine şahitlik ediyoruz. Süper Kupa finalinin Suudi Arabistan’da oynanması meselesine, yani ev sahibi olma haklarının satılmasına hiç girmiyorum. Görünen o ki, herkes razıydı. Parasına bakılacaktı. Daha beş gün önce ligde karşılaşan Fenerbahçe ve Galatasaray camialarına
son günde ne olduysa, Atatürk’ü hatırladılar ve ‘onsuz sahaya çıkmayız’
dediler.
Sonuç olarak ‘Atatürk fayı’ yine bir anda ve bu kez daha güçlü harekete geçirildi. Ben konuyu futboldan bağımsız yorumlayacağım. Türkiye’de
futbol
uzun zamandır
seyir keyfi almak
, d
eşarj olmak ve duyguları ifade etmek için oynanmıyor
. Sektör olarak da kalite olarak da batmış durumda.
Geriye sadece taraftar gücü kaldı
. Çapsız, beceriksiz ve vizyonsuz futbol adamları oyun kalitesi ve ekonomisiyle Türk futbolunu bitirirken,
siyaseten sıkışan muhalefet de futbol izleyicisinin iradesini gasp ediyor.
Şunun adını artık koyalım; Türkiye’de muhalefet siyaset üretemez hale geldi. Önlerinde kendilerine gerçekten umut vadeden bir liderleri yok.
Her krizi fırsata çevirmeye çalışan,
üretmeden satmaya kalkan
müflis bir tüccar
ın peşine takılmak zorunda kaldılar.
14 ve 28 Mayıs hezimetleri üzerine CHP’de yaşanan değişim, tabana ve kitlelere bir heyecan getirmedi. Aksine
Özgür Özel, iki aylık performansıyla, daha da dibi gösterme umutsuzluğuna
sevk etti. Üstelik üç ay sonra seçimler var. Bu nedenle de
muhalefet tabanını konsolide edecek, siyasete yeniden ısındıracak fay hatlarını
tek tek harekete geçiriyorlar. Sosyal medyanın da büyük etkisiyle ‘
duygusal kutuplaşma
’ körükleniyor. Stratejik bir akıl, maksatlı krizler çıkarıyor. Bir taşla birden fazla kuş vuruyorlar. Diğer yandan da Türkiye’yi küresel siyasette Amerika ve İsrail’e muhalefet eden yegâne ülke konumundan,
içeride muhalefetin kısır gündemine
teslim olma mecburiyetine kaydırmak istiyorlar.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in hedef yapılması,
Tuzla Piyade Okulu’ndaki cuntacı teğmenlerin mesajları, Şeyh Sait tartışmaları ve dindarları hedef alan 28 Şubat tortusu diziler
… Hepsi aynı havzayı besleyen akışı hızlandırıyor. Bir yandan da siyaseten ortada kalma eğilimi gösteren milliyetçi ve laik seçmeni iktidarın çok gerisinde kalan muhalefete yeniden itmeye çalışıyorlar.
Görünen o ki ellerinde, etki gücünü ve enerjisini sömürebilecekleri
en dinamik yapı
olarak
taraftar grupları
kaldı. Futbol izleyicisi son tahlilde çok hassas. Hırslılar ve en mühimi de iki aydır futbol sektörüne çok öfkeliler. Mehmet Büyükekşi yönetimindeki TFF’nin kaosu beslemesinin de büyük etkisiyle;
çatacak yer ve üzerine gidecek hedef
arıyorlar.
Yine hatırlayalım; Gezi kalkışmasında gençleri meydanlara sürükleyenler de görece
siyasete en uzak taraftar gruplarıydı
. Meydanlarda aktif olarak, gençleri gönül verdikleri renklerle bir olma duygusuyla; sokağa ve şiddet olaylarının içine davet etmişlerdi. Şimdi de birbiriyle sürekli rekabet halindeki Fenerbahçe-Galatasaray taraftarlarını
“Atatürk hassasiyeti” üzerinden politik bir zeminde birleştirdiler
. Kim ne derse desin
kısır döngüye hapsolan muhalefet
için bulunmaz bir ortam oluştu.
Anlaşılan Özgür Özel’den erken vazgeçtiler. Şimdi tek amaçları var; siyasi karizmasını kendi kendine dağıtsa ve bir kibir abidesine dönüşse de ‘son kale’ gördükleri
Ekrem İmamoğlu’nu yeniden İBB Başkanı seçtirmek
istiyorlar. Şunu da belirteyim; İmamoğlu’nun
şahsının değil, koltuğunun ve kullanışlı kişiliğinin derdindeler
. Tam bir kazan-kazan ilişkisi. Burada asıl anlaşılmaz olan
Ali Koç ve Dursun Özbek’in CHP merkezli bu siyasi kaos projesinin içinde yer alıyor
olmaları. Sonraki yazıda bu ve benzeri kurguların neden bir sonu olmayacağını yazacağım. Ancak bizi genel seçim yoğunluğunda sıkı bir üç ay bekliyor. Onu belirtmiş olayım.

***

Yılın son yazısında bu sütunda,
85 gündür soykırıma uğrayan Gazze
’yi unutmayacağız elbette.
2023 bitti soykırım bitmedi.
Dünya 2024’e büyük bir vahşetle,
oluk oluk akan kanla giriyor
. Gördüğünüz gibi bizleri de içerideki
suni gündem
lere hapsediyorlar. Ateşkese yanaşmayan İsrail ve ABD’nin bir süredir tek amacı, Gazze’yi dünyada ve özellikle de Türkiye’de ikinci plana atmaktı. Kısmen başardılar. İçinde yaşayan iki milyon sivili
perde arkasında rahatça katledecekleri
bir düzen inşa ediyorlar. Başta biz gazeteciler ve içerik üreten herkesin bu yeni soykırım taktiğine direnmesi gerekiyor.
#politika
#Fenerbahçe
#Galatasaray
#Gezi Olayları
#Atatürk
#sosyal medya
4 месяцев назад
Bir kez daha: Toplum mühendisliği operasyonu
Evvelbahar
Siz hiç “ayben”e para gönderdiniz mi?
Irak: Kurtların sessizliği…
Direniş meşrudur, tükür kardeşim
Columbia’da ‘Filistin’le Dayanışma Çadırları’