Yazarlar Gıybet ve kavimler arası evlilikler sağlıklı toplumun neresinde?

Gıybet ve kavimler arası evlilikler sağlıklı toplumun neresinde?

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

İslam’ın yeniden hayata hâkim olması, müminler olarak yeniden izzet bulmamız, toplumun müslümanlaşması, hukukumuzun, ahlakımızın, kültürümüzün bizim olması için uğraşanlara, böyle bir derdi olanlara söylüyoruz. Bu işin bireyi, aileyi, mahalleyi, ülkeyi ve bütünüyle İslam dünyasını ilgilendiren tarafları var. Nefisle cihaddan, yani bireyden başlanmazsa iyi bir müslüman olamayız, iyi bir müslüman olamayınca iyi bir temsil yapamayız, iyi bir temsil olmayınca da tebliğimizin ve davetimizin bir anlamı kalmaz, havanda su döver dururuz. Çünkü asıl gaye bireyin mümin ve müslüman olması, Allah’ı tanıyıp O’na iman etmesi ve ebedi âlemi kazanmasıdır. Başka her şey; güç, kuvvet, devlet, hukuk hep bunun için vardır, bunun için var olmalıdır. Yani bunlar gaye değil, gayeye götüren sebeplerdir. Hatta bir İslam devleti kurmak bile birincil bir hedef değildir. Resulüllah (sa) Mekke’de arkadaşlarına; hadi çalışalım, gayret edelim, kendi devletimizi kuralım, burada başaramazsak bunu gidip Medine’de başaralım diye bir hedef göstermemiştir. İnsanları Allah’a çağıralım, şirkten ve ebedi felaketten kurtaralım demiştir. Yani onlar bağımsız bir devlet kurunca müslüman olmamışlar, müslüman olunca tabii olarak devlet kurmuşlar. Bu durum devleti kim yönetirse yönetsin, biz müslüman olalım yeter anlamına gelmez. Sadece neyin lazım, neyin melzum olduğunu anlatır.

Durum böyle olunca en basit zannettiğimiz bir İslam ahlakı en temel başlangıç noktası olabilir. Mesela gıybet etme öyle muzır bir mikroptur ki, iki kişi arasında olgunlaşır ve bir veba gibi toplumu sarar. Hatta dikkatle bakarsak genel olarak insanların, özel olarak da müslümanların birbirlerine karşı kin, haset, düşmanlık beslemeleri, birbirlerinin kuyusunu kazmaları, birbirlerine suizan etmeleri, bu sebeple onları kötü bilip kardeşlerinin yüzlerine tebessümle bakacaklarına somurtmaları, hırçınlaşmaları, güçlerini birbirlerinde tüketmeleri hep gıybet mikrobuyla başlar. Yanınızda gıybeti edilip kötülükleri sayılan bir ihsanı siz artık kötü bilirsiniz. Kuranıkerim’de Allah’ın gıybet için verdiği örnekten daha sarsıcı bir örnek var mıdır? Ölmüş kardeşinin etini bir sırtlan gibi dişleyip kemirmek… Buna; öyle ama adam bunu hak ediyor, biz olanı söylüyoruz gibi gerekçeler aramak da şeytanın bir başka hilesidir.

Gıybete başlanırsa Allah’ın verdiği bu örneği hatırlamamız ve terk etmemiz gerekir. Hatta gıybet edilmesine göz yumup susan da gıybete ortak olmuş olur. Bazen bu o kadar sıradanlaşır ki, arkadaş, gıybet etmeyelim diyecek olsanız ‘doğrucu davut’ olmakla suçlanır ve dışlanırsınız. Bu durum arkadaşlarınızın kötü olduğunu gösterir.

Şöyle bir yargının anlamlı olduğunu düşünüyorum: Gıybet etmekten Allah için kaçınabilmek bilinçli dindarlığın çok önemli bir göstergesidir, ya da başlangıcıdır.

İslam’ı topluma ve hayata hâkim kılmanın bireysel düzeyde bir başka vasıtası; bu fakire göre çapraz evliliklerdir. Şu anda mesela Türkiye bölünemiyorsa, yetersiz de olsa kavimler arası evlilikler sebebiyle bölünemiyor. Böyle evlilikleri daha ileri düzeylerde yapabilmiş olsaydık, bölmek için çabalayanlar bu kadar da olmayacaktı. Hz. Ömer’in sözü olarak nakledilen ‘uzaktan evlenin ki, zayıflık oluşturmayasınız’ sözü hep, çocuklarınız zayıf olmasın, gürbüz olsun diye anlaşılmış ama bundan muhtemelen böyle toplumsal bir zaaf da anlaşılabilir. Hatta kavimler arası evliliklerin sadece ülkenizle sınırlı kalmaması, bütün İslam ülkelerini kapsaması da güzeldir. Yeter ki, müslümanlar öncelikle güvenilen insanlar, yani gerçek mümin olsunlar. Pek çok ilişki gibi bu evliliklerdin de asıl engeli müslümanların güvenilen/mümin insanlar olma özelliklerini kaybetmiş olmalarıdır.

İslam toplumunu yeniden oluşturmak için buraya kadar söylediklerimiz hep bireysel hareket noktalarıdır. Bunlar olduğunda artık toplumdasınız, temsili öyle ya da böyle yapabiliyorsunuz. O halde artık sıra emr bil-marufa gelebilir. Bu da bizatihi bir gaye değil, sözünü ettiğimiz o asıl gayeye götüren araçlardan biridir. O halde araçlar gaye olarak görülmemeli ve şartlar hangi araçları ne şekilde kullanmamızı gerektiriyorsa onları öyle kullanmalıyız. Meşru olması kaydıyla araçları da sürekli değiştirmeliyiz. Ama öyle sanıyorum ki, mesela kahve kahve dolaşıp emr bil-maruf yaptığını sananlar bu işi en azından çok iyi yapmış olmayabilirler. Gerçi her ortamın gerektirdiği farklı bir yöntem de olabilir.

Bir de yapılacak organize işler vardır. Onları da bilmeliyiz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.