Yazarlar Büyük hafızanın seyyahı değil nakkaşı ol

Büyük hafızanın seyyahı değil nakkaşı ol

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

2022 Mart ayı boyunca Özbekistan’da gerçekleştirdiğimiz planlama, keşif ve ön tanıtım seyahat ve yapım sürecinde, ajandamdaki tüm notları temelinde bir kavram vardı. Hafıza. Israrla, sonrasında kuracağımız tüm cümlelere bu kavramla başlamaya, hangi cümleyi kurarsak kuralım, son durak olarak yine oraya, Hafıza’ya gelmeye gayret ettim, projenin hem ilk hem de sonuna doğru yaklaştığımız bu günlerde. O büyük hafıza, en yaygın haliyle nihayetinde dünya haritasının bir çok bölgesinde, Anadolu’da, Balkanlar’da, Türkistan’da, Maveraünnehir’de, biz tanışsak da tanımasak da, varlığından haberdar olsak da olmasak da hayatiyetini sürdürmeye devam ediyor. Bize düşen o büyük hafızanın seyyahı olmakla yetinmeyip, o hafızayı keşfetmek, kaydetmek ve ilanihaye yaşayacağı müjdelenen, “ve dünyada ancak bir yolcu olabileceğimiz” şekliyle, o ana yolun yolcusu olmak.

30 günlük tüm, yayın, prodüksiyon, video, anlatı, belgesel planlamamı yaparken hep o hafıza ve harita eşliğinde düşündüm. Toplamda 50 günü bulan, 5 bin dakikayı aşan içeriğe sahip tüm kayıtların kavramsal algoritması çıkartıldığında, çok farklı alanlara, yollara, isimlere, mekanlara, kurumlara, ilmi, kültürel, toplumsal birikimin bütün adreslerine dair, somut, net, hakiki bilgiler havzası oluşturmalı idik. O bilgiler havzası için mutlaka kaydımızda olması gereken bir çalışmadan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum bugün. Kırgızistan – Türkiye Manas Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Yüksek’in “Anadolu İslam Anlayışında Orta Asyalı Alimlerin Rolü” başlıklı Karabük Üniversitesi sempozyum tebliğinin ilgili kaynak kısımları ile sizleri başbaşa bırakıyorum. Her bir isim bize yeni modern – güncel rıhlelere, yeni okumalara davet edecektir.

FIKIH ALANINDA ETKİLEŞİM

Yakut el-Hamevi Merv kentindeki kütüphanelerden bahsederken hayranlığını gizleyemez. 12 ayrı kütüphanenin her birinde bulunan Arapça, Farsça, Yunanca ve Süryanice 12.000 cilt kitaptan söz etmektedir. Sadece Karahanlılar döneminde 300 civarında İslam aliminin yetiştiğinden bahsedililir. Semerkand, Buhara, Nesef, Kâş, Meginan, Uşrusana, Fergana o dönemin önde gelenlerindendir. Bu bölgede en az 20 fetva kitabı, 350’den fazla fıkıh eseri kaleme alınmıştır. Bunların yüzde 90’ından fazlası Hanefi fıkhına dairdir. Karahanlılar dönemi Hanefi fıkıh açısından bir dönüm noktasını temsil eder. Burada yetişen alimler Türk olmasına rağmen isimleri Arapça olduğu için Arap zannedilmektedir. Mesela Serahsi olarak tanınan alimin adı Muhamed b. Ebi Sehl, Maturidi olarak tanınan büyük alimin adı Muhammed b. Muhammed, Merginani olarak tanınan alimin adı Burhaneddin’dir. Bunlardan Muhammed ed-Türkî el Balasaguni ve Mahmud es-Saguci gibi çok az sayıda alim Türkçe isme veya sıfata sahiptir. Sovyetler Birliği döneminde de meşhur alimlerin bir çoğu maalesef Rus olarak tanıtılmıştır. Bu bölgede yazılan fıkıh kitapları, göçler ve akınlarla Horasan, Anadolu, Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslar’a taşınmış, dini eğitimin ve sosyal hayatın temelini oluşturmuştur. Bu eserler üzerine yüzlerce eser ve haşiye yazılmıştır.

İTİKAT / KELAM ALANINDA ETKİLEŞİM

Orta Asya bölgesinin her tarafında Maturidiliği savunan ve onun görüşlerini destekleyen çok sayıda eser, şerh ve haşiyeler yazılmıştır. Bu eserlerin müellifinin yüzde 90’ı yine bu bölgenin insanıdır. Samaniler, Karahanlılar ve Selçuklular döneminde, Orta Asya ve Türkistan’daki Maturîdî mütekellim olarak bilinen bazı isimler şunlardır. El Hakim es Semerkandî 953, Ebu Seleme es-Semerkandî, Ebu ishak es-Saf^r el Buhari 1139, Ebu Yüsr el Pezdevi 1099, Ebu’l Muin en Nesefi 1144, Nureddin es Sabuni 1184, Ömer en Nesefi 1142, Siraceddin el Oşi, Menkübers b. Yalınkılıç et Türkî 1254.

Saydığımız alimlerin eserleri çeşitli göçler ve akınlar yoluyla Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasına özellikle de Anadolu medreselerine ulaşmıştır. Osmanlı döneminde de Maturidi geleneğine mensup ve onu savunan pek çok mütekellim yetişmiştir. İbnü’l Humam 1456, Hızır Bey 1458, Hayali Ahmed Efendi, İbn Kemal Paşa 1534, Kemaleddin be Beyazi 1687, Mestcizade Abdullah Efendi 1735, Akkirmani Mehmet Efendi 1760, Gelenbevi İsmail Efendi 1791 en çok tanınan isimlerdendir.

Fıkıh ve itikat alanındaki isimlerin sadece bir kısmını paylaştığımız bu büyük hattın tasavvuf alanındaki etkileşimine baktığımızda ise karşımıza çok daha geniş bir literatür çıkmakta. Günlüğün bugünki kısmında bu kadarla iktifa edelim, yarın bu hattın irfan ve hikmet transferinin izini sürmeye devam edelim. Daha yakın zamanlardaki, özellikle İstanbul’un Fethi ile yeni bir dünyanın kurulduğu döneme gidecek olursak, 1500’e girerken bizi karşılayan Taşkentli Ubeydullah Ahrar Taşkendi hazretlerinin talebesi, Kütahya – Simavlı Abdullah İlahi ve onun da talebesi olan Buhara doğumlu Ahmed Emir Buhari’nin hayatlarına, seyahatlerine bakmak yeterli olacaktır. Buhara, Kütahya, Mekke, Kudüs, Vardar Yenicesi şehirlerinden taşan hayatlar, İstanbul Vefa Tekkesi’nde, Fatih Malta’da, Edirnekapı’daki mekanlarıyla yaşamaya devam ediyorlar. Onlar yaşamaya da devam etmeye de devam ediyorlar. Ya biz, hangisindeyiz dersiniz?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.