|
Oku Yunus!

Gönül bilmek ister. Nedir bilmek? Kavuşmak. Ayrık tek bir zerren kalmaksızın kavuşman gerek. Yoksa sen ben/ ben sen olmadan, ne kadar bilebilirsin? Nereye dönsem Sensin! Ama hepsi bu değil, ben de Senim. Bunu diyebilmenin ispatı yaşantındadır, vücudunda.


Canınla kanınla ispat edemediğin bilgi hep eksik, hep yarım bilişlerle seni teselli eder. Ancak felsefesi olur öyle bir kavuşmanın. İdeolojisi olur. Asıl bilmek ise: Tavra yansıyan ve yaşantıda ispatı olan kavuşma. Bildiğinin / bilginin kaynağı kendin olursun.

Gönül kavuştuğunda bilir hakikati evet. Ama gönül kitap okuyarak kavuşamaz. İnsanı okuyarak kavuşur. İnsan insana kavuşunca (misal, sıfatı Zat’ına varınca) visal olur. Kendi hakikatinin nurunu bilince, benliğin kalmaz, O olur. Kendi olur. “Sen çıkarsan aradan kalır seni Yaradan” noktası. Hu noktası!

İşte böyle külli mânâ dürülüp bükülüp tek harfte cem olduğunda, Niyazi Mısri der ki: “Niyazi’nin dilinden Yunus durur söyleyen!” İşte ben de Yunus’u ilk Niyazi’nin dilinden işitmeye başladım. Eskiden Gölpınarlı’nın sayfalarını çevire çevire işitemediğim ne varsa...

***

Okuyarak işitemeyeceğimi çabuk fark ettim. İşittiğin ölçüde yâren oluyorsun, ki malum, talip kulağından dölleniyor. “İşitin ey yarenler” diyordu Yunus. “Aşk bir güneşe benzer.” Ama sevmeden bir hece dahi işitemiyordun.

Oku emrini sen işitmemişsen sana söylenmiş olur muydu? Sevmeden kavuşma gerçekleşebilir miydi? Kavuşmadan bilmek olamayacağı gibi, bilginin mahalli olan gönül; kavuşmayı ancak sevmek suretiyle gerçekleştirebilirdi. Peki sevmeden sevgili olunabilir miydi? Aşık olmadan habibullah olunabilir miydi?

En sevgili, en çok işiten. O kadar ki, işitmediği bir şey kalmaya. İşittiği de söyleyen de, söyleten de kendi ola!

Geldik işte mevzuya. Söyle demişti mürşid Tapduk Emre dervişi Yunus’a. Hakikat kitabı insandan okunuyor. İnsanı okuyabilmek, İnsan’ın gönlünde doğmakla mümkün. O olmakla. Ayrık bir zerren dahi olmadığını ispat edebilmekle.

O vakit işitmeye başlıyorsun hece hece: “Yunus aşık durur maşukun ister / Dahı hiç nesne istemezem ayruk!”

Evet, oku emrini almadan ok’un hedefi bulması söz konusu değil. Amir ile memuru bir emirle birleştiren ok, ille gönle saplanınca Tapduk’un yüzü oluyor Yunus’un her nereye dönerse gördüğü, her ne duyarsa işittiği.

Tapduk’un söyle emrini işittikten sonra, muhatabının Hak olduğunu bilecek ve binlerce dizelik şiirlerini yazmaya başlayacaktı. Söyleyip konuşmak da bir okuma biçimi. Yazmak da. İşitmek de.

Maşuk’un oku aşığa saplandığında, gönül bir olduğunda, kavuşma tastamam gerçekleşip geride ayrık bir şey kalmadığında, “Haktan başka bir hakikat kalmadığını ayne’l yakin biliyorsun. Yunus söyle emrine şiir söyleyerek itaat ettikçe oku’du hakikati. Hakke’l yakin olmaya... Ve bir yerde dedi ki: “Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen / Bin yıl anda durursa kendi dolası değil.”

***

Yunus’u oku oku, elli yıl oku, hiçbir şey olmamış. Olmaz. Gölpınarlı’dan oku. Yine bir şey olmadı. Yunus’u anlatan, aktaran, baştan sona okuyan kimden istersen oku. Olmadı, olmamış. Aktarımdan yaşantıya geçiremeyen birinin ilme’l yakin bildiği ile Yunus’un Tapduk’una kavuşması imkansız. Mürşid-i hakiki’nin feyiz dolu dudağından akan şırıl şırıl suyla talibin hararet giderdiğini fark edemeyenler ise çeşme başlarında bardağını dolduracağını sanır durur.

Hak yolunda teslimiyet / yokluk içinde olmayı, cemalinden ve celalinden ne gelse Hak olduğunu bilmeyi... Talibin ancak teslimiyeti ölçüsünde selamete ulaştığını... Hayali bir Allah tahayyülünün herkesin “zannı üzere” olduğunu... Ayne’l yakin bilmeye okumaktan öte kavuşma gerektiğini... Kavuştuğunun hakikat olduğunun ispatı yoksa bin yıl çeşme başında durmaya devam edeceğini... Bunun ispatının belalarla sınanmak olduğunu, celaliyle cemalini bir’lemeden Kuran’ın hakikatinin gönülde açılamayacağını... Kitabı okumakla evliya olunmadığını...

***

Sonra dedi ki Yunus: “Gül ü reyhânun kokusı aşıkla maşukadur / Aşık olanun maşukı hergiz öginden gitmeye.” Gül ve reyhan çiçeği yan yana getirildiğinde iki çiçeğin kokusu birbirine karışıp ayırt edilemez hale gelecektir. Sevenle sevilenin aşkı da böyledir. Aşk gelince seven sevilen, sevilen seven olur. Tevhid tecelli eder. Aşık, aşk (vahdet, birlik) tecelli edinceye kadar sevgiliyle uğraşır. Onu aklından hiç çıkarmaz. Sevgiliye dönüşünce de onu düşünecek akıl olmaz.

Evet Yunus’u, onu defalarca yutmuş birinin bu sohbetinden dinlemeye başlamam ve öğrendiğim her dizenin katman katman manalarını yaşantımda tefsir etmeye başlamam için Yunus’un bahçesine girip eğilmem ve gülü koklamam gerekiyormuş. (bkz: Mustafa Tatcı İşitin Ey yarenler / Yunus Emre yorumları ve Divan-ı İlahiyat / H yayınları.)

50 yıldır Yunus konusunda durgun olduğumuzu söyleyenler, genişleyen gönle girmeden ona perde olduğunu fark edemeyenler belki hiçbir zaman okuyamayacak bu eserlerin içindeki gizli hazineyi / canlı sözü. Belki onun Yunus’un Gül Bahçesinden adlı dev eserine kültür sanata kıymet verdiğini söyleyen bir kurum bu sezon da sponsor olmayacak. Allah’ın cümbüşü. Nasip sırrı!

***

Hak aşığının sözündeki ilahi maya kime değerse onu nura dönüştürmeye aday imiş. Hak ve hakikat ehlinin sohbeti insanı aslına götüren, aslıyla tanıştırıp kavuşturan, aslına dönüştüren bir vasıta imiş. Hak ehli, aktardığı bilgiden değil, gönüldeki manasından bilinir. Niyazi Mısri’nin Yunus’u yutması gibi, o da Yunus’u yutmuş olan Mısri’yi yutmuştu.

Yunus’un “Bir ben var bende benden içeri dediği o benliksiz makamda sohbet süresince tecelli eden gerçeği onun gönlündeki doğuşlardan işitmeye başladıkça bunun ne büyük bir ikram olduğunu fark ettim. Evet, sevgiliye dönüşünce onu düşünecek olan akıl nurlanmış, sır olmuştur çoktan.

Gizli hazinenin bilinme arzusu ille aşk ile gerçekleşecek. İlle Sinan Ümmi’nin dediği gibi düldülü aşk olanlar, Burak’tan Ref Ref’ten geçip kendi melekeleriyle kendine binek olabilenler ‘yalnız uçma’ makamından öteye geçebildikçe kendi miraçlarını gerçekleştirecek.

Her devirde ol yaşayan Yunus, öncekini defalarca yuta yuta söylemeye / konuşmaya devam edecek. Kimi “bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi” diyecek. Kimi Yunus gibi diyecek: “Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah!”

#Gönül
#Hazine
7 yıl önce
Oku Yunus!
Her şey bahane
İkinci Doğu Seferi: Dirilten Kardeşlik Ruhu (3)
İslam estetiği
Katilin adı Siyonazist ABD-İsraili’dir
Sükût ‘bazen’ altındır…