|
Çivili ayakkabıyı evde bırakmak

Bir varmış iki yokmuş. Evvel de, ahir de O imiş. Az gidenle de, uz gidenle de değil, menzile vasıl olmayı dert edinenle yol gidilirmiş. İsim isme, kisip kisbe, semt semte benzer imiş. Geçmiş zaman söylenir, yalan gerçek vakit geçer imiş.

Masal bu ya, maceraperestin biri “Bu ülkede zenginlik varmış, ben de çalışıp çabalayıp bir şeyler kazanırım, ardından memleketime dönerim” diyerek düşmüş yola. Nice zorluğu aşıp, kâh düşüp kâh kalkıp varmış bu ülkeye.

Ülke yeşiller içerisinde, denizi deniz, dağı dağ, ırmağı ırmak bir ülkeymiş amma bir de tuhaflığı varmış ki Âdemoğulları var oldu olalı böyle tuhaflık görülmemiş.

Bu ülkede herkes elinde bir küp yağ ile dolaşırmış. Ne vakit yolda yürüyen birini görseler o yağı sokağa dökerler, karşıdan gelenin yağa basıp düşmesini beklerler, yağa basıp düşen olduğunda da kahkahalarla gülerlermiş.

Vaziyet öyle imiş ki yağın ne zaman ve kim tarafından döküleceğini asla bilemediğiniz için bir başkası döktüğünüz yağa basıp düştüğünde ona gülerken siz de bir yağa basıp düşermişsiniz de başkaları da size kahkahalarla gülermiş.

Bizim maceraperest, bu zagonu bilmediğinden daha bu ülkenin en büyük şehrine adım attığı ilk dakika yağa basıp düşmüş ki başının zınılamasından yer ile göğü birbirine karıştırmış.

Birdi ikiydi üçtü derken bizimki daha münasip düşmeyi, düşünce zıngadak kalkmayı öğrenmiş amma bir türlü eline bir küp yağ alıp da başkalarının yürüdüğü yola yağ dökmeyi sindirememiş içine. Hele hele yağa basıp düşen birini görünce karnı tuta tuta kahkahalar atıp eğlenmeyi hiç yedirememiş.

Gel zaman git zaman, düşe kalka da olsa bu şehirde yaşamayı öğrenmiş bizimki. Ne ki bu sefer de şehirde yaşayanlar bizimkine “Sen kimsin ki kendini bizden üstün görüp elinde bir küp yağ ile dolaşmıyorsun a zümbülzade, a imbik kuşu” demeye başlamışlar. Kibirle suçlamışlar onu. Parmaklarını ona doğru sallayıp “Sen de bir küp yağ ile dolaşmaya başlasan iyi olur, aklını başına devşirmezsen aklını başından alırız” diye de tehdit etmişler.

Bizim adam bakmış ki çare yok, boş bir küp almış koltuğunun altına. Öyle dolaşmaya başlamış sokaklarda. Ahali, kısa süre sonra bunu da fark etmiş. “Küpünde yağ olmayanları tekdir etme ve cezalandırma komitesi” devreye girmiş ve hem küpte yağ taşıma şartı koymuş bizim adama, hem de günde en az birinin ayağının altına yağ dökmesini buyurmuş. Bu meseleyi takip için de zabit takmışlar peşine.

Ceza gereği günde bir sefer birinin düşmesi için ayaklarının altına yağ döken bizimkinin bir zaman sonra hoşuna gitmeye başlamış bu iş. Önce gülümsemeye, ardından kahkahalar atıp eğlenmeye başlamış döktüğü yağ ile birileri düştükçe. Zamanla günde beş, on, yirmi insanın düşmesini sağlayacak kadar ustalaşmış bu işte.

Yalnız bu sefer de kendisi yağa basıp düşmeye başladığında üzülür, dertlenir olmuş düşmeye. “Bu insanlar kim ki döktükleri yağ ile beni düşürmeye cüret ediyorlar” diyerek hırslanmış.

Bir gün, ayakkabılarının altına çivi takmak gelmiş aklına. Çivileri taktığında yağa bassa bile düşmeyeceğini hesaplamış.

Öyle de olmuş. Yağ ne kadar kaygan, ne kadar çok olursa olsun düşmemeye başlamış bizimki. Kendisi istediği insanları da yağ dökerek düşürüyor, çok eğleniyormuş.

Sonunda bizimkinin düşmeme mahareti dillere düşmüş. Mesele ülkenin padişahına kadar erişmiş. Padişah “Hele çağırın şu adamı huzuruma” demiş. Bizimki padişahın karşısına çıkınca Padişah, “Sen kim yağ dökerse döksün düşmez imişsin, gözümüzle görelim dedik bu marifetini” demiş ona.

Bizimki tabii akıllı. “Estağfurullah” diye başlamış söze, “Onlar yağ dökmeyi bilmiyor da ondan. Misal sizin gibi bilgili, hikmetli, kudretli bir padişah yağ dökse bu kulunuz düşer, siz de kahkahalarla gülersiniz vaziyetime” demiş.

Derler ki padişah o gün akşama kadar yağ dökmüş bizimkinin ayaklarının altına. Bizimki de, başına gelecekleri anlayıp çivili ayakkabılarını evde bıraktığı için her seferinde âlâyı vâlâ ile düşmüş ki tam seyirlik. Padişah, çok eğlenmiş ve akşamına bizimkine demiş ki: “Bana da tam senin gibi bir vezir lazımdı. Artık vezirimsin.”

İşte ahval böyledir ey azizan. O uzak ülkede “Öyle güzel düşer ki düşe düşe vezir bile olur” diye bir atalar sözü kalmış akıllarda.

Bilmem yalan, bilmem gerçek. Ben anlatanın yalancısı, hakikatin aşığıyım. Ben böyle duydum, böyle anlattım. Bana da, kimseyi düşürmemek ve kimse tarafından düşürülmemek için evinden hiç çıkmayan bir kulcağız anlatmış idi. Hay, Hak.

#Aktüel
#Toplum
#Hayat
#İsmail Kılıçarslan
3 ay önce
Çivili ayakkabıyı evde bırakmak
Enflasyonun önceliği
Kamu yönetiminde pandemi ile öğrenip sonrasında unuttuğumuz kritik bilgiler
Uluslararası hukûkun üzerine düşen gölge
Emperyalizmin küresel hegemonyasının anahtarı: Türkiye’de laik devrim, İran'da “İslâmcı” devrim 
27 Mayıs: Demokrasi sürecinde kara bir leke