Yazarlar Değiyor mu?

Değiyor mu?

İbrahim Kardeş
İbrahim Kardeş Gazete Yazarı

Ateş demire değer, demir ateşe değer; ateş demiri tavlar, demir ateşte tavlanır; usta bir elin tuttuğu çekiç, tavlanmış demire değer, onu döver, değe değe, döve döve değiştirir; böylece ham demirden işlenmiş demir, işlenmiş demirden saban, balta, çapa, kazma, orak yapılır.

Uygarlık tarihi, bir bakıma insan elinin doğaya değmesi ve onu değiştirmesiyle oluşmuştur. Kuşkusuz hiçbir değme, boşlukta ya da tek yönlü olmamakta, değen özne değdiği nesneyi etkilediği gibi değilen nesne de değen özneyi etkilemektedir. Ancak özne ile nesnenin birbirlerini değiştirme güçlerinin eşit olduğu söylenemez. Olsa olsa, kendini özne sananın nesneleşmesi, başlangıçta nesne konumunda bulunanın sonradan özne konumuna geçmesi gibi umulmadık durumlarla karşılaşılabilir. İnsanlığın kendi ürettiği teknolojinin tutsağı olması, onun güdümüne girmesi, başlangıç noktasının yittiği bir sorunlar sarmalına dolanması gibi bir açmazdan söz edilebilir.

Nerede ve hangi düzlemde?

Yer kürede ve insanlık düzleminde!

Türkiye''de yazık ki, başka değmeler ve değişmeler konuşuluyor.

Başbakan yardımcısı ve parti başkanı bir zat, havaya bir balon atıyor. Birçokları bu balonun aslında bir taş olduğunu ve Türk ordusuna değdiğini söylüyorlar. İşin kötüsü Türk Genelkurmayı da bu balonu bir muhtıra bombasıyla karşılamaya değer buluyor. Balonu uçuran zat, hemen bunun kesinlikle bir "taş" olmadığını, siyasal arenaya fırlatılmış bir "top" olduğunu, oyunu kurallarına göre oynamak gerektiğini, bu topun havan toplarıyla hiçbir ilgisinin olamayacağını söylüyor. Siyaset bilimci Ahmet İnsel, politikacının balonuyla ya da topuyla oynamaktansa, Genelkurmay''ın bombasına değmeyi yeğliyor; bombanın adının "8 Ağustos muhtırası" olduğunu, bu muhtıra ile Türk Silahlı Kuvvetleri''nin hükümetin beşinci partisi oluverdiğini yazıyor. (Bkz. Radikal İki, 12. 08. 2001) Böylece, ülkenin toprak bütünlüğünü korumakla görevli bir kurum, siyasal bir parti (parça) düzeyine inmeyi, indirilmeyi başarmış oluyor.

Mehmet Ali Kışlalı, bütün tarih, sosyoloji, siyaset, bilim ölçülerini ve değerlerini ezip geçtiğini fark etmeden Türk ordusunun bu toplumun "iskelet"i olduğunu yazıyor. Üstelik bunu Türk ordusunu "övmek" gibi bir "iyi niyet" ile yapıyor.

Anayasa profesörü ve siyasetçi Mümtaz Soysal, bu ülkede 23 Nisan 1920 tarihinde bir Millet Meclisi açılmamış ve millî mücâdeleyi o meclis yürütmemiş gibi, yakın tarihin bütün kahramanlıklarını ve cumhuriyeti orduya isnad etmekte beis görmüyor. (Bkz. Hürriyet, 12. 08. 2001) Üstelik, onun da niyeti Türk ordusunu övmek! Milleti ve değerlerini hesap dışı tutarak, ordusunu övmek mümkün mü? Yoksa, "zaten bu ülkede millet filan yoktu; yaratılacaktı, yarım kaldı" betonuna başımızı vura vura ağlamamızı mı istiyorlar?

Neyin neye değeceği, kimlerin niçin ve nasıl değişmesi gerektiği gibi sorular önemlidir ama hiçbir değiş tokuşun ya da değişimin yıpratamayacağı "değer"lerimiz de olmalı.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.