Yazarlar Dünyanın diplomatik gözyaşlarıyla akıp giden

Dünyanın diplomatik gözyaşlarıyla akıp giden...

Leyla İpekçi
Leyla İpekçi Gazete Yazarı

Her şeylerini terk ederek, hayatlarını tehlikeye atıp denize açılan hangi göçmen AB'de yaşamaya meraklı sizce? Onlar vatanlarındaki savaştan kaçıyor, sizin de parmağınız olan kirli bir savaştan! Böyle diyesim geliyor şimdi botlarını vurup göçmenlerin ülkelerine girmesine engel olmak isteyen devletlere.
Ortadoğu ve Afrika'daki iç savaşlardan kaçan sivil halkların dramı yıllardır devam ediyor. Defalarca yazıldı, rapor edildi, dikkat çekildi. Ama Akdeniz'deki turizm haberleri kadar dahi gündeme gelemedi bu trajedi. 'Medeni dünya'nın pek yakınlarda bir yerde çocukların, sivillerin savaşta öldüğünü, yollara düştüğünü vs fark edebilmesi için binlerce kişinin boğulması, kaybolması, ölmesi yetmedi. Üç yaşındaki Kobanili Aylan bebeğin cesedinin sahile vurması ise bir anda gündeme oturdu. Eh buna da şükür.
Suriye'de halkını katletmek için varil bombası dahi kullanmış, sivilleri katleden bir
Esed rejimi yaklaşık 300 bin kişinin ölümünden sorumlu. Suriye'de sadece Ağustos ayında katledilen bebek sayısı 222 imiş. Buna göz yuman Batılı devletler şimdi diplomatik gözyaşları döküyor! Sadece onlar değil tabii.
Ülkemize iç savaş başladığından beri sığınmakta olan iki milyona yakın mülteci için “bunları almak vatana ihanettir” demiş olan kanaat önderlerimiz... “İktidara gelirsek onları derhal yollayacağız” diyen siyasetçilerimiz... Gördükleri her Arap mülteciyi Işid elemanı olarak lanse eden steril yurtseverler de cabası.
Her musibette olduğu gibi bu kıyıya vuran bebeğin sorumlusu olarak da Erdoğan'ı gösterebiliyorlar. O Erdoğan ve Türkiye ki, Yezidileri, Nusayrileri, Kürt, Türkmen, Müslüman şu bu ayrımı yapmadan her mazlumu kabul edip onlara en güzel hizmeti vermeye talip olmuş ve bunu başarmış iken.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batının vicdan sorunu olduğunu ve Türkiye'nin hiçbir halkı ayırmadan ülkesine göçmenleri kabul ettiğini bizzat yüzlerine haykırarak bu rakamın şimdiye dek iki milyona ulaştığını kaydetti. Oysa yabancı basında adalet duygumuzu zedeleyen onlarca çarpıtma pişkince devam ediyor. Türkiye'nin bazı göçmenlere etnik ayrımcılık yaptığı vurgulanabiliyor. Tahmin edeceğiniz üzere, bu da Kürtler oluveriyor.
Sanki krizden en çok etkilenen ülke olan Türkiye; Kobani'den sığınanlar ve tüm diğer göçmenler için kamplar inşa eden, okul ve öğretmenler organize ederek birkaç dilde eğitim hizmeti veren, sağlık, gıda hizmetlerini giderek arttıran, hatta psikolojik destek üniteleri kurarak savaş mağduru ailelere yardımcı olmaya çalışan ülke değilmiş gibi.
2 bin 700 küsur kişinin şimdiye dek boğulduğu Akdeniz'de kaçakları kurtarırsa kendi topraklarına gelmeyi teşvik edeceği için bundan kaçınan devletler, mültecilerin ölülerini dahi kabul etmek istemiyor. Denizde boğdukları kendi insanlıkları. Irak, Afganistan, Suriye, Filistin gibi ülkelerden kaçan insanların ülkelerindeki çatışmaları kışkırtan bizzat çıkarcı, sömürgeci uygulamaları değilmiş gibi. Ortadoğuluların doğal kaynaklarına el koymak için farklı grupları birbirine kışkırtmakta payları yokmuş gibi.
Elbet yerli halklar arasında tuzağa düşenler de çatışmaya girenler de bir o kadar sorumlu. Ama iç savaşlar sayesinde bu ülkeleri istikrarsızlaştıran, parçalayan, bu suretle de onları kendi menfaatleri doğrultusunda yönetmek için gerekirse zalim yöneticilerle işbirliği yapanlar da ortada!
ABD mi dediniz? Aylan bebeğin sarsıcı fotoğrafının ardından yaptığı açıklamada 300 Suriyeli mülteciyi kabul edeceğini açıklamış. Suriye'deki iç savaş başladığından beri 17 bin başvurudan sadece 500'ünü kabul etmiş olan Washington yönetimi, yıl sonuna dek bu rakamı 1800'e çıkarmayı planladıklarını da belirtmiş. Ama hakkını yememek lazım. Suriye'de savaş başladığından beri 4 milyar dolarlık insani yardım yapmış ABD yönetimi. AB'nin de bu yöndeki uluslararası çabalarını destekleyeceklerini dile getirerek topu AB'ye atmış.
ABD'nin attığı topu vakit geçirmeden çıkarmaya çalışan Fransa ve Almanya ise mülteci dağılımında AB ülkeleri arasında bağlayıcı kota sistemi uygulanması konusunda anlaştıklarını açıkladılar. Yani mültecilerin kabulü ortaklaşa düzenlenecek ve AB ülkeleri arasında adil bir şekilde dağılımı yapılacak imiş. Tabii ki pek çok AB ülkesinin bu yönde bir karar alınmasını istemiyor.
Merkel, problemin tüm Avrupa'yı ilgilendirdiğini belirterek bugünlerde çok göçmen alan Macaristan'ı mültecileri korumayı öngören Cenevre Sözleşmesine uymaya çağırıyor. Ama Macaristan Başbakanı, göçmenlerin çoğunun Müslüman olmasına vurgu yaparak, bu Müslüman nüfusu istemediklerini belirtmiş. Ancak Müslümanları görünce kendi Hıristiyanlıklarını hatırlayan pek çok Avrupalı gibi şöyle demiş: “Avrupa'nın kendi Hıristiyan değerlerini koruyacak durumda olmaması endişe verici değil midir?”
Sığınmacıların Avusturya'ya doğru yürümeye başladığı Macaristan'da Başbakan; “Türkiye güvenli bir bölge, orada kalın. Neden Avrupa'ya gelmek zorundasınız?” diyesiymiş. Ona yanıtı ise Macaristan'da trene bindirilmek üzere olan Suriyeli bir çocuk veriyor: “Kimse ülkesini terk etmek, bilmediği ülkelerde, yabancı kültürlerde yaşamak filan istemiyor. Ülkemizde savaş var. Lütfen savaşı durdurun!”
Bu yılın ilk sekiz ayında deniz yoluyla 230 binden fazla göçmen almış olan Yunanistan, geçtiğimiz haftalarda Türkiye'nin karasularından yaklaşmakta olan mülteci botunu vurmuştu. Örneğin Midilli adasında paraları tükenen mültecilerin tuvalet, yemek gibi sorunları giderek artıyor ve adada hırsızlık vakalarının başlayacağından endişe ediliyor. Aynı şekilde Kos'ta incelemelerde bulunan Uluslararası Af Örgütü, göçmenlerin maruz kaldığı insanlık dışı koşulları belgelemiş. Stadyumda kilitlenmek, su ve yiyecek verilmeden kayıt kuyruğunda bekletilmek, tuvalet imkanı tanımamak...
Batı duyarsız ama Suudi Arabistan, Kuveyt Katar gibi ülkeler de mülteci kabul etmiş değil. İzlanda'da ise hükümet sadece elli mülteci kabul edebileceğini açıklayınca facebook'tan yayılan bir kampanya ile evlerini mültecilere açmak isteyen on bin kişi bulundu. Toplam nüfusu 300 bin olan bir ülkeden bahsediyoruz.
Medeni dünya tarafından Cumhurbaşkanı her fırsatta iftiraya uğrayan Türkiye ise hemen her gün sahilden göçmen kurtarıyor. Mesela dün Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunan adalarına geçmeye çalışan 2, Aydın'ın Didim ilçesinden 103, İzmir'in Çeşme ilçesinden 21, Karaburun açıklarından 15, Karaabdullah'dan 74, Cunda Adasından 5 kaçak kurtarılmış.
Aylan bebeğin dün Kobani'ye getirilen cenazesine onun aynı faciada ölen annesi ve kardeşinin cenazesi de eşlik etti. Geçtiğimiz aylarda ailenin iltica talebini reddeden Kanada ise bu dünyayı sarsan fotoğraftan sonra hayatta kalan babaya vatandaşlık teklif etmiş. Kızkardeşi Kanada'da yaşayan acılı baba bu teklifi reddetmiş. Acaba birileri mesela bunun nedenini dert eder de bir gün insanlığımız yeniden dirilir mi?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.