|
Yazarlar

İktidarı eleştirmek

04:00 . 13/01/2019 Sunday

Hayrettin Karaman

1934 yılında Çorum'da doğdu. İlk İmam Hatip okullarından biri olan Konya İmam Hatip Okulu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nde okudu. İki yıl İstanbul İmam Hatip Okulu'nda meslek dersleri öğretmeni olarak çalıştıktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne fıkıh asistanı oldu. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakülteleri'ne dönüşmesinin ardından akademik çalışmalarını tamamlayarak sırasıyla doktor, doçent ve profesör unvanlarını aldı. Yarım asra yaklaşan fikir ve meslek hayatı boyunca, yurtiçi ve yurtdışında binlerce konferans, seminer, panel, vaaz, hutbe, kurs, yazılı ve görsel medya programı, eğitim programında yer alarak eğitim, öğretim, tebliğ ve irşad faaliyetini sürdürdü. Aralarında bugünün tanınmış bilim ve fikir adamları olan binlerce öğrenci yetiştirdi. 2001 yılında yaşanan baskılara karşı çıkarak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki görevinden -yaş haddi dolmadan emekliliğini isteyerek- ayrıldı. 2001-2004 yılları arasında Avrupa Uluslararası İslam Üniversitesinde (Hollanda) misafir öğretim üyeliği yaptı. İslam’ın İlk Emri Oku, Nesil, İzlenim, Gerçek Hayat, Eğitim Bilim gibi dergilerde devamlı yazdı. M.Ü. İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku Anabilim dalı başkanlığı ve Fakülte Kurulu üyeliği yaptı. MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu üyesi olan Karaman, çıktığı günden beri Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazısı yazmaktadır. Üç çocuğu, yedi torunu ve dört torun çocuğu vardır. Basılmış Eserlerinin sayısı 50 civarındadır.

Hayrettin Karaman

Muhalefet zaten iktidarı eleştiriyor ve eleştirir. Onlardan beklenecek şey hakaret ve iftira etmemek, yalan söylememek, doğruya doğru, yanlışa yanlış demektir; ama unutmayalım ki, eski CHP muhalefete düştüğünde muhtemelen ilk meclis toplantısında bir muhalif üye konuşurken “İktidar, sizi sıkı bir şekilde takip edeceğiz, iyi ve doğru yaptığınıza iyi, yanlış yaptığınıza da yanlış diyeceğiz” mealinde bir söz söylemiş, ön sırada oturan İnönü oturduğu yerden itiraz ederek şöyle seslenmiş: “Muhalefet iktidara iyi ve doğru yaptın demez.”



Muhalefet bugün de İnönü’yü takip ediyor, tabii bununla da yetinmiyor.

Benim konum muhalefetin eleştirisi değil, eskiden veya hâlâ iktidarı destekleyenlerin eleştirisi.

Peki, bu eleştiri olmamalı mı?

Elbette olmalı, olması iktidara iyilik; olmaması, şahsi menfaat için eleştiriden vazgeçmek ise kötülüktür.

Eleştirinin bazı sınırları olmamalı mıdır?

Eğer eleştirene göre iktidar liyâkatını kaybetmişse, yerini bir başka siyasi kadroya terk etmesi gerekiyorsa, doğrusunu ve daha iyisini yapabilecek böyle bir kadro da varsa iktidarı yıpratacak ve muhalefetin eline koz verecek ölçüde de olsa eleştiri yapılmalıdır. Eğer bu şartlar mevcut değilse, mevcut eksiklere ve kusurlara rağmen iktidarın devamı gerekiyorsa bu takdirde eleştiri, iktidarı zayıflatıp düşürecek, daha beterine fırsat verecek ölçüde olmamak gerekir. Eleştiri ve tavsiyelerin ağyâra fırsat vermeden yapılabilecek bir şekli de STK temsilcilerinin ilgili iktidar biriminden görüşme talep ederek yüzyüze konuşması, eleştirmesi ve tavsiyelerde bulunmasıdır.

Peki, bu yapılabilir mi?

Eğer STK’lar iktidara yanaşarak kendilerine mahsus bir takım menfaatleri elde etmeyi ön planda tutarlarsa bunu yapamazlar. Adlarına uygun olarak olumlu ve yapıcı muhalefeti (duruşu) ilke edinirlerse bu tür eleştiri en çok onların işi olur.

Şimdi bir başka konuya geçiyorum.

İktidarı alet ederek veya bazı uçları ile işbirliği yaparak yahut da iktidarın herkese sunması gereken imkan ve menfaatleri bir şekilde kendilerine yönlendirerek dine, ahlaka, milli menfaate aykırı bir takım işleri yapan, davranışlarda bulunan, daha iyi olmaları umulurken daha kötü olan kimselerin ve genel manada bozulmanın bütün günahını iktidara yükleyerek eleştiride bulunanlar, “Keşke iktidar olmasaydık” diyenler var. Bunlara ek olarak mevcut rejim çerçevesinde iktidar olmuş bir partiden ve onun liderinden “şeriat devletinde olabilecek değişimleri” bekleyenler ve isteyenler var.

Kimseyi böyle düşünüyor, eleştiriyor ve istiyor diye ayıplamak gibi bir düşüncem yoktur. Ben de kendi görüşümü yazacağım:

Bütün gayr-i meşru işler ve genel bozulmanın baş sorumlusu ahlakımızın bozulmuş olmasıdır. Ahlakımızı iktidar bozmadı; başka iktidarlarda başka ahlaksızların fırsat bulduğu kötülüklere bu iktidarda da farklı kesimden ahlaksızlar fırsat bulmuş oldular ve bu kaçınılmazdır. Kaçınmak istiyorsak tenkit oklarını daha çok kendimize yöneltmemiz, resmi olanlar yetmiyorsa sivil faaliyetlerle ahlak eğitimine ağırlık vermemiz, toplum içinde kötülüğü, yanlışı, ahlaksızlığı azaltmak üzere en uygun yoldan faal olmamız (emir bi’l-ma’ruf nehiy ani’l-münker) gerekiyor. İktidardan beklentimiz ise bizim ahlak ve değer eğitimimize azami fırsat vermesi olmalıdır. Unutmayalım ki, bu ülkede başka inanç, ahlak, dünya görüşü sahipleri de vardır, onların da hak ve özgürlükleri mevcuttur.

#Eleştiri
#Sınırlar
#STK
#İktidar
#Muhalefet
4 years ago
default-profile-img
İktidarı eleştirmek
Kasabaya ne oldu?
Bugünden itibaren Türkiye’nin tek gündemi depremdir
Deprem ve uluslararası yardım
Bunu da aşacağız…
Yüzyılın felâketi