Yazarlar Kreş mi akraba mı?

Kreş mi akraba mı?

Hilal Acar
Hilal Acar Gazete Yazarı

Çocuk eğitiminde en önemli etkenin sevgi olduğunu söylemiştik. Çocuklar bebeklik dönemlerinde bu sevgiyi ne kadar yoğun ve dolu dolu yaşarlarsa ileriki yaşlarında o kadar mutlu ve huzurlu, aynı zamanda güven dolu oluyorlar. Özellikle 0-4 yaş arası, bebeklerin annelerine aşırı bağımlı oldukları bir dönem. Bu dönemde annenin her an yanında olması, bebeğin ihtiyaç duyduğu her an annesini görüp sevgisini hissetmesi gerekiyor. İşte tam burada "Çalışan anneler ne yapsın?" sorusu ortaya çıkıyor. Bebek doğduktan sonra dört yıl boyunca bebeğin yanında kalması mümkün olmayan anneler için en büyük sorunlardan biri bebeklerini bir başkasına emanet edip işe gitme zorunluluğu... Annelerin en kıymetlisidir, evlatları... Bakıcıya ya da kreşe bebeğini bırakan anne, bebeği ile birlikte kalbini de bırakır, aklını da... Lakin zorunlulukluları aşmak da her zaman mümkün olmayabiliyor.

Dinimizde çocuğu terbiye etme hakkı ve sorumluluğu annenindir. Bu terbiyeyi en doğru ve en güzel şekilde yapabilmesi için de annenin öncelikle kendisini yetiştirmesi, ahlaken ve vicdanen kendisini geliştirmesine ihtiyacı vardır. Şairin;

"Kendi muhtaç himmete bir dede

Nerde kaldı ki gayrıya himmet ede…" dediği gibi kendisi ilme, öğrenmeye muhtaç durumda olan bir annenin de çocuğuna verebileceği şeyler sınırlıdır. Bir kadın anne olmadan önce kendini buna hazırlamalı, nasıl çocuk yetiştirmesi gerektiği hususunda kendisini eğitmelidir. Bütün çocuklar İslam fıtratı üzerine doğar. Bu çocukları imanlı, şefkat ve merhamet sahibi birer birey olarak yetiştirmek anne ve baba için hayatlarında huzur ve mutluluğu bulmaları, topluma faydalı iyi birer birey kazandırmaları ve bu hayattan ayrılmalarından sonra da amel defterlerinin açık kalması, çocuğun her güzel davranışında kendilerine de bir hasenat yazılması demektir. Bu vazife öyle mühim, öyle kutsal bir vazifedir ki erteleme lüksü yoktur. Çocuk, bebekliğinden itibaren sevgi dolu bir ortamda güzel ahlak üzere yetiştirilmelidir. Bunu yapabilecek olan da annesidir. Zira bebekler anneye muhtaç ve bağımlı olarak doğarlar ve ilk dört yaşlarına kadar bu bağımlılık sürer.

Pedagog Âdem Güneş; bebeklerin ilk yıllarında annelerinden asla ayrılmaması, bunun için şartların zorlanması gerektiğini belirtiyor. Bu dönemin bağımlılık dönemi olduğu ifadesiyle; "Çocuklar özellikle ilk dört yaş döneminde anneye muhtaçtır. Bu öylesine bir muhtaçlıktır ki çocuğun gözünü her açtığında annesini görebilmesi, korku ile ürktüğü her an annesinin sesini duyabilmesi ve teselli alabilmesi, acıktığında, susadığında annesini karşısında bulabilmesi hayati önem taşımaktadır. Çocuk bu güven içinde, bu sevgi zenginliği içinde hayata adım atmalıdır." diyor.

Psikiyatrist Alice Miller ise çocukluk yıllarında anne ve babalarından yeterli sevgiyi alamamış kişilerin bir ömür boyu o doyamadıkları sevgiyi başkalarında aradıklarından bahsediyor. Günümüzde sevgiye muhtaç insanların çokluğunu da buna bağlıyor. Anneleri, bebeklerinin ilk yaşlarında yeterince yanlarında olmamaya zorlayan şartlar ve mecburiyetler olması günümüz insanının giderek sevgiden yana doyumsuzluklarını arttırıyor.

Bugünün ekonomik şartları, ailelerin durumları, yaşam standartları, kadınların ekonomik özgürlüklerini ellerine almak istemeleri gibi sebeplerle kadınlar çalışıyor, çalışmak zorunda kalıyor ve bebekler de en ufak yaşlarından itibaren bakıcılara emanet ediliyor. Anne ile doyasıya vakit geçiremiyor. Bu durumda ne yapılacak? Çalışan ve çalışma hayatına çok alışmış olan bir kadın ev ortamına adapte olamaz. Bir anda alıştığı hayatı bırakıp ev hanımlığına geçemez. Bu onun için; şartlar çalışmamasına müsait olsa dahi oldukça zordur. Ancak bu zorluğun yanında annenin çalıştığı durumlarda, evde anne özlemi çeken bebeklerin var olduğu, bu anlamda bir tatminsizlik yaşadıkları ve yaşamaya devam edecekleri de aşikârdır.

Pedagog Âdem Güneş vaktinde yani ilk yaşlarında sevgi ve annesiyle doyasıya vakit geçirme arzusu tatmin edilmemiş çocukların ruhlarında bunun izinin kalacağını ve hayatları boyunca bir şekilde onlara yansıyacağını ifade ediyor. "Bugün hayatımızda her an herkesten ilgi bekleyen ve bir türlü sevgiye doyamayan yetişkinler olmasının sebebi budur." ifadesiyle bunun geleceğe yansımasının altını çiziyor.

"Tamam çok güzel, bu bir zorunluluk, anne ne yapıp edip bebeğini dört yaşına kadar bırakmamalı ancak çalışmak da bir zorunluluk." diyenler olacaktır. Bu durumda kreş mi, yakın akraba mı, anneanne veya babaanne mi bakmalı? Burada da önemli olan şu... Çocuğun emanet edileceği kişi çocuk bakımı ve eğitimi hususunda ne kadar donanımlı, çocuğa sevgisini ne kadar yansıtabilecek, eğitimiyle ilgili neler yapabilecek? Çocuğa katabilecekleri neler? Bu sorular en ince detayına kadar incelenmeli ve buna göre karar verilmeli. Kreşe mi yoksa bir yakına mı bırakılacağı belirlenmeli… Anne de evladına nasıl bakıldığını, gün boyunca ne tür davranışlara maruz kalıp eğitimi hususunda neler yapıldığını elinden geldiğince yakın takibe almalı… Çalışma zamanları dışındaki tüm zamanını da bebeğinin ihtiyaç duyduğu sevgiyi ona doyasıya vermeye ayırmalı… Bir gerçeği asla unutmayalım ki çocukların karakterleri ilk altı yaşlarına kadar oturur. Bu dönemde kimlerle en uzun vakit geçiriyorlarsa karakterlerinde o kişilerin karakterinden izler mutlaka olacaktır. Çocuk kendisine rol model olarak en uzun vakit geçirdiği kişi veya kişileri alacaktır.

İşte bu sebeple kreş mi, akraba mı sorusuna yanıt vermeden önce kreşte kiminle olacak, hangi akrabanın hangi özelliklerini taşıma olasılığı var, sorularına yanıt verip buna göre ne yapılacağına karar vermek gerekiyor. Çocuğun eğitimi vaktinde ciddiye alınıp üzerine düşülmeli ve asla ileriki yaşlarına ertelenmeli ki bir gün bazı şeyler için geç kalınmamış olsun.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.