|
Haksız mıyım?

Gazze’de bunca zulüm varken, Siyonist köpekler yeniden insan katletmeye başlamışken “bir başka konuda” yazı yazmak gerçekten çok zor geliyor ama yazmazsam cidden çatlayacağım. O yüzden affınıza sığınarak bugün yerel seçimler konusunda biraz kalem oynatmak niyetindeyim.

Gerçi bu yazıyı yazmak benim açımdan bir miktar delilik de içeriyor. “Etliye sütlüye karışmadan yazıp yaşayan bunca insanın bir bildiği vardır” bile demeden hem etliye hem de sütlüye karışıyorum her seferinde. Ardından başlıyor aramalar, ince tehditler, dirsek göstermeler… Her seferinde böyle oldu, bundan böyle de böyle devam eder. Fakat “ya ben öleyim mi söylemeyince” demiş bulunduk bir kere.

Efendim, malumunuzdur ki siyasi partiler, marttaki yerel yönetim seçimleri öncesi hummalı bir aday belirleme sürecine giriştiler. Tahmin edersiniz ki bu sürecin en gözde partisi, yerel seçimlerden de birinci parti çıkacağı ve en çok belediyeyi alacağı garanti olan AK Parti. Aday adaylarının “her türlü zemini yoklayarak” şanslarını denemelerini, kısmetlerini çağırmalarını her daim “az biraz eğlenceli bulan” biriyim. O yüzden “bu süreç beni biraz eğlendiriyor” desem yeridir.

Fakat “bir delilik edip” bazı uyarılarda bulunmayı da boynuma borç biliyorum.

TVNET’teki SİYASETEN programında AK Parti’ye ve AK Parti’nin yerel yönetim adaylarını belirleyecek isimlerine, mekanizmalarına tam tamına şunları söyledim: “Arkasında duramayacağımız belediye başkan adaylarıyla lütfen bizi uğraştırmayın. Kabilecilik, hizipçilik, ekipçilik yapar da bizi arkasında duramayacağımız insanlarla muhatap ederseniz bu vebalin altında kalırsınız. Örneğin İstanbul’da iki üç ilçe var AK Parti’nin yönettiği. Ben oralarda oturuyor olsaydım ve mevcut belediye başkanları tekrar aday olarak karşıma konulsaydı onlara oy vermezdim. Çünkü bu yerel seçim. Şehrimi güzelleştirecek adamı seçiyorum. AK Parti’de herkes Recep Tayyip Erdoğan’ın adamı. Hizipçilikle, kabilecilikle alacak mesafemiz yok. Vallahi cezayı keser atar bu halk.”

Aslında söylediklerim yeteri kadar açık ama biraz daha derinleştireyim istiyorum.

Yerel seçimlerdeki aday belirleme süreçlerinde AK Parti’nin en büyük başarısı “veriye, yönteme ve hassasiyetlere dayalı bir süreç” belirleyerek yoluna devam etmesiydi. Bu sürecin o ya da bu nedenle 2019 seçimlerinde çok da verimli işlemediğini düşünüyorum buradan geriye bakınca. Bunun birkaç nedeni var.

Öncelikli neden “nasılsa kazanıyoruz” nedeniydi bence. AK Parti’nin, hele MHP ittifakıyla birlikte açık ara önde olduğu seçim bölgelerinde “nasılsa kazanırız” denilerek bazı tercih yanlışları yapıldı. Doğrusu, o adayların hemen hepsi kazandı ama aralarında belediye başkanlığı performansları öylesine kötü isimler çıktı ki “keşke kazanmasaydı” dedik, diyoruz. Halkla ilişkileri perişan, belediye bütçesi yönetme kabiliyeti zayıf, ortaya proje koyamayan, yönettiği yerin geleceğini planlayamayan bir kısım belediye başkanıyla muhatap olmak zorunda kaldı bazı yerlerde insanlar. Bir de, belki bu başkanlardan da beter olmak üzere “kendi imajı dışında hiçbir şeyi önemsemeyen başkan tipi” diye bir tip çıktı karşımıza. Hatta bu başkanlar “adamın sosyal medya iletişimi çok kuvvetli” diye önümüze başarı hikâyesi olarak konuldu. Ört ki ölek.

İkinci neden, seçimler yapılıp adaylar belirlenirken “nitelik” değil, “yakınlık” konusunda bazı inisiyatifler kullanılması oldu. Benim “hizipçilik, ekipçilik, kabilecilik” derken kastım budur. AK Parti’ye gönül vermiş herkesin “Recep Tayyip Erdoğan’ın adamı” olduğu gerçeği bir veri olarak kabul edilmedi de bu geniş halkanın içerisinde bir “bizim adamlar” sekmesi yaratmak istedi bazıları.

Açık ve net bir şey söylemek isterim AK Parti’deki karar verici mekanizmalara: “Birinin adamı” belediye başkanı olacak diye bir şehre kıymanın, o şehirde yaşayan insanları tabiri caizse cezalandırmanın âlemi yok. Lütfen, politika derslerinde size öğretilen gerçeklerle hareket edin ve sırf “birinin adamı” diye bir takım nüfuz kullanımlarına, bir takım gündelik politika numaralarına prim vermeyin. İşinizi dikkatle, özenle yürüttüğünüzden eminim. Ama siz de biliyorsunuz ki “şunu kırmayalım, bunun sözünü dikkate alalım” diyerek gösterdiğiniz politik nezaket bazı şehirlerimize, bazı ilçelerimize bedel ödetti geride bıraktığımız 5 yılda. O yüzden “veriye, yönteme ve hassasiyete dayalı” o süreci sonuna kadar işletin lütfen. Ve lütfen birinci şansını zaten hak etmeyen isimleri de, “ikinci şansa” asla layık olmayan isimleri de eleyin bu süreçte. Cumhurbaşkanımızın riyasetinde toplanacak son kurula öyle isimlerle çıkın ki AK Parti’nin büyük iddiası olan “AK Belediyecilik” yara almasın. Unutmayın. Şehirdeki vekillerle çok iyi geçinecek ya da onlarla kavga edecek birini değil, Ankara’daki ilişkilerini daha doğru kullanan birilerini değil, teşkilatın en derinden benimseyeceği ya da hiç benimsemeyeceği birini değil, aday olacağı şehri bugünden geleceğe taşıyacak belediye başkanlarını seçeceğiz, dahası onları seçmek istiyoruz sandık önümüze konulduğunda. Hatırla, gönülle, kurduğu ilişkilerle değil, ortaya koyduğu vizyon ve yaklaşımlarla seçilmiş bir belediye başkanımız olsun istiyoruz. Dahasını da söyleyeyim. Bu bize, yani halka borcunuzdur aynı zamanda.

İşte yaptım bir delilik ve bu yazıyı önünüze koydum. Bu yazıyı 2019’da da yazmam gerekiyordu, biliyorum. Beni hangi içsel neden durdurdu, onu da biliyorum. Fakat pişman oldum sonradan buna. Tekrar pişman olmamak için diyorum ki “doğru adaylar seçilsin ve herhangi bir kazaya uğramadan, gönül rahatlığıyla bir seçim atmosferi yaşayalım.”

Tekraren: Bizi lütfen “arkasında duramayacağımız adaylarla” uğraştırmayın.

#yerel seçim
#AK Parti
#MHP
5 ay önce
Haksız mıyım?
Haftanın ekonomik özeti ve beklentiler
Mülâhaza etmek
Siyasetçileri bürokratlara kurban etmek
Musallada bir sosyolog daha… Vehbi Başer’in ardından
Taşkent’in öbür yüzü