Yazarlar Türkistanlı hacılar, kadim yolcular

Türkistanlı hacılar, kadim yolcular

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

“İstanbul şahriğa dâhil bölub konduk botini mazkurdin İstanbul şahrinin kirası on iki som ekan vayana İstanbul’da bir köpruk (köprü) bor ekan uzuni bir ming (bin) qadam (adım), enidan(enine) üç araba yurur ekan. Uşbu köprukdan har kuni (her gün) olti yuz tillo (altı yüz altın) daromad (fayda) bölur ekan. Arabadan bir tanga, otliqdan (atlı) yarim tanga, piyodadan (yayadan) olti pul olur ekan”

Bu yabancısı olmadığımız kelimeler neyi anlatmaktadır? Kimdir bu anlatıcı? 1888’da Kokand’dan hareketle Hocand-Bekabad-Cizzah-Semerkand-Kattakurgan-Rabat Melik-Buhara-Karagöl-Merv-Aşkabat-Hazar denizinden, Bakü-Tibilisi-Batum-Karadeniz üzerinden Trabzon ve Samsun sahillerinden geçerek İstanbul’a ulaşan Mirza Âlim Mahdum Hacı’nın yani, Türkistanlı bir Mekke yolcusunun mektubudur bu satırlar.

Karabük Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi, Kırgızistan Oş Devlet Üniversitesi, Kazakistan Nur-Mübarek Mısır İslam Medeniyeti Üniversitesi, Özbekistan Uluslararası İmam Buhârî Araştırma Merkezi ve Uluslararası İslam Akademisi ve Azerbaycan İlahiyat Enstitüsü işbirliği ile 3-4-5 Haziran 2021 tarihleri arasında çevrimiçi olarak Karabük’te düzenlenen sempozyum bildirileri kitabı yakın zaman önce elime geçti. Kitap, Karabük Üniversitesi Yayınları tarafından elektronik olarak basılan eser, ilgilisi için gerçekten büyük bir hazine. Yaklaşık 1200 sayfalık ekitapta, Türkistan literatürüne dair çok geniş bir havzaya ilişkin referans niteliğinde, özgün, renkli sunumlar ve metinler yer alıyor. İmam Tirmizi Uluslararası Bilimsel Araştırma Merkezi Başkan Yardımcısı Muzaffarkhon Joniev imzalı o muhteşem “Türkistanlı hacıların gözüyle İstanbul” başlıklı tebliğ metninde, yakın zaman önce TVNET ekranındaki Semerkand’da Ramazan yayın konuklarımızdan olan Prof. Dr. Necdet Tosun hocanın programımızda sözettiği Türkistanlı – Özbek hacılar ve Özbekler Tekkesi haritasına dair çok kıymetli bir numune-i imtisal bulmuş oldum.

Girişte hacnâmesinden kısa bir metnini paylaştığım Mirza Âlim Mahdum Hacı, Kokand hükümdarı Hüdayar Han’ın (1845-1875) sarayında belirli bir süre “dabir” olarak çalışır. Hüdayar Han’ın devrilmesinden sonra Kırgızlar Mirza Âlim’in mülküne el koyup Akkurgan’da bir kaç ay esir tutarlar. Rus işgali sonrasında Taşkendî esaretten kurtulur, ama Ruslar da onu Han Kütüphanesi’nden kırk beş kitabı almak ile suçlarlar ve işkence altına alırlar. Elindeki on tane kitabını vererek işkenceden kurtulan alim hayatının geri kalanını yoksulluk içinde geçirir. Mahdum Hacı’nın hac seferi hatıratlarını içeren ve kendi hattıyla yazılan Özbekçe “Der Beyanı Rahi Hac” eserinin elyazması Özbekistan Bilimler Akademisi Ebu Rayhan Biruni Şarkşinaslık Enstitüsünde korunmaktadır.

Semerkand’lı Yesevihan bir yayıncının gözünden İstanbul

Bir başka hac yolcumuz ise Türkistan’daki Ceditçilik hareketinin babası sayılan Mahmudhoca Behbûdî’dir. 1875 yılında Semerkand’da doğar Behbûdi. Mensup olduğu aile, babası tarafından Hoca Ahmet Yesevî’ye dayanmaktadır. Semerkand ve Buhara medreselerinde eğitim görmüştür. 1900’den sonra Arabistan, Mısır, Türkiye, Rusya ve Kafkasya’yı ziyaret etti. Bu ziyaretleri sırasında Türkistan’ı diğer ülkelerle mukayese etme imkânını bulur. Bu mukayese sonunda, Türkistan’ın eğitimsizlik sebebiyle geri kalarak Rusya’nın işgaline ve sömürge politikalarına maruz kaldığını idrâk eder. Türkistan’ın içinde bulunduğu vahim durumdan kurtulabilmesinin ancak eğitim sayesinde mümkün olabileceğini düşünür. Behbûdî Neşriyatı’nı kurarak ders kitapları, haritalar, Türkistan’ı tanıtan ve Türkistan’ın içinde bulunduğu vahim durumu değerlendiren eserler neşreder. Semerkand’da Behbûdî Kütübhanesi’ni kurar. “Türkistan Vilâyetinin Gazeti”, “Teraqqî”, “Hurşid”, “Tüccar”, “Şûra” gibi yayın organlarıyla, bizzat kendisinin neşrettiği “Semerkand” (1913) gazetesi ve “Âyine” (1914) dergisinde eğitim, sosyal hayat ve millî meselelerle ilgili yüzlerce yazısı yayımlanır.

Behbudi’nin önemli eserlerinde olan “Seyahat Hatıraları” kendisine ait olan “Ayına” dergisinin 1914’teki sayılarında yayınlanmıştır. Behbudi eserin girişinde 1899–1900 yıllar arasında hacca gitmek üzere yola çıktığını, Kafkas bölgesi, İstanbul, Mısır, Mekke, Medine gibi yerleri ziyaret ettiğini yazara. Ama söz konusu hatıralar ise âlimin 29 Mayıs 1914’te başlayan ikinci kez yaptığı seyahatınındır. Behbudi seferini Semerkant’tan başlayarak Bayramali ile Aşkabat’a gider. Krasnovodsk’tan Hazar denizinden vapurla Bakü’ye gelir. Mirza Âlim Mahdum Hacı Taşkendi Der Beyanı Râhi Hac. Özbekistan Bilimler Akademisi Ebü Rayhan Haziran’da, Mineralniye Voda-Kislovodsk-Pyatigorsk-Jeleznovodsk-Rostov-Odessa ve oradan Kara Deniz yoluyla 8 Haziran’da İstanbul’a ulaşmıştır.

Behbudi eserinde İstanbul girişini (yazımızın son bölümünü) ayrı bir heyacanla tasvir etmiştir: “Biraz yürüdükten sonra İstanbul’un (Boğazdan) büyük saray ve binaları, hepsinden önce camileri göründü. Suyun iki tarafında büyük yapılar, aralarında bahçeler, taşlar ve her taraf yeşillik. O zümrüt gibi yer üzerinde beyaz mermerli kutsal cami minareleri ve servi ağaçları göğe uzanmıştır. İnsan doymak bilmez bir manzaranın ortasındayız. İmdi İstanbul’a yaklaşıyoruz etraf vapur ve kayıklarla dolu. Bir taraftan kutsal camilerin altın hilallı kübbeleri ve minareleri, diğer taraftan mermer köşkler, padişah sarayları dikkatimizi çeker, bakarak doyamıyorsun. İstanbul Boğaziçinin fevkalade bir manzarası vardır. Avrupa ve Amerikalılar da ona aşıkdırlar. Biz de tabiki!..”

Aşıklara, aşkla yola çıkanlara, işini aşkla yapanlara ve Türkistan’a selam olsun! n“...Ta’rif-i İstanbul şahri tahrir qilindi, bölmasa beş on tahta koğozğa (kağıda) yetgan bilan adosi olmas erdi...”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.