Yazarlar "Vedalaşma hakkı" ve "Fazıl Say"ı rahat bırakalım"

"Vedalaşma hakkı" ve "Fazıl Say"ı rahat bırakalım"

Kürşat Bumin
Kürşat Bumin Gazete Yazarı
"Ulaşım"dan Özgür"ün kullandığı otomobile bindiğimde bir radyo kanalının haber saati yayındaydı. O zamana kadar izlemediğim bir kanaldı bu. "Özgür Radyo" adlı kanalmış. Yayında bir avukat bir müvekkilinin talebini ve karşılaştıkları sorunları anlatıyordu. Çok açık seçik anlatıldığı için meseleye kısa sürede vakıf oldum. Müvekkili babası ölüm sınırında bulunan Kocaeli F Tipi Cezaevi"nde iki müebbet hükümlüsüymüş. Yasalara giren ve "vedalaşma hakkı" olarak bilinen haktan yararlanmak istiyormuş. Hükümlü olduğu için infaz savcılığına başvurularda bulunulmuş. İnfaz savcılığı tabii olarak babanın sağlık durumuna ilişkin sağlık raporunun getirilmesini istemiş. Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi"nden alınan raporda babanın akciğer kanseri olduğu ve hastalığının son aşaması olan 4. evreye girdiği ve yüzde 88 özürlü olduğu belirtiliyormuş. Bu arada nakil için (hükümlünün babası ile vedalaşmak için gereken nakil) gerekli giderler de avukatı tarafından gerekli yere yatırılmış. Ancak savcılık bu rapora iltifat etmemiş. Geçerli olacak raporda "Hastalık ölümcüldür ya da ağır hastalıktır" ibaresinin yer alması isteniyormuş. Bu itiraz hastane yetkililerine ulaştırılınca aldıkları cevap şu en tabii cevap olmuş: "Biz tıbbi rapor veririz, rapora bakan hekim ölümcül olduğunu anlar." Yani, hastanenin raporda "ölümcüldür" gibi bir görüş belirtmesi tıbba olduğu gibi akla mantığı da aykırı bir işlemdir. Anlaşılan o ki, savcılık "Allah"tan ümit kesilmez" sözünü hatırlayıp "ne olur ne olmaz, öleceği ne malum?" diye düşünmüş.

Dinlediklerim bana inandırıcı ve samimi geldi. Bu notumun sürece belki faydası olur diye yazıyorum. Çünkü sonuç olarak nakil bedeli vedalaşacaklar tarafından ödenen bir insanlık durumu talebi bu.

Arz olunur…

***

Fazıl Say"ın başına gelenlerden de söz etmek gerekiyor. Bu değerli müzik adamının "Kanun diye kanun diye…" taciz edilmesi karşısında suskun kalmamak gerekiyor. Bir demokraside "Söz"ün sahip olduğu dokunulmazlığı, hakkında "dini değerleri aşağılamak" suçlamasıyla açılan davaya müdahil olarak bir kere daha hatırlatmak gerekiyor…

Biliyorsunuz, söz konusu dava Say"ın twitter üzerinden yazdıklarından dolayı açıldı. Bu sözlerden iki kişi şikayetçi olmuş. Şikayetçiler müzisyenin 30 bin takipçisi olduğunu ileri sürerek bu sözlerin çok geniş bir alanda dolaştığını belirtiyorlar. Say"ın avukatı "Twitter üzerinden bir tartışmanın kamu düzenini bozmadığı açıktır. Davanın esasına girilmeden beraat kararı verilmelidir" diyor…

Gelelim ilk duruşma sonunda mahkemenin vardığı karara: "Mahkeme, sanık avukatlarının talebi üzerine Say"ın yargılanmasına neden olan twitleri yazdığı tarihte, şikâyetçilerin Say"ın takipçisi olup olmadığını belgelendirmelerini kararlaştırdı."

Oysa bana göre de bu ilk duruşmada mahkemeden Say"ın avukatının söylediği gibi "davanın esasına girilmeden beraat kararı" çıkmalıydı. "Şikâyetçiler"in Say"ın takipçisi olup olmadıklarının dava konusuyla ne ilgisi var? Benzer şekilde, Say"ın takipçilerinin sayısının 30 bin ya da 100 bin olmasının da davanın esasıyla uzaktan yakından ilgisi olmaması gibi…

Say"ın Türk Ceza Kanunu"nun (TCK) 216/3. ve 218/1. maddeleri uyarınca "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan 9 aydan 1,5 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

O halde bakalım TCK"nın sözü edilen maddeleri ne diyor :

« MADDE 216 /3: "Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Dikkat edersiniz yürürlükte olan TCK"nın bu maddesi "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi"nin ancak ve ancak bu "fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde" suç teşkil ettiğinden söz ediyor.

Dolayasıyla, twitter üzerinden dolaşıma sokulan söz konusu metnin "kamu barışını bozmaya elverişli" bir yapıda olmadığı ayan beyan ortadayken "Kanun diye kanun diye…" Say"ı içeriye tıkmaya çalışmanın daha baştan itibaren kanuna aykırı bir işlem olduğu görülmüyor mu?

TCK"nın 218/1. maddesinin de benzer şekilde anlaşılması gerekir. "Ortak hüküm" başlıklı şu madde yani: "Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

Bir kere daha dikkat ederseniz, bu maddedeki ceza artırımı da -tabii olarak- yine söz konusu fiilin "kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde" şartına bağlıdır.

Say"ın twitter"da neler karaladıklarına gelince: Kendisinin de belirttiği gibi bu yazıdaki sözlerin bir kısmı Hayyam"dan alıntı. Diğerleri ise ateizm, ezanın kısa sürede okunmasından çıkarılan manasız bir yorum ve "Allahçı" olarak adlandırılan kesime ilişkin yakışıksız sözlerden ibaret… Bu twitin zeki bir şey olmadığı ortada; piyanosunun başına geçtiğinde dinleyenleri alıp götüren bir müzisyenin bu gelişmişlikle yakından uzaktan ilgisi olmayan ve "militan ateizm" olarak nitelenebilecek türden bir tarzın basit dışavurumlarından ibaret şeyler bunlar… Ama unutmayalım ki bu sözler hiç mi hiç "suç" teşkil eden şeyler değil…

O halde rahat bırakalım Fazıl Say"ı. O piyanosunun başına geçsin, bizler de dinleyelim… Twitter"da da "takipçisi" olmayalım. Mesele bu kadar basit.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.