Yazarlar 50 artı 1 olmasaydı yok hükmündeydiniz

50 artı 1 olmasaydı yok hükmündeydiniz…

Mehmet Metiner
Mehmet Metiner Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

50 artı 1 mecburiyeti, siyasetin dengesini ve ahlakını bozdu.

Siyasetin dengesi, güç üzerine kuruludur. Herkes gücü oranında söz sahibidir. Siyasetin ağırlığı, toplumsal güçle alakalıdır. Gücünüz miktarınca belirleyici olursunuz.

Siyasetin ahlakı, bu tayin edici güç ilişkisi üzerinden belirlenir. Büyük olan küçüğe nezaketen eşiti gibi davranmakla aslında ona verdiği değeri gösterir. Küçük olan bu nezaketi istismar edip kendini gerçekten büyükle eşitmiş gibi algılayıp hareket etmeye kalkışırsa siyasetin ahlakı da dengesi de bozulur.

En önemlisini söyleyeyim bu bahiste.

Şayet siyasi birliktelikler ilkesel temelde yapılıyorsa burada sayısal büyüklük-küçüklük pratikte ve gerçekte önemini yitirir. Çünkü siyasetin üzerine oturduğu değerler sistematiği güçle orantılı bir değerlendirmeyi ikincil plana iter.

Yok, şayet siyaset yalnızca karşıtlık/düşmanlık eksenine oturuyorsa, dahası çıkar ve üleşim sistemini esas alıyorsa o vakit herkes gücü kadar değerli ve belirleyicidir. Bu tarz bir ittifak sisteminde büyüğün büyüklüğü kabul edilmezse son kertede çatırdamalar başlar. Doğru ve ahlaki olan herkesin kendi gücüne uygun bir pozisyon takınması, küçük olanın hukukuyla büyük olanın hukukunun birbirine karıştırılmamasıdır.

Bu açıdan ittifaklar sistemine baktığımızda şunu görüyoruz:

Cumhur ittifakı siyasal-sayısal büyüklük küçüklük eksenine oturan bir ittifak değil. Bir değerler manzumesine dayanıyor. Bu yüzden çıkar ve paylaşım üzerine oturmuyor.

Millet ittifakı ise sadece ve yalnızca Erdoğan karşıtlığı/düşmanlığı üzerine oturuyor. İttifak bileşenlerini bir arada tutan tek tutkal bu. Çıkar ve paylaşım temelli bir anlayışa yaslanıyor. İttifakın büyük partileri sırf Erdoğan düşmanlığına oturan cephe dağılmasın diye küçük partilere eşitleri gibi muamele etme mecburiyeti hissediyor. Küçükler, büyüklerin bu mecburiyetini bildikleri için kendilerini sahiden eşit birer aktör gibi görerek konumlandırmaktan kaçınmıyor. Bu da özünde siyaseti aslında anlamsızlaştırıyor, itibarsızlaştırıyor.

50 artı1 denklemi, işte bu tür mecburiyetler dolayısıyla ilkesi olmayan partileri veya tek ilkesi Erdoğan’ı devirmek olan partileri yuvarlak bir masa etrafında bir araya getirerek siyasetin de baş aşağı yuvarlanmasına yol açıyor.

BU KADAR PARTİ NİYE VAR?

50 artı 1 mecburiyeti olmamış olsaydı 18 ayda 21 yeni parti kurulabilir miydi?

Çoğunun adını dahi bilmediğimiz bu partiler niçin mi kuruluyor? Besbelli: Şu veya bu ittifaka göz kırparak ucundan kıyısından siyaseten nemalanmak ve muhtemel iktidar denkleminde kendilerine pay devşirmek.

Canı sıkılan parti kuruyor. Kendini göstermek isteyenler etrafına topladığı üç-beş isimle tabela asıyor. Geçmişte hiç de hak etmedikleri siyasi makamlara getirilenler, özellikle de AK Parti içerisinde toplumsal karşılıkları ve siyasi ağırlıkları olmadıkları halde parti merkezinde üst düzeyde görevlendirilenler veya bakanlıkla taltif edilenler, eski unvanlarının veya makamlarının ağırlığını kullanarak kendilerini yeni siyasi denklemlerde belirleyici aktör konuma oturtmak için harekete geçiyorlar.

Hırs, çıkar ve intikam güdülerinin eşlik ettiği bu çoklu partiler sisteminde o yüzden değer ve ilke siyaseti dudak bükülen bir olguya dönüşüyor.

Yok hükmündeki bir partinin genel başkan yardımcısı unvanını aldığında veya bulunduğu ilde ve ilçede başkan sıfatını kartvizitine yazdırdığında kendini siyaseten pek bir önemli gören tipler ne yazık ki siyasetin dengesini ve ahlakını bozuyor.

Kendi itibarını yok hükmünde bile olsa kartvizitindeki unvanda gören yeni siyasetçi profiliyle siyasetin kalibresi de kalitesi de düşüyor.

YOK HÜKMÜNDEKİ BİR PARTİNİN KRİTER DAYATMASINA BAKINIZ

Tekrar millet ittifakındaki bir paradoksa dönüyorum. Aslında paradokstan öte bir tür siyasi nezaketsizliğe.

Millet ittifakının yok hükmündeki partilerinden birinin başkanı Cumhurbaşkanı adaylığı için üç kriter öne sürdü.

O kriterlerden biri, 20 yıllık AK Parti iktidarında hiçbir şekilde sorumluluk sahibi olmama kriteri idi.

Bu şu demek açıkçası: AK Parti hükümetleri döneminde kenarından kıyısından dahi olsa sorumluluk üstlenmiş hiçbir ismin millet ittifakının CB adayı olmasını doğru bulmuyoruz.

Peki o zaman sormazlar mı: AK Parti iktidarları döneminde doğrudan ve en üst düzeyde sorumluluk üstlenmiş partilerin başkanlarıyla bir

masada oturmak,

onlarla siyasi bir ittifak dizgesi içinde yer almak hangi siyasi ahlakla bağdaşıyor?

CB adayı olarak görmek istemediğiniz isimlerle bir masa etrafında birbirinizin yüzüne nasıl bakabildiğinizi doğrusu merak ediyorum.

Dahası, AK Parti iktidarları için önerdiğiniz “devri sabık”ın içinde o aynı masada oturduğunuz partilerin başkanları da varken merak ediyorum nasıl el sıkışabiliyorsunuz hiç bir şey yokmuş gibi.

Bir de şunu merak ediyorum: En hafifinden büyük bir siyasi nezaketsizlik içeren bu sözler karşısında o partilerin başkanları niçin çıkıp tek kelam etmezler?

Her Allah’ın günü düne kadar öve öve bitiremedikleri eski liderleri Erdoğan’a saydırmaktan

kaçınmayan o partilerin başkanları niçin kendi şahıslarını da doğrudan içeren bu üstten bakıcı, hesap sorucu ve tahkir edici sözler karşısında susarlar?

Çünkü o masa dağıldığında kendilerinin de siyaseten biteceklerini biliyorlar da ondan.

“İlke siyaseti” adına üzücü bir durum bu.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.