Yazarlar Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz?

Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz?

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Bu anlamda zaman zaman aklıma gelenleri yazıyorum. Çünkü değişme burada da var. Kendimi de hesaba katarak İslam’ı doğru ve sağlıklı anlayamayışımızın sebepleri üzerinde düşünüyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz?
Haber Merkezi 03 Eylül 2019, Salı Yeni Şafak
Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz? yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Galiba önce şunu bilmemiz gerekiyor: Anlama ve bunun için düşünme, tefekkür, aklını kullanma ve bunun tezekkür ve nazar gibi bütün fonksiyonları da bizden ayrıca istenen birer ibadettirler. Yani önce anlamanın da bir ibadet olduğunu bileceğiz ve onu doğru yapacağız ki, diğer ibadetleri sağlıklı yapabilelim. Bunun için Kuranıkerim pek çok detayı insana bırakmış, tefakkuhtan, diraseden, istinbattan, basiretten ve sadece bilenlerin yapabileceği daha pek çok ilmi ve zihni eylemden ve aslında ibadetten söz etmiş. Bunların bir kısmını farzı kifaye olarak sadece âlimlere yüklemiş, ama belli seviyede anlamayı herkesten istemiş. Bu durum aynı zamanda Allah’ın ilme ve insana verdiği değeri de gösterir. Allah’ın bu talepleri derecesine göre herkese yöneltildiğine göre, herkesin her şeyden önce kendi gücü nispetinde anlamak zorunda olduğunu, böyle bir ibadetle de mükellef bulunduğunu bilmesi gerekir. Ancak seçkin insanların başarabileceği ileri derecesini ise âlimlere, mütefekkirlere bırakmış.

Buradan dini doğru anlamayışımızın öncelikli bir sebebi de netleşmiş oldu. Bir fert olarak bizim de anlamamız gerektiğini kabullenmemek, herkesin bu ibadeti başkasından beklemesi. Oysa nasıl namazı, zikri vb ibadetleri bizim yerimize başkasının yapması kabul olmuyorsa, yapabileceğimiz kadarıyla anlamak da öyledir. Ta ki yaşadığımız İslam kendi İslam’ımız olsun, Kuranıkerim’in kötülediği, atalarımızın dini olmasın. Bu durum elbette geçmişi ve atalarımızdan bu işi doğru anlayanları reddetmemiz anlamına gelmiyor. Doğru anlayanları da anlamayanları da bilmemiz anlamına geliyor.

Peki, neden anlamamız gerektiğini anlamak istemiyoruz? Çünkü Allah (cc) Âdem’den önce şeytanı yaratmış, Âdem’in içine de şeytanın kullanacağı araçlar olarak nefsi arzular, iştihalar ve dünya meyli koymuş. Bunlar bir yönüyle nimettirler, ama sürekli hareket halinde oldukları için kontrol edilmezlerse nikmete/ziyana dönüşürler. Bunların kontrolü ve nimet olarak devam etmeleri de yine bilmeye ve anlamaya bağlıdır. Allah’ın kanunu böyledir ta ki, insan hem kendine verilen değeri, halife olma yetkisini ve etkisini anlasın, hem de nimetlere hak ederek kavuşsun.

Her bir fert olarak bizim de anlamamız gerektiğini anlamamamız sonucunda hayatı dünyadan ibaret sanıp, bütün zevklerimizi burada tüketme yoluna gidiyoruz, yani dünyevileşiyoruz. Dünyevileşme, ya ahireti hiç hesaba katmama, ya da ikinci, üçüncü sıraya alma demektir. Buna dünya için yaşama, daha müreffeh ve zevkusefa içinde yaşamak için yaşama da diyebilirsiniz. Parası çok olanların bugün Avrupa’da ya da Amerika’da yaşamak istemeleri de bundandır. Bu durum elbette imanımızla da, yani Allah’ı bilmemiz ve tanımamızla da, ahiret düşüncemizle de alakalıdır. Nasıl bir Allah’a inanıyoruz, ahiret denen şey nedir? Orada nelerle karşılaşacağız? Böyle imani meselelerdeki bilgi ve bilinç insanı anlamaya zorlar, diğer canlılardan ayrı olduğunu, onlardan farklı olması gerektiğini ona hissettirir.

Sadece bilmek de insanı kurtaramaz. Bilginin gereğini yapma, böylece onu faydalı bilgi haline getirme, bunun için ibadet ve zikir ehli olma da gerekir. Bilenleri şeytanlardan ayıran özellik budur. Yoksa şeytan da bazı şeyleri çok iyi biliyordu. Aksi takdirde bilginin/ilmin verdiği güçle insan kendini, yani nefsini ilahlaştırabilir. ‘Siz hiç nefsi arzularını ilah edinenleri görmüyor musunuz? Bilgilerine rağmen Allah onları sapık bırakmıştır’. Bu da bir anlama engelidir.

Çok önemsediğim için sık sık söylediğim bir engel de şudur: Bizim dört başı mamur, mütekâmil bir İslam toplumunda yaşamıyor oluşumuz da İslam’ı doğru anlamamızı zorlaştırıyor. İslam nedir? Hayatta gördüğümüz farklı yaşama ve inanma biçimleri mi, yoksa hayalimizde kurguladığımız farklı dünyalar mı? İslam ahkâmının değişenlerini ve değişmeyenlerini hesaba kattığımızda bu durum âlimlerimizi bile tereddüde sevk eden bir şeydir. Fıkıh, Tefsir ya da Kelam kitaplarında okuyup ezberlediğimiz bilgilerin hangisi uygulanabilir İslam’dır? Bunların hepsini birden uygulanması gereken İslam olarak görmemiz, karşımıza gördüğümüz ve yaşadığımız hayat tarzıyla telif edilemez bir İslam anlayışı çıkarıyor. Oysa İslam uygulanıyor olsaydı âlimler ve yönetenler bu sınırsız içtihatların, yaşanılan hal ve şartlara uygun olanlarını seçebileceklerdi.

Yine bilme ve anlama eksikliğinden kaynaklanan ırkçılığın, fırkacılığın, modern Deccal olan medyanın, dizilerin, şeriatın yerini alan ideolojilerin, duygu eğitimsizliğinin, ibadetlerimizin bile âdete dönüşmesinin, böylece heyecanımızı yitirmemizin hep birer anlama engeli olduğunu bilmeliyiz. Peki, ne yapmalıyız?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.