Yazarlar Ana akım iktisadın faiz coşkusuna kapılmak

Ana akım iktisadın faiz coşkusuna kapılmak…

Levent Yılmaz
Levent Yılmaz İnternet Yazarı

Önümüzdeki hafta Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplanacak. Malumunuz olduğu üzere bu toplantıda bankanın faiz seviyeleri belirleniyor. Toplantı öncesi karara ilişkin tahminler yapmak adettendir. Hatta bazı medya kurumları ve platformlar anketler yapıp faiz oranına ilişkin rakamlar de yayınlar. Dahası bazı üstadlar(!) faiz artışı olmazsa başımıza geleceklere ilişkin tehditkâr yorumlarını parmaklarını sallayarak ifade ederler. Mesela 200 baz puan artışı beğenmeyip “Banka itibarını geri kazanmak için 500 yapmalıydı.” diyenler de olur. Para Politikası Kurulu metninde yer alan ifadelere ilişkin dozu kaçan eleştirilerden tutun da bir IMF önerisi olan “Taylor Kuralı” uygulanmıyor diye üslubunu kaybeden analistler(!) de dahil olmak üzere ana akım iktisatçılar karar öncesi ve sonrası birkaç günü heyecan içerisinde geçirir. Hele bir de faiz artışı gelirse değmeyin keyiflerine… Özetle, öngörü yapma saikiyle başlayan tahmin süreci kısa bir süre içinde faiz artışı için bir mahalle baskısına dönüşür.

YÜZDE 24’E GÖTÜREN YOLA BENZEMİYOR MU?

Çok değil bundan iki yıl öncesinde politika faizi yüzde 24’e kadar yükseltilmişti. Hatta literatür “spekülatif kur ataklarına faiz artışı ile cevap vermeyin” dese de yakın tarihin en yüksek faiz artışı olan 625 baz puanlık artış da yine 2018 Ağustos’undaki spekülatif kur atağının hemen ardından yapılmıştı. O günleri bugün gibi hatırlayan birisi olarak ifade etmeliyim ki, bugünlerde tıpkı o günlerde olduğu gibi faiz artışını tek çıkış yolu olarak gösteren haber ve yorumların sayısı giderek daha fazla artıyor. Açıkçası o günlerin panik havasına benzer bir ortamın oluşturulup politika faizini yeniden yüzde 24’lere götürecek bir sürecin dayatılmasından endişe duyuyorum.

PANDEMİ BİTTİ DE BİZE HABER Mİ VERİLMEDİ?

2020 yılının Mart ayından bu yana tüm dünya ekonomisini etkisi altına alan bir salgın hastalık ile karşı karşıyayız. Henüz bu hastalığın aşısı ve etkin bir tedavi protokolü de yok. Ne zaman olacağı ise belirsiz. Ekonomiler küçülüyor, fabrikalar kapanıyor. İş ve gelir kayıpları yaşanıyor. Hükümetler trilyonlarca dolarlık paketlerle ekonomideki çöküşü engellemek için çaba sarf ederken başarısız olabiliyor. Dahası tüm dünyada salgının ilk dalgası bitmeden ikinci dalgasının gelebileceği konuşuluyor. Böylesi bir ortamda Türkiye’de ekonomi yönetimi pandeminin ekonomik ve sosyal hayattaki olumsuz etkilerini en aza indirmek için paketler açıkladı ve önlemler aldı. Elbette bu paketlerin ve önlemlerin bir de ekonomik maliyeti oldu ve olmaya da devam ediyor. Bazı makro ekonomik göstergeleri değerlendirirken ve politika önerilerinde bulunurken bu gerçeği göz ardı etmek mümkün mü? Ya da pandemi hiç yaşanmadı mı? Yoksa pandemi ve etkileri bitti de bize mi haber verilmedi?

REEL SEKTÖR, FİNANSMANA ERİŞİM VE FİNANSMAN MALİYETİ

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm işletmelerin tamamına yakını KOBİ’lerden oluşuyor. KOBİ’lerin toplam istihdam içindeki payı yüzde 73. Yine Türkiye’nin ürettiği katma değerin yarısından fazlası KOBİ’ler tarafından oluşturuluyor. Toplam ihracatın yüzde 56’sını da KOBİ’ler gerçekleştiriyor. Ancak Türkiye’deki KOBİ’lerin dünyadaki diğer KOBİ’lerden farkı; işletme sermayelerinin ağırlıklı olarak kredilere dayalı olmasıdır. Durum böyle olunca da KOBİ’lerin finansmana erişimleri ve o finansmanın maliyeti konusu stratejik bir hale dönüşüyor. Bu bakımdan süreci sadece kur, borsa ve paradan para kazandıran mekanizmalarla değerlendiren ana akım iktisadın faiz coşkusuna kapılanlara üretimi, ihracatı, istihdamı ve pandeminin hali hazırda devam eden etkilerini bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.