Uluslararası sistemde
yeni bir masa
kuruluyor. Artık kartlar
çok daha açık olacak, restleşmeler
çok daha sertleşecek, ittifaklar
belirsizleşecek, dostluklar
ve düşmanlıklar
konjonktürel olarak değişecek. Demokrasi, özgürlük,
ulusüstü yapılar
, ulusları ve devletleri sınırlayan sözleşmeler,
ilkeler değersizleşirken
, ekonomik hesaplaşma ve
güvenlik eksenli
restleşme, buna bağlı olarak da geçici ortaklıklar öne çıkıyor.
Acımasız bir dünya: Güç haritası değişti
Acımasız bir dünya
şekilleniyor. Merkez güçler olarak gördüğümüz ülkeler, uluslararası sistem dediğimiz dengeyi, uyumu, güç haritasını oluşturmada
başarısız
oldu.
Bencilliklerinden
, aç gözlülüklerinden, yeryüzünün kaynaklarına tek başına hakim olma düşüncesinden,
insanlığı yağma ve talanın
şekillendirdiği bir dünyaya sürüklediklerinden başarısız oldular. Böyle bir uluslararası ortamda
hiçbir ülke kendini güvende hissetmiyor
. Güvensizlik ülkeleri daha da hırçınlaştırıyor,
pervasızlaştırıyor
.
Artık öyle bir uyum, denge olmayacak
. Merkez güçlerden bazıları etkilerini
kaybetti
, bazıları daha da
bencilleşti
. Özellikle
Atlantik
çevresi,
kibirleriyle
, hırslarıyla, aç gözlülükleriyle, yeryüzünün her köşesinde
sadece çatışmaya yatırım
yapmalarıyla
insanlığın güvenini
kaybetti.
Teknoloji
ise, artık ona başkaları da ulaşabiliyor.
Sermaye
ise, başka ülkeler, bölgeler ona da ulaşabiliyor.
Askeri/güvenlik
hesapları ise, Asya'nın yükselen güçleri bu alanda güçlü bir alan kaplıyor.
ABD kaybetti, Trump bile onu kurtaramaz
Bu eğilim devam edecek.
Batı'ya güvensizlik
, dünyada yeni güvenlik alanları, güçlü
ekonomik havzalar
,
refah çevreleri
oluşturma açlığını daha da perçinleştirecek. Bu anlamda
ABD en büyük kaybeden
durumda. Latin Amerika'dan Uzak Asya'ya kadar,
yeni yükselen güçlerin tamamı ABD'yi dünya için tehdit görüyor
.
Sınırsız ekonomik, siyasi, askeri ve teknoloji gücü
ile boy ölçüşebileceklerine dair kanaat güçleniyor. Bu durum
ABD'nin tarih yürüyüşünün duraklaması
yla sonuçlandı.
Donald Trump
gibi sıradışı, aykırı,
uçuk bir adam
la,
çılgınlıklar
peşinde koşarak dünyanın güvenini kazanmak artık mümkün değil.
Muhtemelen Trump, bu
güvensizlik oranını daha da artıracak
,
tehdit olma kanaatini daha da yaygınlaştıracak
. Bugünden bile birçok ülke, Trum'la ABD'nin dünyayı
nereye savuracağına
dair
endişeli tahminler
de bulunmaya başlıyor. İşte bu yüzden tarihsel kırılmanın, güç haritasındaki değişimin en büyük kaybedeni ABD olacak.
Gelecekte AB diye bir yapı olmayacak
ABD ile birlikte gerileyen bir diğer güç merkezi ise
Avrupa Birliği
… Açıktan söylemek lazım; AB'nin bundan sonra uluslara
model olma
özelliği kalmadı. Hantal yapısı yüzünden muhtemelen
küçülüp bir Alman imparatorluk projesine
dönüşecek. Ancak bu küçülmenin, bazı ülkelerin o
hantal enkazın altında kalarak heba olmasıyla,
sonuçlanması ihtimali de söz konusu.
Yeryüzünün gelecek güç haritasında
AB diye bir yapı olmayacak
, yerine kendi
ulusal politikalarına, emperyal geçmişlerine
dönen, sarılan, bu yönde
korumacı programlar
başlatan ülkeler olacak. Birçok AB ülkesi, önümüzdeki yıllarda kendi
güvenliğini garanti altına alma telaşı
na düşecek, ekonomik motivasyonunu büyük oranda kaybedecek.
Yeni güçler öne çıkar, insanlığa umut sunar
İşte bu
derin sarsıntı,
yeni güçler
ortaya çıkardı, çıkarıyor.
Yeni ekonomik ve siyasi başkentler
oluşuyor.
Bazı ülkeler merkez ülkelerin yerine geçti bile
. Tarih sahnesine yeniden çıktı. Bu
güç kayması, eksen kayması
hızlanarak, daha da sarsıcı bir şekilde
fay hatlarını
hareketlendiriyor. Yeni güçleri, yükselişe geçen ülkeleri bu
devasa güç boşluğu
besliyor.
Sahneye çıkan ülkeler,
küresel sistemi oluşturmaya aday ülkelerin bencilliklerini, zaaflarını, beceriksizliklerini, kötü niyetlerini
,
yeryüzünü talan etme hayallerini sınırlama imkanına sahip
. Bu ülkeler insanlığa yeni bir
umut
verebilirler. Tarihin akışını değiştirerek o güç boşluğunu doldurabilir.
Trump, Batı'nın son çılgınlık kartı olacak
Neden bunları söylüyorum: Çünkü
İkinci Dünya Savaş
ı'ndan bu yana ilk kez bu denli tehlikeli bir
iklim sertleşmesi
yaşanıyor. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin
sancıları
şimdi daha belirgin hissediliyor. O savaşı kazananların dünyayla
tek başına hakim olma düşüncesi iflas etti, artık öyle bir ihtimal yok
. Şimdi, onun yerine geçecek güçlerin
meydan okuması
var. Bu meydan okuma, Ortadoğu'nun tamamen dışında yepyeni cephe hatları oluşturuyor.
Atlantik, bu yükselişi engellemeye, bu değişimin önüne geçmeye, dünyayı bir kez daha rehin almaya çalışıyor. İşte
tam burada Trump gibi bir çılgın ABD lideri sahne alıyor
. Muhtemelen Trump ve ekibi,
Batı'nın dünya hakimiyeti için son şansı
, son umudu olacak belki. Bu asla gerçekleşmeyecek ama onlar bu umuda bir kez daha sarılmayı tercih etti.
Ve Türkiye sahne alır, kavga burada başlar..
Şimdi tam burada, bu noktada, bu güç boşluğunda, bu eksen kayması ve yeni güç haritası sırasında
Türkiye'yi tartışma
zamanı.. Çünkü geleceğin
yıldız ülkelerinden, şaşırtıcı yükseliş tarihi yazacak ülkelerden biri Türkiye'dir
. Bırakın geleneksel düşmanlarını,
en yakın dostlarının
kendine ateş etmesinin, dolaylı yollardan
saldırmasının
,
terörle
vurmasının,
ekonomik
müdahalelerle çökertme girişimlerinin,
FETÖ
gibi istihbarat ağlarıyla yormasının nedeni de burada.
“Türkiye'yi durdurmaya çalışıyorlar”
derken hep bunu kastettik. Türkiye'nin, milletin
umudunu kırmaya
, moralini çökertmeye, içerideki
nüfuz
çevreleriyle teslim almaya çalışıyorlar derken,
“Acımasız Direniş Dönemi”
derken hep bunları kastettik. Türkiye hem
dışarıdan kuşatılıyor
, hem içeride vuruluyordu ve bunu yapanlar
ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri
ydi. Onların coğrafyamızdaki ortaklarıydı.
Elli-yüzyıl sonrasını Korkularıyla vurdular
Neden?
Yeni bir güç, iktidar alanında yeni bir ortak, nüfuz çevresi çok geniş yeni bir ülke
öne çıkıyordu.
Özgül ağırlığı
fazla olan,
iddiaları güçlü ve diri
olan bir ülke, tarih sahnesine çıkıyor,
ittifak vesayetinden
kurtuluyor, kendi
yol haritasını
çizmeye başlıyordu. Tercihini hangi taraftan yana koyarsa oranın
ağır basacağı
böyle bir uluslararası iklimde Türkiye'nin
kendi yürüyüşüne
çıkmasına izin verilemezdi.
“
Dostları” onu yeniden eve kapatmak istiyordu
. Onu kullanacaklardı, cephe yapacaklardı, kirli işlerini yaptıracaklardı. Onun
başka mahalleye
geçmesinin nasıl bir
tehdit
oluşturacağını çok iyi biliyorlardı. Yüzyıllara dayanan
Osmanlı-Avrupa
ilişkilerinden biliniyordu.
Türkiye ise
tarihi hafızasını
canlandırmış, kendini keşfetmiş ve büyük bir meydan okumaya girişmişti.
Bu yol yürünecek, o tarih dönüşü gerçekleşecek ve belki bu yüzyıllarca sürecekti
. Türkiye, bütün
coğrafya haritasını
değiştirecek, harita planlarını sıfırlayacaktı. Onlara göre
yeni bir Selçuklu, yeni bir Osmanlı
geliyordu ve
elli-yüz yıl sonrasının korkuları
harekete geçmişti.
Kavganın, mücadelenin büyüklüğü buradadır..
Ama biz biliyoruz ki, Türkiye ve yeniden tarih sahnesine çıkan ülkelerin
yeryüzünü kasıp kavuran
,
yağma ve talan zihniyetine
karşı insanlığa söyleyecekleri çok söz, gösterecekleri bir çıkış yolu vardı. Onlar
merkez ülkelerin yerine geçiyor
, böyle bir tarih süreci başlatıyordu. İçinde bulunduğumuz kavganın, mücadelenin büyüklüğü budur.
Ardı ardına yaşadığımız
çokuluslu müdahalelerin sebebi
budur. İçeride
sistemik dönüşüm
için yürütülen çabaların, dışarıda yeni bir
siyasi söylem
olarak meydan okumaların nedeni budur. Artık
kuşatılan, diz çöktürülen, rehin alınan
bir ülke olmayacaktık. Yüz yıl sonra yeniden 20. yüzyıla dönmeyecektik ve dönmeyeceğiz.
Üç kuruşluk adamlar bu mücadeleyi kirletemez
Bazılarına bunlar
hayal
gibi gelebilir. Bazıları bunları algılamada sorun yaşayabilir. ABD'deki, AB'deki, küresel güç haritasındaki, Doğu-ile Batı arasındaki değişimlere, gerilimlere dikkat etsinler,
o fotoğrafı iyi
anlasınlar. İşte o zaman Türkiye'nin mücadelesini anlayacaklardır.
Böyle bir dönemde,
küçük insanların, küçük hesaplarıyla zihinleri kirletmesine, zehirlemesine
,
fitne-fesat
la mücadele saflarını
gevşetmesine
, ülkeyi zayıflatmasını, toplumsal psikolojiyi sarsmasına izin verilemez. Bunlar,
kötülük olarak not edilecek
, bu kişiler bir süre sonra kendini
tarih dışına itilmiş
bulacaklardır.
Öyleyse, onların
yazılarına, sözlerine, ekranlarda atıp tutmalarına
hiç değer vermeyin.
Üç kuruşluk
olduklarını bilin,
kişisel hınç ve çıkar peşinde
olduklarını unutmayın.
Ülke burada, mücadele ortada ve saflar nettir..
Fikir, söylem, derinlik, ufuk hiç birinden nasiplenemeyenlerin
, böyle bir uluslararası iklimde, ülkelerin kapıştığı bir dönemde Türkiye'nin yükselişini,
yıldızlaşmasını
sahiplenmesine,
değersizleştirmesine
,
satışa çıkarmasına
aldırmayın.
Ülke buradadır, millet buradadır, mücadele ortadadır, saflar nettir
.
O yükseliş,
15 Temmuz
'da canlarını verenlerin kanlarını akıtanların mirası
üzerinde yükselmektedir. Yoksa onların hatıraları üzerinde
tepinenlerin
değil..
Aldırmayın ve tereddütsüz yola
devam edin!

