Yazarlar Biz fakirliği seçtik, Allah da bizi fakir kıldı

Biz fakirliği seçtik, Allah da bizi fakir kıldı

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İslam ümmetinin şu anda yaşadığı zilletin ve fakruzaruretin sebepleri konusunda daha önce on kadar yazı yazdım. Burada o sebeplerden birinin de fakirliği bizim isteyerek seçmemiz olduğunu söyleyelim. Arkasından Allah’ın bu ümmete acıyıp petrol gibi yeraltı zenginlikleri vermesi ve böylece arayı kapatmasına yeniden fırsat tanıması geldi ama bu defa da birilerinin elindeki kontrol edilemeyen zenginlik ikinci bir fakirlik sebebi oldu, böylece onu da başkaları yedi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Biz fakirliği seçtik, Allah da bizi fakir kıldı
Haber Merkezi 02 Mart 2018, Cuma Yeni Şafak
Biz fakirliği seçtik, Allah da bizi fakir kıldı yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Tarih boyunca bazı İslam müelliflerinin ‘zenginlik mi iyidir fakirlik mi’ tartışmaları yaptıklarına şahit oluruz. Pek çok kitabın buna ayrılan bölümlerinden başka bendeniz müstakil olarak bu konuyu ele alan ondan fazla kitap tespit etmiştim. Onlardan hareketle bir kitapçık da ben yazmıştım; ‘İslam’da Zenginlik ve Fakirlik Kavramları’ diye. İlginçtir ki, o kitapların çoğu fakirliği zenginliğe üstün tutuyordu. O halde geri kalmanın bir sebebi de, bunları yazan müelliflerin bu konuyu yanlış anlatmalarıdır diyemez miyiz? Gerçi işin gerçeğini anlamış ve yazmış olanlar da vardı ama çoğu fakirliğin üstün olduğu kanaatindeydi.

Peki, en azından bu bazı müellifleri bu kanaate sevk eden şey neydi? Bunun tarihi temellerine inilebilir ve başka özel sebepler de bulunabilir ama benim aklıma gelen iki sebebi söyleyeyim: Bilim ve sanayileşme devrimine kadar Müslümanlar maddi zenginliğin başkalarına karşı bir üstünlük sebebi olduğunu hiç hissetmediler. Kimseden korkuları yoktu, hallerinden memnundular. Kendilerinden daha iyi şartlarda yaşayan milletleri görüp onlara özenti duyacak halleri yoktu. Herkes sade ve doğal hayatını yaşıyordu, bunu da bir şekilde sürdürebiliyordu. Muhtemelen bu sebeple, servetin sıkıntılarıyla boğuşmaktansa sade ve dingin bir hayatı tercih ediyorlardı.

İkinci olarak dünya adına çok derdi olmayan dindar Müslümanlar zenginlerin çoğunun zühd, takva ve ibadet konularına fazla zaman ayıramadıklarını, hatta sefahat yaşadıklarını görüyor ve bu sebeple demek ki, kul için esas olanın fakirlik olduğunu, Allah’a en iyi kulluğun ancak yoklukta olabileceğini düşünmüş olabilirler. Bu düşüncelerini desteklediğini sandıkları ayeti kerime ve hadisi şerifler de buldular. Allah buyurmuyor muydu ki, ‘İşte siz böylesiniz, Allah yolunda infak etmeye çağrıldığınızda bazılarınız cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden kendine cimrilik etmiş olur. Zengin olan Allah’tır, siz fakirlersiniz. Eğer böyle ters giderseniz Allah sizin yerinize başka bir kavim getirir ve onlar artık sizin gibi olmazlar’ (Muhammed 38). Ayetin önüne sonuna bakmadan bir cümlesini cımbızlarsanız ‘zenginlik Allah’a yaraşır, siz fakir olmalısınız’ diye anlayabilirsiniz. Oysa ayetin açıkça istediği şey varlıklı olup varlığı yerinde harcayabilmekti. Böyle olmazsanız siz yok olursunuz, yerinize başkaları gelir. Nitekim öyle de olmadı mı?

Bunun yanında Kuranıkerim’de yüze yakın ayeti kerimenin zenginlerin azgınlıklarından ve yaşadıkları sefahat hayatının sebep olduğu fesattan söz ediyor olması da bu düşünceye destek olarak görüldü.

Onlarca sahih hadisin yanında ancak tarih kitaplarında bulunan şöyle bir hadis ile de bu fikri desteklemeye çalışıyorlardı: ‘Resulüllah buyurdu ki, Allah’ım beni miskin olarak yaşat, miskin olarak öldür’. Oysa bunun sahih olduğunu var saysak bile bu hadis, fakirliği zenginliğe üstün tutmuyordu. Bir peygamber ve bir devlet başkanı olarak Resulüllah’ın konumu farklı idi. Ayrıca miskin, tam olarak fakir demek de değildi.

İşte bu fakirlik edebiyatı Müslümanların züht anlayışına güçlü bir şekilde sindi, böyle bir tasavvuf anlayışı gelişti ve Müslümanlar sadece maddeten değil, manen de fakirleştiler. Bunu Sabri Ülgener’in eserlerinde çok açık görebilirsiniz.

Oysa sanılanın aksine Kuranıkerim varlıklı olmayı teşvik ettiği gibi, hadisler de aynı şeyi söylüyordu. Bunun delillerini gelecek yazımızda verelim. Şimdilik Mehmet Akif’in şu tespitiyle yetinelim:

“İl­min o mu­az­zam na­mı­na ye­min ede­rim ki, Ce­nab-ı Pey­gam­ber nâsa (insanlara) bugün ule­ma ara­sı­na so­ku­lan ba­zı cü­he­la­nın yap­tı­ğı ka­dar değil, onun yüz­de bi­ri ka­dar ol­sun, ser­ve­ti, sa’yı ve ame­li is­tih­kar ile (küçümser tarzda) emretmiş olay­dı, as­hâb ara­sın­da ağ­ni­ya (zenginlerin olması) şöy­le dur­sun, hab­be­ye ma­lik olan bi­le bu­lu­na­maz­dı” (Sırat-ı Müstakim).

Ve sıkça dile getirdiğimiz şu tespitimizi de burada tekrar hatırlayalım: Siz mantığınıza göre bir İslam hayal edin, helalleri, haramları kendiniz seçin ve benden, tamamen kitaplardan alınmak üzere böyle bir İslam isteyin, ben size bunu yapabilirim. Ama tabii ki, bu İslam olmaz, olsa olsa ideolojik İslam olur. Çünkü o sizin ideanızdan çıkmıştır, Allah’ın gönderdiği İslam değildir. Önce neyin nasıl olması gerektiğini, yani ideolojinizi belirlerseniz ona Kur’an’dan da Sünnetten de kırpma deliller bulabilirsiniz. Şu anda bizim hayatımızda da bu ideolojik İslam’ın örnekleri vardır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.