|
Yazarlar

Üç kıtada Türkiye izleri. Dünyanın ekseni değişir. “Türkiye ne yapmak istiyor, Erdoğan’ın aklında ne var.”

04:00 . 4/03/2021 Perşembe

İbrahim Karagül

İbrahim Karagül yıllardır Yeni Şafakın müdavimlerinden biri, gazetede çeşitli konularda köşe yazıları yazıyor.
İbrahim Karagül
Türkiye’ye, çevremize, coğrafyaya
ve
dünyaya
çok dikkatli bir biçimde bakmamız, bunları bir bütünlük içinde izleyip okumamız gerekiyor.
Çünkü
ülkelerin çöktüğü, yeni ülkelerin yıldızlaştığı, dünyanın ekseninin değiştiği çok dar bir tarih alanı
na tanık oluyoruz.
Alışık olduğunuz, ezberlediğiniz dünyayı unutun.
Önümüzdeki on yıl içinde, öyle sarsıcı değişikliklere tanık olacağız ki,
zihinlerimiz, siyasi kimliklerimiz, kanaatlerimiz
tamamen değişecek.

Merkez ülkeler zayıflayacak, sürpriz ülkeler yıldızlaşacak.

Güç haritası altüst olacak.
Fiziki haritalar yer değiştirecek. Bugünkü güç dengesine göre formatlanmış
bütün yapılar yeniden tanımlanacak,
formatlanacak.
Dünyayı şekillendiren bazı uluslar, ülkeler “merkez” gücünü kaybedecek. Sürpriz ülkeler, yükselen yıldızlar,
yeni coğrafya ortaklıkları, güç ve
zenginlik alanları
biçimlenecek.
Şüphesiz, bu büyük dönüşümde
coğrafya karakterleri, jeopolitik iddialar, medeniyet/kimlik aidiyetleri,
ülkelerin ve milletlerin tarihi referansları son derece belirleyici olacak.

Batı’da sıkışıp kalmayalım. Çünkü artık Batı merkezli bir dünya hiç olmayacak.

Pandemi
nin daha da hızlandırdığı ve şekillendirdiği
yeni sosyoloji, yeni toplumsal psikoloji, yeni yaşam tarzı ile bilgi, zihinsel dönüşüm ve
hız
yeni toplum modelleri
oluşturacak.

Bu da, sözünü ettiğimiz eksen kaymasını baş döndürücü bir hale getirecek, kısa zamanda bu değişim büyük güç kaymalarına yol açacak.

Bu yüzden; sadece
ABD
’ye ve
Avrupa
’ya değil, çok dikkatli bir şekilde
Asya
’ya bakalım.
Batı’da sıkışıp kalmayalım. Çünkü artık Batı merkezli bir dünya olmayacak.
Avrupa ve ABD’ye,
Atlantik çevresine kapanırsak dünyayı kaybedeceğiz.
Bu da, ufkumuzu, hedeflerimizi ve bütün
iddialarımızı sıfırlayacak bir tehdit
içeriyor.

Biz, Batı ülkesi değiliz. Doğu ülkesi de değiliz.

Çünkü biz Batı ülkesi değiliz. Biz, Doğu ülkesi de değiliz. Biz Orta Kuşak ülkesiyiz.
Bu
Orta Kuşak
neresidir?
Neden Doğu’dan ve Batı’dan farklı bir yer
dir? Doğu ve Batı dışında yeni bir merkez arayışı ile neyi amaçlıyoruz?
Bu kuşağı yeniden tanımlamalıyız.
Coğrafi
olarak, kültürel olarak, tarihsel
ortak miras
olarak,
imparatorluklar geleneği
olarak, güç arayışı olarak,
kaynaklar ve pazarlar
olarak, en önemlisi de
medeniyet kimliği
olarak bir coğrafya tanımı üretmek zorundayız. Adını koymak zorundayız.
Çünkü
bu tanım, zihinlerimizi şekillendirecek, aidiyetimizi belirleyecek,
iddialarımızı besleyecek. Ülkemizi ve dünyayı algılama biçimimizi çok uzun yıllar sonra
ilk kez yerlileştirecek.

Coğrafya dünyanın düğüm noktasıdır. Biz de merkeziyiz.

Bu coğrafya; dünyanın düğüm noktasıdır
ve biz de
onun merkezindeyiz. Atlantik’ten Pasifik kıyılarına
uzanan, medeniyetlerin doğum yeri olan, üç kıtayı içine alan yeryüzünün ana eksenidir.
Afrika
’nın derinliklerinden
Orta Asya
’ya,
Güneydoğu Asya
’nın yağmur ormanlarından
Avrupa’nın kapısı Balkanlar’
a uzanan
“Doğu ve Batı güç tanımına sığmayan yer”
dir.
Kaynakları, geleneksel deniz ve kara ticaret yollarını, yeni ticaret güzergâhlarını
barındıran,
dünyanın bütün denizlerini ve kıtaları birbirine bağlayan
yerdir. Hiçbir ülke bu coğrafyada kendine alan bulmadan küresel güç olamaz.

Bazı güçler eriyor, yeni süper güçler yükseliyor.

Güç,
teknoloji, bilgi, insan kaynağı, siyasi ve jeopolitik arayışl
ara dikkatle bakalım.
Asya’nın yükselişinden Batı’nın daralmasına,
Afrika’daki güç mücadelelerine, paylaşımlarına, arayışlarına bakalım.
Dünyanın, bölgelerin ve ülkelerin nasıl sancılı ve sarsıcı bir değişimden geçtiğini,
ne büyük arayışlar içine girdiğini, önceliklerinin neler olduğunu zaten göreceğiz ama biz
geç kalmayalım.
Ülkelerin ve ulusların,
nasıl bir geleceğe hazırlık
yaptığını, hangi ülkelerin bu yarışı
önde
götürdüğünü, hangi ülkelerin
geride kaldığını
ve kimlere sığınmaya çalıştığını, bazı
süper güçlerin nasıl eridiğini, yeni süper ülkelerin nasıl yükseldiğini
zaten göreceğiz, geç kalmayalım.

En hızlı döneme tanık oluyoruz.

Bugünler,
işte bu büyük güç kaymasının en hızlı yaşandığı dönemler.
Bugün bunları okuyamayan, harekete geçemeyen, tedbirini alamayan,
yola çıkamayan ülkeler,
geleceğin dünyasında merkezi rol alamayacak.
Türkiye’ye, verdiği mücadeleye, yaptığı hazırlıklara, attığı adımlara buradan bakalım. O zaman
içerideki tartışmaların nasıl bir zihinsel körlüğe
yol açtığı görülecektir.

Dünyanın sıcak tartışması: “Türkiye ne yapmak istiyor, Erdoğan’ın kafasında ne var.”

Bugüne bakalım:
ABD ve Avrupa ile Çin ve Rusya arasındaki büyük güç hesaplaşmasından sonra dünyadaki ikinci büyük tartışma Türkiye’dir.
Batı ve Doğu siyasi aklı, medya çevreleri hararetle bunu tartışıyor.
“Türkiye ne yapmak istiyor, Erdoğan’ın kafasında ne var.”
Bütün tartışmaların,
yeni dostlukların da yeni düşmanlıkların da merkezinde
bu var. Her ülke buna göre Türkiye ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya, yeni tür bir ilişki belirlemeye çalışıyor.
Türkiye’nin attığı her adım dünyada yankılanıyor. Teknolojik
atılımı,
savunma
devrimi,
pandemi
mücadelesi, ekonomik savaşı, sistemik dönüşüm ve hazırlığı, küresel alanda
sorgulayıcı
tavrı dikkatle izleniyor.

Karşımızda dünyanın büyükleri. Türkiye nükleer güç olacak mı?

Nerede bir jeopolitik atılım yapsak dünyadaki bütün güç alanları bundan etkileniyor.
Bu yüzden
Suriye
ve
Irak
’ın kuzeyinde,
Libya
’da,
Karabağ
’da,
Doğu Akdeniz
ve
Ege
’de,
Kuzey
ve
Orta Afrika
’da karşımıza
çokuluslu ittifaklar ve dünyanın en büyükleri
çıkıyor.
Bütün
Batı, Türkiye’nin Orta Doğu’daki güç merkezileşmesinden kaygı duyuyor
. Kuzey ve Orta Afrika’da artan Türkiye etkinliğini sorguluyor, dizginlemeye çalışıyor.
Hindistan, Türkiye-Pakistan savunma ortaklıklarından panikliyor, nükleer güç
arayışı temasını işliyor.
Rusya
, Kafkaslar ve Orta Asya ile yakınlaşmayı dikkatle izliyor.
Yunanistan
, dünyada ulaşabildiği bütün ülkeleri ve dünyanın büyüklerini
Türkiye’ye karşı cepheye
çağırıyor. Bütün bu çevreler,
“Türkiye’yi durdurmak”,
en azından
“yavaşlatmak”
için içeride ittifak üstüne ittifak kuruyor.

Doğu-Batı çarpışırken Türkiye “oyun” kurar.

Batı aklı,
“Türkiye Orta Asya’da Rusya ve Çin’i dengeleyebilir”
, Rusya ve Çin ise,
“Türkiye, Batı’dan koparsa Batı için Asya kapıları kapanır”
gibi
sansasyonel
ve tahrik edici cümleler üretmeye başladı bile.
Doğu da Batı da Türkiye’yi birbirine karşı bir silah olarak mevzilendirmeye
çalışırken işte tam burada
Türkiye kendi oyununu kuruyor.
Bu bir
akıl sıçraması
dır ve
etkisi yüzyıllar alacaktır.
“Tarih yapıcı, coğrafya inşa edici gücün dönüşü”
derken kastettiğimiz budur. Dışarıdan
çevreleme
ile,
içeride cepheler kurma
ile durdurulması mümkün değildir. Bu yükselişle “
işbirliği
” en akıllı yoldur.

“Şehir Devletleri”ne karşı yükseliş sürprizi yapmak.

Türkiye dünyanın eksenini değiştirebilir.
Yeni
coğrafya tanımı ile, siyasi aklı ile, hedefleri ve iddiaları ile, kararlı ve sabırlı adımları ile,
dünyadaki güç parçalanması ve yeni arayışların kendine sağladığı hareket alanı ile bunu başarabilir.

Bu, gerçekten mümkün.

Dünyaya ve Türkiye’ye bu açıdan bakmak zorundayız.
Ülkemizi ve coğrafyayı şehir devletlerine
dönüştürecek şekilde hesap yapanlara karşı, ülkemiz ve coğrafya haritamız için bu
yükseliş sürprizi
ni yapmak zorundayız.
Tarihte çok yaptık. Yine yapacağız.
#Üç kıta ​​
2 yıl önce
default-profile-img
Üç kıtada Türkiye izleri. Dünyanın ekseni değişir. “Türkiye ne yapmak istiyor, Erdoğan’ın aklında ne var.”
Dâhili ve hârici işler
Yıkım mutabakatı, intihal vaatler
Batı’nın korkusu (3) Türkiye’nin yeniden sistem-kurucu bir aktöre dönüşmesi
6’lı masanın Batı’dan beklediği aday işareti CIA yöneticisi olan 15 Temmuz firarisi Henri Barkey’den geldi?
Dokuz ülkeye karşı on ülke üç kıta