Yazarlar Selahattin Demirtaş ve plastik kelepçeli fotoğrafı

Selahattin Demirtaş ve 'plastik kelepçeli' fotoğrafı

Ersin Çelik
Ersin Çelik Gazete Yazarı
17 Aralık darbe girişiminden iki gün sonra Selahattin Demirtaş bir açıklama yapmış ve Gülen Cemaatinin Kürt siyasetçilere KCK operasyonları ile kumpaslar kurduğunu belirterek kendilerinden özür dileyip özeleştiri yapmalarını istemişti.

HDP Eş Genel Başkanı'nın, Zaman ve Samanyolu TV'ye de bir çift sözü vardı: “Zaman Gazetesi'ne, Samanyolu Televizyonu'na özellikle hatırlatmak istiyorum. Bizim belediye başkanlarımız makamlarından alınırken, sizin TV ve gazeteleriniz, 'KCK yöneticilerine gözaltı' , 'Teröristlere gözaltı' diye yayın yapıyordu. Daha arkadaşlarımız gözaltındayken onların idam fermanını yayınlıyordunuz."

Demirtaş'ın zihnine kazınan KCK operasyonları 14 Nisan 2009'da başlamış ve tıpkı Ergenekon ve Balyoz davaları gibi dalga dalga yayılarak çok sayıda BDP'li belediye başkanı, il ve ilçe yöneticisi tutuklanmıştı. 992'si tutuklanan 2 bin 146 zanlının 274'ü, muhtarlar da dahil olmak üzere 'seçilmiş' kişilerdi. Aynı yılın 26 Aralık günü ise farklı illerde yapılan operasyonlarda 34 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 10'u BDP'li belediye başkanıydı.

Tüm bu yaşananların ardından Kürt halkının hafızalarına kazınan bir görüntüyü tartışmıştı Türkiye.. Diyarbakır Adliyesi'ne çıkarılan 34 zanlı, bileklerine plastik kelepçe takılarak tek sıra halinde binaya sokuluyordu.. 3 gün sonra tüm Diyarbakır, başkanların plastik kelepçeli fotoğrafının yer aldığı ilanlar ile donatılmış, fotoğrafın altındaki slogan da yine Kürtlerin acılarla dolu hafızasından üretilmişti: “Dün Halepçe bugün kelepçe."

O günlerin 'akil kamuoyundaki' algı, başkanların bileklerine plastik kelepçelerin takılmasından 4 ay önce, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi" adı ile Çözüm Süreci'ni başlatan Başbakan Erdoğan'ın tarihi konuşması silinip atılmak isteniyor şeklindeydi.

İnfiale neden olan kelepçeleri savunmak ise Zaman gazetesine düşmüştü.. 'Dönemin polis kaynaklarına' dayandırılarak yazılan habere göre, polis HDP'li belediye başkanlarına plastik kelepçe takmak zorundaydı, çünkü 5 bin kişilik bir saldırı bekleniyordu. KCK tutuklusu başkanlar kaçırılacaktı. BDP'lilerin, adliyede çıkarılacak kargaşada firar etme olasılığı da vardı.. Bu savunmanın akıllara getirdiği tek şey ise emniyetteki 'F Tipi' yapılanmaydı..

Bileklerine plastik kelepçe vurulan tek sıra halindeki KCK zanlılarından 10'u dönemin BDP'li belediye başkanlarıydı..

Şimdi kısa süreliğine bugünlere dönelim.

2 yıl önce, “Kürtlere zulüm ettiler" sözleriyle Fethullah Gülen grubundan özür bekleyen Selahattin Demirtaş'ın, geçmeyi hedeflediği seçim barajının kapaklarını paralel yapıya teslim edişi tartışılıyor bugün.

Dershane tartışması sürecinde AK Parti'den ihraç edilen İdris Bal'ın, Fethullah Gülen Cemaati için kurduğu partiyi 4 ay sonra terk ederken yaptığı açıklama not edilmeliydi: “STV ve Bugün'de bir buçuk aydır yer alamıyoruz, sansür var. Gazetelerde de aynı şekilde. Bir HDP vekilinin döndürüp döndürüp açıklamasını yayınlarken İdris Bal'a sansür koydunuz. Küçük hesaplar yaptınız."

Gülen grubu ile HDP'nin seçim ilişkisini isyanla itiraf eden Bal'ın, “küçük hesaplar yaptınız" serzenişi şüphesiz yanlıştı. Buradaki tek hesap hatası Bal'ın kendisiydi ama o bunu anlayamadı.

Bugün gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak ve Taraf yazarı Murat Belge'nin açık bir şekilde “Oyum HDP'ye" açıklamalarının ardından Zaman Yazarı Şahin Alpay'ın “Herkesin bu seçimde içine sinmiyorsa da, taktik olarak oyunu HDP lehine kullanması şart" çağrılarını okuduk. Gülen medyasının bulvar gazetesi Meydan'da yazan Ergun Babahan ise “HDP'ye oy vermeyi sorgulamayın" açıklamasına imza attı. Geçtiğimiz günlerdeyse Zaman gazetesi, HDP binalarına bomba koyan zanlının DHKP-C militanı çıkmasını yalanlayan Demirtaş'ı manşet yaptı ve terör örgütü DHKP-C'nin bildirisini yayınladı..

Binlerce Suriyelinin katili Esed'in, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı küstahça eleştirmesini dahi yayınlayan STV'nin bu tutumu, cemaatin düşman bellediklerine karşı ittifak etmeyeceği bir oluşum olmadığını göstermeye yetiyor aslında.

Tahşiye kumpasının kurgulandığı 'Karanlık Kurul' sahnelerinin Fethullah Gülen tarafından yazıldığı ortaya çıkan 'Tek Türkiye' dizisini hatırlayalım mesela.. STV'nin çözüm sürecine kan doğrayan yapıtı Selahattin Demirtaş'ın soluğu RTÜK'ün kapısında almasına neden olmuştu. Şikayet dilekçesini verdikten sonra bir açıklama yapan Demirtaş, “İzleyenler, dizi bitince sokağa çıkıp karşısına çıkan ilk Kürt vatandaşı boğmak istiyordur" demişti.

Öyle ki, Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesindeki Abant Platformu'nun 2008'de Diyarbakır'da yapmak istediği 'Kürt Sorunu' başlıklı toplantı tehdit ve tepkiler sonucu iptal edilmişti. Toplantıyı tehditle iptal ettirenlerin gerekçesi Tek Türkiye dizisindeki Kürt düşmanlığıydı.. İki taraf da şikayetçiydi. Tek bir dizi bile bu yapının Kürtlere olan bakışını anlamlandırmaya yetiyorken, üst perdeden açıkça dillendirilen HDP desteği akıllara ister istemez Gülen'in 'Türk Milliyetçiliği'ni getiriyor.

45 yılını Fethullah Gülen'in yanında geçirmiş Latif Erdoğan'ın derlediği ve Gülen ile yapılan sohbetlerden oluşan 'Küçük Dünyam' kitabının en ilginç bölümü daha sonraki baskıdan çıkarılmıştı. Gülen'in, kitabının ilk basımında yer alan Kürt yaklaşımı aynen şöyleydi: “Bediüzzaman'ın Anadolu'dan çıkmış olmamasını dahi kendime bir mesele yaptım ve içimde bu düşünceyi bir ukde olarak taşıdım. Ve işte beni Bediüzzaman'la görüştürmeyen engel bu düşüncedir."

Talebesi olmak için duacı olduğunu iddia ettiği bir zatı, sırf Kürt olduğu için ziyaret etmeyen, Türk Okulları ve Türkçe Olimpiyatlarının mimarı Fethullah Gülen'in bugün HDP'nin 'hangi politikasını' içine sindirdiğini tahmin etmek hiç de zor değil. Bunca olandan sonra “Gülen ve ona kayıtsız şartsız itaat eden örgüt üyeleri, medyası, yazarları, oy toplayıcı abileri ve ablalarıyla nasıl oluyor da HDP'ye yanaşıyor" sorusunu merak etmenin de bir anlamı yok..

Bu büyük ittifak, arka kapı belediye ziyaretlerinden, köşe yazılarından ve manşetlerden açıkça görünüyor. İlk olarak kimin kime kucak açtığı net değil ama görünürde tek bir ortak argüman var.. Dünün kanlıları olan paralel örgüt ve HDP, “AK Parti zayıflarsa, Erdoğan'ın da gücü azalır ve kazanan biz oluruz" çıkarı için birbirlerini ilhak etmiş haldeler..

Gülen ve yönettiklerini her türlü anlayabiliyor ve aslında hiç de şaşırmıyoruz.. Peki ya HDP? Diyelim ki geçmişi tek kalemde silip attılar.. 2014'te iki seçim hezimeti yaşayan ve var olduğu sanılan siyasi gücünün aslında hiç olmadığı ortaya çıkan paralel yapı ile kucaklaşmanın, yüzde 10 barajına pratikte çok büyük bir etkisinin olmayacağı herkesçe malum.

İşte tam burada gözlerim Selahattin Demirtaş'ın kollarındaki plastik kelepçelere takılıyor...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.