|
Yazarlar

Ankara Fransa’dan gelen Libya tehditleri için ne düşünüyor?

04:00 . 24/06/2020 Çarşamba

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet

Sirte, Libya’nın devrik lideri Kaddafi’nin memleketi olmasının dışında (bugün için bu çok da değerli bir bilgi değil artık) ülkenin en önemli liman kenti olma özelliğini taşıyor.

Akdeniz’in batısına açılan bir kapı, stratejik değeri yüksek bir nokta.

Cufra ise, üzerinde büyük bir askeri üs barındırması nedeniyle ‘kavga etmeye’ değer bir bölge olarak görülüyor.

Libya’daki savaşta bir sonraki mücadele bu iki bölgede yoğunlaşacağı için, bu aralar dikkatler Sirte ve Cufra üzerinde toplanmış durumda.

Hafter ve arkasındaki güçler, Sirte ve Cufra’nın kendileri için ne kadar büyük önem arz ettiğini çoktan açığa vurmuş durumdalar.

Mısır’ın darbeci lideri Sisi, buraların ülkesi için kırmızı çizgi olduğunu söyleyip müdahale tehdidinde bulundu.

Rusya’dan gelen açıklamalar da, savaşın daha ileri seviyelere taşınmadan bu noktada bir ateşkesle durdurulması talebine işaret ediyor.

İçeriğinde ‘tehdit’ niteliği taşıyan unsurlar olsa da, Hafter ve arkasındaki güçlerin cari pozisyonunun ‘savunma pozisyonu’ olduğunu söylemeliyiz.

Bir nevi UMH’ye daha fazla ileri gitmeyin deniliyor.

Tabi, bu çağrıların arkasındaki niyetin toparlandıktan sonra yeniden harekete geçmek olduğu da su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Diğer yandan Türkiye’nin destek verdiği Serrac yönetimine bağlı güçlerin bu çağrı ya da tehditlere boyun eğmeden ilerlemeye devam etmek istedikleri biliniyor.

“Burada durmayacağız” anlamına gelen pek çok açıklama yapılmış durumda.

Ankara, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin bu tutumuna desteğini sürdürüyor.

Dün, nabzını yokladığımız ilgili çevrelerden yine aynı cevabı aldık.

Ankara, 2015’deki sınırlara dönüş anlamına gelecek olan Sirte ve Cufra’nın alınması yönünde Libya hükümeti tarafından ortaya konan iradeye tam destek vermeye devam ediyor.

Bu anlamda Mısır’dan, Rusya’dan ve Fransa’dan yani Hafter’in arkasındaki güçlerden gelen ateşkes çağrılarına dünden farklı bir cevap veriliyor değil.

Önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’yi hedef alan bir takım açıklamalarda bulunmuştu.

Türkiye’nin Libya’da tehlikeli bir oyun oynadığını ve bunun Berlin Konferansı’nda verilen sözlere aykırı olduğunu söyleyen Macron, Akdeniz’de Libya açıklarında Türk ve Fransız gemileri arasında yaşanan olayın, NATO’nun “beyin ölümünün” gerçekleştiğinin bir kanıtı olduğunu söyledi.

Macron’un bu sözleri Ankara’da elbette not edilmiş durumda.

Ancak Fransa adına sarf edilen bu ‘tehditvari’ laflar nedeniyle bir geri adım atılması gibi bir hava olmadığını da biz not etmiş olalım.

Söylenenlerden bir cümle aktaralım yeterli:

“Macron ilk düğmeyi yanlış ilikledi, yanlış ata oynadı o yüzden şimdi kıvranıp duruyor” deniyor.

PENÇE-KARTAL HAREKATI: 40 YILDIR DOKUNULMAYAN YERLERE DOKUNULUYOR

Bilenler, bilir, hatırlayanlar, hatırlar.

2007 yılı sonlarında Kuzey Irak’a ‘Alay-ı vala’ ile bir sınır ötesi operasyon başlatılmıştı.

Aynı günlerde dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, televizyonda yayınlanan bir programdan esinlenerek talihsiz bir açıklama yapmış, “PKK’nın oradaki kampları ve hareketleri BBG evi (Biri Bizi Gözetliyor) gibidir. Yeter ki gidip vurabilme imkanı sağlansın. Oraları artık elimizin, avucumuzun içi gibi biliyoruz.” demişti.

O beyanat için ‘talihsiz’ diyoruz çünkü yürütülen harekatta sınırın sadece birkaç kilometre ötesine ancak ulaşılabilmiş, sonra geri dönülmüştü.

Bu feedback, yani geri besleme hikayesine bugünlerde devam eden Pençe-Kartal harekatına dair bir takım verilere vakıf olunca başvurmuş olduk.

Şimdilik bir cümle kullanalım, gerisin siz anlayın:

Deniyor ki;

“40 yıldır dokunulmayan yerlere dokunuluyor.”

Aradan geçen 13 yılın sonunda, Türkiye’nin, TSK’nın teknolojik kapasitesinin gelişmesi, o bölgelerin gerçek anlamda ‘BBG evine’ dönüşmesinin bir gerekçesi olarak kabul edilebilir.

Ama belki bundan daha kıymetli bir şey daha var.

O da şu:

Devletin, hükümetin, kurumların geçmişte hiç örneği olmayacak şekilde ortak bir motivasyonla ve senkronize halde çalışmaları.

Kulak verdiğimiz ilgili çevrelerde ilgi çekici bir teşbih yapılıyor.

Şöyle şeyler söyleniyor.

“Eskiden kanallar arasındaki irtibatlar bozuktu. Bahçenin sulanması için kanala verdiğiniz su, tuvalete gidiyordu. Şimdi artık bu bağlantılar sağlıklı şekilde işliyor.”

Nasıl?

Bu benzetme birçok soruya cevap vermiş olmuyor mu?

#Ankara
#Fransa
#Sirte
#TSK
3 yıl önce
default-profile-img
Ankara Fransa’dan gelen Libya tehditleri için ne düşünüyor?
Bir kış gecesinin sakinliğiyle gelen…
Acının siyaseti olmaz
Deprem neden bulvarları vuruyor?
Sükûnet ve vakarla
Millet İttifakı’nda iç savaş masanın dışına taştı