Yazarlar O büyük cümleyi dünya bu kez Özbekçe dinleyecek

O büyük cümleyi dünya bu kez Özbekçe dinleyecek

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Cumhurbaşkanımızın yakın zaman önce gerçekleştirdiği 2 günlük Özbekistan ziyaretinde ben de Taşkent ve Semerkant’ta idim. Farklı mekanlarda gerçekleştirdiğimiz çekimler esnasında İstanbul’dan geldiğimizi duyan Taşkentliler mutluydular, Semerkandlılar nerdeyse bana kızgındılar. Neden buraya getirmediniz, neden bize getirmediniz diye, şaka yollu hesap sordular sağolsunlar.

İsmail Halis- Murat Tilav

Recep Tayyip Erdoğan ismi burada gerçekten önemli. Bu durumu en net gözlemleyebileceğimiz bir kişi, bir yazar ve bir eserle tanıştım. Bugün o yazar ve o eserle tanıştırmak istiyorum sizi. Murat Tilav. Kendisi Ali Şir Nevai Taşkent Devlet Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi Öğretim Üyesi. Murat hocanın muhteşem bir Türkçesi var. Ali Şir Nevai “uzmanı” olması, onu, Nevai’ye karşı akademik bir mesafeye, teknik bir bilirkişiliğe ve nesnelliğe dönüştürmemiş, bilakis nerdeyse bir üstad – talebe sıcaklığına, bir pirdaşın halkasındaki muhabbete dönüştürmüş.

Taşkent merkezde, Âli Meclis’in yanıbaşındaki o muhteşem parkta, Ali Şir Nevai anıtının önünde buluştuk kendisi ile, ezberden okunan onlarca Nevai beyti, anılar, sorular, coşkun bir muhabbetten sonra Murat hoca ayrılmak üzereyken aracından kitap getirdi. Büyük sürpriz oldu, bilmiyordum. Cumhurbaşkanımızın “Daha Adil Bir Dünya İçin” kitabı artık Özbekçe’ye de çevrilmiş. Henüz geçtiğimiz hafta yayınlanan esere ilginin büyük olduğunu söyleyen Murat hoca, Marufcan Yoldaşev ile birlikte çevirdikleri kitap için yine Ali Şir Nevai’den örnek veriyor. Nevai’nin şiirin, “bir kötülüğü el ile, dil ile, gönül ile” düzeltmek hadisindeki işleve sahip olduğunu, kitabın tam da niyetle kaleme alındığını söylüyor Tilav hoca. Eyvallah diyorum kendisine. Eyvallah, nice baskılara, hayırlı olsun.


Şehit şeyh

Necmettin Kübra ismine aşinasınızdır. Kendisi genel olarak, tasavvuf denildiğinde hepimizin aklına gelen ilk haliyle, sadece uzlet hayatı yaşayan tekke dervişi algısından çok çok uzaktadır. Akademisyen Süleyman Gökbulut’un, İnsan Yayınları’ndan çıkan Necmeddin Kübra ve Tasavvufta On Esas isimli iki eseri çok önemlidir. Necmeddin Kübra hazretlerini daha yakından tanıyalım mı?

“Türklerin İslâmiyet’i kabul edişlerinde ve din anlayışlarının oluşmasında tasavvufun önemli bir yerinin olduğu, bugüne kadar hep Yesevî ve Nakşibendî tarikatları ekseninde vurgulanmıştır. Fakat bu iki tarîkatın yanı sıra, her ne kadar bunlar kadar yaygın ve meşhur değilse de, Orta Asya kökenli bir tarîkat olan Kübrevîliği de unutmamak gerekir. Çünkü söz konusu tarîkatın da yayıldığı coğrafyalarda halkın dinî hayatına derin tesirleri olmuştur.

Harezmşahlar Devleti sınırları içinde, Necmeddîn Kübrâ önderliğinde ortaya çıkan ve günümüzde sayıları az da olsa varlıklarını sürdürmekte olan Kübreviyye ekolüne mensub sûfîler, yaklaşık sekiz asırdan beri İslâm dünyasına dinî, ilmî, edebî, fikrî ve özellikle de tasavvufî açıdan büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Necmettin Kübra, yetmiş sekiz yıllık hayatının büyük kısmını kendi vatanı olan Harezm’de tasavvuf faaliyetlerinde bulunarak geçirmiştir. Yaygın bir rivayete göre, 1221 yılındaki Moğollar’ın Harezm saldırısı esnasında, bir grup müridanı ile birlikte şehri savunurken şehit olmuştur.”

Rahmet olsun.

Bir ok işareti

Geçtiğimiz günlerde bu köşede de yayınladığım bir Cahit Zarifoğlu şiirinde geçen mısra idi, “bir ok işaretidir Buhara.” Özbekistan’da İstanbul ismi de adeta bir ok işareti taşıyor çünkü. Esnaf, yönetici, akademisyen, şöfor, tren istasyonu görevlisi ve yolcusu, kime, İstanbul’dan geldiğinizi söylerseniz söyleyin, bir anda ortamın enerjisi, muhatabınızın yüzü değişiyor. Buhara kelimesi nasıl ki, sadece rayihası ile bile İstanbulda yaşayan binlerce insan için müjdeli bir haber şifresi gibi ise Semerkand, Buhara, Taşkent’liler için İstanbul’dan geldiğinizi söylemeniz yeterli. O kadar ki, Özbekistan – Kazakistan sınırında, İstanbul’dan hayırlı ramazanlar değdiğimde, askerler, “Turan, Büyük Turan, Erdogan, Erdogan” diyerek uğurladılar.

“Şair ve Patron”

Emir Timur bir gün Hafız-ı Şirazi’nin “Eğer o Şirazlı güzel gönlümüzü hoşnut edecek olursa, biz onun kara benine, Semerkand ve Buhara’yı bağışlarız” beytini okuyunca çok öfkelenir, huzuruna çağırtır, şair yaka paça huzura getirilir, perişan haldedir, o dağılmış haline bakan Timur, “söyle bakalım Semerkand’la Buhara’yı bu halinle mi bağışlayacaksın” der. Hafız hiç düşünmeden şu cevabı verir. “Biz vere vere bu hale geldik sultanım!”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.