|
Müslümanlar Batı’yı ilk defa böylesine köşeye sıkıştırmış olabilir
Kurban Bayramı’nın üçüncü günü, Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya doğru yola koyulduğumuzda sabah saat 6’ydı. Srebrenitsa soykırımının 27. yılında, Potocari Anıt Merkezi’ndeki şehitlikte kimlikleri tespit edilen kurbanlardan 50’si toprağa verilecekti. Yoldayken defin listesine baktım. En genci, öldürüldüğünde henüz 16 yaşında olan Salim Mustafic, en yaşlısı da 59 yaşında Husejin Krdzic olarak kayıtlara geçmişti. Soykırımda öldürüldüklerinde 20 yaşında olan ikiz kardeşler Semir ve Samir Hasanovic de yan yana defnedilecekti. O vahşet anını bir film sahnesi gibi canlandırmak istedim zihnimde. Sırplar önce hangi kardeşe kıymıştı? Samir mi Semir mi, can parçasının katledilişine hangisi şahit olmuştu acaba? Birkaç saniye sürse de ne büyük bir acıdır bu Yarabbi. Zihnimde bile tahayyül edemedim. Akıp giden yollar, yeşilin her tonu, dağlar ve ormanların ihtişamına bıraktım kendimi. Ya tabiatın şahitlikleri.
Bu ağaçlar dehşetin hangi türlüsüne gölgelik etti kim bilir?
Bir süre sonra düşünemez oldum.

Potocari Anıt Merkezi’ne vardığımızda saat dokuzdu ve ilk törenler birazdan başlayacaktı. Türkiye, resmi anma programına geniş bir heyetle katıldı. AK Parti Genel Başkanvekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, Türkiye-Bosna Hersek Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Refik Özen, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ve Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisi Sadık Babür Girgin’in yanısıra Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına bağlı çok sayıda gönüllü de Potocari’deydi.

Srebrenitsa’da iki ayrı ve resmi program yapıldı. Önce, 1995 yılında binlerce sivil Boşnak’ın toplandığı ve Hollanda askerleri tarafından Sırplara teslim edildiği akü fabrikasında, devletler düzeyinde anma ve bazı devletler için de ‘
günah çıkarma’ töreni
yapıldı. Bu fabrikaya ikinci gelişim. Yine aynı duyguları hissettim. 27 yıl önce bu devasa fabrika alanında; çocukların annelerinden koparılırken, genç kızların, kadınların namusları kirletilirken ve erkeklerin
ölüm kamyonlarına
bindirilirken
yükselen
çığlıkları
duyar gibiydim.
TİKA Başkan Yardımcısı Mahmut Çevik de heyetteydi ve eski akü fabrikasının soykırım müzesine dönüştürülmesinde Türkiye’nin üstlendiği rolü anlattı. Yılda ortalama 130 bin kişinin ziyaret ettiği, Yugoslavya döneminden kalma devasa fabrikanın çatısı geçen yıl yenilenmiş. Avrupa’nın tam ortasına ve gözleri önünde yaşanan Müslüman soykırımının izlerini geleceği taşıyacak ve Batı’ya bu utançlarını yaşatacak bir müze Türkiye eliyle inşa ediliyor.
Müslümanlar acılarını yaşamakla yetinmeyip, büyük bir felakete karşı Batı’yı ilk defa böylesine köşeye sıkıştırdılar. Vahşetleriyle yüzleştirdiler.
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş hem Türkiye’yi temsilen konuştu hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajını salondaki katılımcılara sözlü olarak aktardı. Numan Bey’den önce ise kürsüye Batılı devlet ve oluşumların temsilcileri geldi.
Konuşmalar, aynı kalemden çıkmışçasına, mahcubiyet bildirme ve günah çıkarma üzerineydi.
Duygusal sözler, acıları betimlemeler, insan hikayelerine vurgu yapmalar…
Görünen o ki Batı, Srebrenitsa’da affedilmez ihmalini kabul ediyor, lakin cezalandırılmak da istenmiyor. Tüm suçu Sırplara yıkarak soykırımın azmettiricisi olma gerçeğinden hızla uzaklaşmanın peşindeler. Hollanda Savunma Bakanı Ollongren konuşmasına tam olarak böyle bir manevra yaptı. Kurbanların ailelerinden özür diledi,
“Sivilleri koruyamadık ama elimizden geleni de yaptık”
dedi. Sivilleri Sırplara teslim eden ülkesinin askerlerine ise toz kondurmadı.
Türkiye adına kürsüye gelen Numan Kurtulmuş ise
Srebrenitsa’da yükümlülüklerini yerine getirmeyen
ve bu ihmalini şimdilerde sözlü olarak geçiştirme gayretinde olan Batılı ülkelere açıkça sitem etti. Sözlerine, Aliya İzzetbegoviç’in “
Ne yaparsanız yapın, sakın soykırımı unutmayın”
sözlerini hatırlatarak başladı. Kurtulmuş altı çizilmesi gereken şu cümleyi kurdu: “Srebrenitsa katliamında bu katliamın failleri kadar uluslararası camianın da bir şekilde payı olduğunu unutmamamız gerekir. Göstermiş oldukları
sessizlik, kararsızlık, çaresizlik ve en acısı duyarsızlık
hala kayıtlardadır.”

Kimlikleri tespit edilen kurbanların defnedilmesinin ardından akşam saatlerinde döndüğümüz Saraybosna’da sohbet ettiğimiz Numan Bey, konuşmasından yola çıkarak
uluslararası camianın ortak noktaya gelme mecburiyetine
dikkat çekti. Üç madde sıraladı:
1- “Bu soykırımları kınama konusunda gerçekten çok net tavır alınması gerekiyor. İkircikli dilin terk edilmesi ve
uluslararası tutarlık şart
.”
2- “Soykırımlar kendiliğinden ortaya çıkmıyor, bu mikrobun yetiştiği ortam var. O da nedir?
Irkçılık, yabancı düşmanlığı, göçmen düşmanlığı
ve özellikle son yıllarda dünyada gelişen
İslamofobya
. Bir de nefret suçları. Bu konularda herkesin samimi davranması lazım.”
3- “Uluslararası camia Srebrenitsa’da büyük bir başarısızlığa uğradı. Bir soykırımı önleyecek en ufak bir aktivite içerisinde bulunmadı. Birleşmiş Milletler’in bu
soykırım ve katliamlara
karşı bir önleyici mekanizma geliştirmesi zaruridir.
Eğer o gün, 11 Temmuz günü Hollandalı askerler kampı bırakıp gittiler ama Birleşmiş Milletler buraya birkaç yüz asker,
iyi donatılmış asker mobilize edilmiş olsaydı o katliam önlenebilirdi
.”
Evet BM üzerine düşeni yapsaydı soykırım önlenebilirdi. Ama izlemeyi tercih ettiler. O gün için öyle istediler. Srebrenitsa’da şehitliğe taşınan tabutları izlerken kendi
kendime söz verdim
. Buradan da aktarmak istiyorum; bir gazeteci ve bir Müslüman olarak dilim döndüğünce, kalemim, sözüm yettiğince bu soykırımı her platformda dile getireceğim.
#Srebrenitsa
#BM
#İslamofobya
#Aliya İzzetbegoviç
#Cumhurbaşkanı Erdoğan
#Prof. Dr. Numan Kurtulmuş
2 سال واپس
Müslümanlar Batı’yı ilk defa böylesine köşeye sıkıştırmış olabilir
Küfre küfür, kâfire kâfir diyememek
Batı çalar, CHP oynar…
Rusya yaptırımları, ABD’nin Türkiye uyarısı ve çifte standardı
Nüfus
Yasa ve toplumsal meşruiyet: 6-8 Ekim davası