Yazarlar Şair Süleyman Çobanoğlu

Şair Süleyman Çobanoğlu

İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci Gazete Yazarı

Ramazan ayının son günleri. Profil Kitap’ın iftarındayız. Genç edebiyatçıların Süleyman Çobanoğlu’na imrenilecek bir ilgisi var. Onunla konuşurken hepsinin gözleri parlıyor. Sesleri bile seviniyor. İçimden ‘güzel ağırlık’ diyorum.

Peki bu ilgi neden, nereden kaynaklanıyor?

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Şair Süleyman Çobanoğlu
Haber Merkezi 12 Mayıs 2017, Cuma Yeni Şafak
Şair Süleyman Çobanoğlu yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Süleyman Çobanoğlu gazetede yazmıyor, televizyonda program yapmıyor. Herhangi bir medya kuruluşunda yönetici değil. Dergi çıkarmıyor. Bir yayınevinde editörlük gibi görevi de yok. Devlet katında yer almıyor, ajans işleriyle ilgilenmiyor. Yılda üç veya dört şiir yazıp yayınlıyor, hepsi bu. Geçimini temin etmek için de senaristlik yapıyor. Yani çevresindeki insanlara dostluktan, itimattan ve sanattan başka verebileceği bir şeyi bulunmuyor.

Meziyet ve şahsiyet işte burada karşımıza çıkıyor.

Mevkiden makama, ilişkiler ağından imkânlara kadar her şey gelip geçer, meziyet ve şahsiyet kalır. Emek ziyan olmaz. Eser unutulmaz. İzzet solmaz. Hemen yazalım: İzzete hasımlık edenler bizden değildir.

Maalesef esersiz ilerleyenlerin devrindeyiz. Fakat bu kimseyi yanıltmasın. Yarınlara kalacak, gönüllerde yer edecek şeyler bellidir.

***

Süleyman Çobanoğlu ile tanışalı neredeyse çeyrek asır olmuş. Hiç ayrılmadık. Belki de onu en iyi tanıyan birkaç insandan biriyim. İnşallah öyleyim.

Şahitliğimdir: Gücün peşinden gitmedi. Kapılarda beklemedi. Daima zor zamanlarda konuştu, yazdı. Sözünü esirgemedi. Emir eri olmadı.

Paralel yapının aslında neye karşılık geldiğini yirmi yıldır söylüyordu. Çevresindeki insanları bu tehlikeye karşı sürekli uyarmıştır. Arkadaşlarını, kardeşlerini onlara vermemek için mücadele etmiştir.

Geçmiş yazılarını hatırlıyorum. Doksanların ortasında, o içi boş ‘hoşgörü’ kavramı tüm Türkiye’ye dayatılırken, malum yapının aleyhine yazılar kaleme aldı. 28 Şubat sürecinin sayılı dik duran isimlerinden biriydi. Yaptığı programlar yüzünden, Çevik Bir’in şikâyeti üzerine mahkemede ifade verdi. Hiçbir partiye üyeliği, mensubiyeti olmamasına rağmen, Refah Partisi’nin kapatılma davasında yazıları nedeniyle adı geçti. Vural Savaş’ın özel gayretleriyle elbette. Düz lise mezunuydu ama İmam Hatip liselerinin sönmemesi için çırpındı. Hakkaniyet neyi gerektiriyorsa onu yaptı.

Bütün bu çabasının, duruşunun izlerini Yobazlığa Övgü kitabında bulabilirsiniz. Kitabın yeni baskısı neden yapılmıyor? Bunu Süleyman Çobanoğlu’na değil, kendimize sormamız gerekiyor.

Yakın bir örnek: Devleti ve milleti tehlikeye atan çözüm süreci. Sonu pişmanlıkla biten. Çobanoğlu, gaflete düşmemiş, doğru bir şekilde tavrını ortaya koymuştur. Basiret ve feraset göstermiştir. Amasyalı Uzman Çavuşun Semiz Eşkıyaya Şöyle Bir Baktığıdır başlıklı şiiri, millî hafızadaki yerini sessizce almıştır.

Bugün Çobanoğlu, sesini duyurabildiği ölçüde bambaşka noktalara vurgu yapmaya, dikkat çekmeye devam ediyor. Dün Türkiye’nin gasp edilmesine itiraz ediyordu, şimdi ise ruhunun boşaltılmasına karşı çıkıyor. Merkeze daima aynı şeyi, Büyük Türkiye rüyasını koyuyor.

“Seni sevip çekildim, dedim dünya bu kadar.” Bunu yazmış ve yaşamış bir insana kim ne yapabilir?

***

Hayat adil değildir.

Şartlar değişse bile kazananlar genellikle değişmez.

Paralel yapının imkânlarından en güçlü şekilde faydalananlar ile on beş temmuz sonrasından kazançlı çıkmasını bilenler neredeyse aynı kişiler. Her devrin kazananları. Böyle kimselerin uzağındayız. Bir adım öne çıkabilmek için şahsiyetini geride bırakan insanlardan olamayız.

Yeri gelmişken şunu da söyleyelim: Mümin, inandığı din dâhil, kimseye ve hiçbir şeye yük olmak istemez.

Çobanoğlu’nun müminleri anlattığı yazısından: “Sanki bütün dünyanın acısını yalnız onlar çekmektedir.” (Yobazlığa Övgü, Mavi Yayınları, 1997, sayfa 26)

Yazımızı Süleyman Çobanoğlu’nun tam yirmi yıl önce sorduğu bir soruyla bitirelim: “Dünya ne kokuyor? Düşünmeye değer.”

Bitirmeden önce bir soru da biz soralım: Adalet nedir? Adalet, herkese hakkı olanı vermektir. Adaletini kaybeden bir insan maddî anlamda kalkınsa ne olacak?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.