Yazarlar Sen adaletinle bin yaşa

Sen adaletinle bin yaşa!

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Zamanlardan bir eski İstanbul, semtlerden bir ulu vakitler imiş. Belki Şehzadebaşı’nı Aksaray’a doğru az yürüyünce, belki Laleli’den Beyazıt’a seğirtirken oracıkta bir yerlerde bir fırın varmış.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Sen adaletinle bin yaşa!
Haber Merkezi 09 Aralık 2018, Pazar Yeni Şafak
Sen adaletinle bin yaşa! yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Fırıncı unu ekmek etmesinin yanı sıra namlının namlısı bir pişirici imiş ki icabı halinde Kocamustafapaşa’dan yahut Sümbülefendi’den güveç getiren olurmuş “bi yol şunu da pişirsen ya” diyerekten.

Şol günde devrin kudretli kadısı bu fırının önünden geçerken, burnuna mis gibi bir kızarmış et kokusu gelmiş. Kudretinin ve sertliğinin yanında boğazına düşkünlüğü ile de bilinen kadı efendi girivermiş içeri. Demiş ki “şu mis gibi kokan taam nedir, hele tez diyesün.”

Fırıncı, güvecin kapağını açmış ki içinde kokusundan yedi mahalle doyar bir civanmert ördek yatmakta boylu boyunca. Öyle bir kızarmış ki hani güneşin adam kavurduğu günde Salacak’ta boylu boyunca yatan miskin âdem kızartmasının rengi de öyle değil.

Kadı “sarasın, bunu aldım” demiş. Eh, fırıncı kaç yılın uyanığı. Koskoca kadıya “efendi hazretleri, ben onu bir Konyalı müşterim için pişirdim. Adam gelip de ördeğini isteyince ne cevap veririm. Kusura bakma, ördek satılık değil” diyecek hali yok ya. Almış altını vermiş ördeği. Kadı efendi de “haydin eyvallah” deyip, ördek elinde yürümüş.

Eh, feleğin çarkı her sefer düz dönmez derler öyle ya. Kadıdan az sonra fırıncıya ördek sipariş eden Konyalı “hazır ettiysen veresün bizim ördeği” diyerek dalmış fırına. Fırıncıda laf çok tabii… Laf çok ama lafı öyle bir edeceksin ki nereye çekersen oraya gidecek. Fırıncı “bunun iyisi böyle olur” diye düşünerek vermiş cevabı: “Ah güzel komşum. Senin ördek az önce uçtu.”

Ortaoyununa gel ki bunun böylesi Üsküdar kahvelerinde bulunmaz. Konyalı “olur mu ulan öyle şey” deyip işin aslını faslını dinlemeden yapıştırmış tokadı fırıncıya. Yahu sen canı burnunda Konyalıysan fırıncı da davasını yerde koymaz İspirli. Durmamış tabii fırıncı. Verivermiş yumruğu herife. Almış mı sana bir kavga avuç içi kadar fırında. O ona vurur, diğeri öbürüne patlatır derken nasıl olduysa olmuş, fırıncı, dükkâna kavgayı ayırmak için giren taş ustası bir Ermeni’nin gözünü yanlışlıkla çıkarıvermiş.

Salmış Ermeni vâyevlâyı. “Vay anam” diyerek koşmaya başlamış can havliyle. Fırıncı “aman ki yetişeyim” diye peşine, Konyalı da “vay ki kaçıyor hergele” diye onun peşine düşünce başlamış bir kovalamaca. O kovalamaca esnasında bizim fırıncı bir de kocasıyla birlikte yürüyen yüklü bir kadına çarpıp kadıncağızın bebeğinin düşmesine sebep olmasın mı? “Yahu kuzum bu ne rezilliktir artık” diyerek fırıncıyı dövmeye gelen bir Yahudi, tam herifi kötekleyecekken zaptiyeler yetişip asmadan yaprak toplar gibi toplamış herkesi.

Ahval böyleyken zaptiyeler, bir tam ördeği ciğeriyle kanadıyla mideye indirip parmaklarından sızan yağı da yalayarak tamam eden kadı efendinin önüne Kapalıçarşı kandili gibi dizivermiş vukuata karışanları.

Kadı efendi meseleyi dinleyince anlamış tabii ne halt ettiğini ama şeriatın keseri elinde en nihayet. Başkasına da yontar kendine de.

Önce Konyalıya dönmüş. Demiş ki “ördeğin karşısında ne yazar bakalım Arabi’de? Tayyar yazar. Yani ördek dediğin uçar. Fırıncı uçtu diyorsa uçmuştur. Senin şikâyetin sakıttır.” Konyalı, susmuş çaresiz.

Sonra Ermeni’ye dönmüş. Demiş ki “kanun bellidir. Her kim ki Müslüman olup bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslüman’ın bir gözü çıkarıla. İmdi, fırıncı senin öteki gözünü de çıkarsın ki biz de fırıncının bir gözünü çıkaralım. Razı mısın?” Ermeni bakmış ki öteki gözden de olacak, geri almış şikâyetini.

Adaletine kurban olduğum kadı bu kez de bebeğini düşüren kadının kocasına dönmüş. “Seni hakikaten zulme uğratmış bu köftehor fırıncı. Karını boşa da bu fırıncı onunla nikâhlansın, sana bir çocuk yapıversin, ödeşmiş olursunuz” deyince tabii adamcağız da geri almış şikâyetini.

Kadı, bu sefer de fırıncıyı dövmeye niyetlenen Yahudi’ye dönüp “senin şikâyetin neydi efendi” demiş, “senin derdini de halledelim.”

Yahudi duraksamadan vermiş cevabı: “Benim hiçbir şikâyetim yok kadı efendi hazretleri. Sen adaletinle bin yaşa!”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.