Yazarlar İlker Başbuğun dilinin altında ne var?

İlker Başbuğ’un dilinin altında ne var?

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

6 Ocak 2012’de 13. Ağır Ceza Mahkemesi İlker Başbuğ için “terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs” gerekçesiyle tutuklama kararı verdiği sırada, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bugün hâlâ aynı pozisyonunu koruyan ‘A takımından’ bir isimle toplantı halindeydi.

Başka bir konu konuşuluyordu ama o sırada açık durumdaki televizyona bu haber ‘son dakika’ olarak düştü.

Haber düştüğü an Erdoğan’ın yanı başında bulunan isim anlatıyor:

“İlk tepkisi, ‘Bu da ne şimdi, nedir bu haber’ oldu. Tutuklama kararından o sırada haberdar olmuştu ve bu karardan rahatsızlık duymuştu.”

Evet, Erdoğan, Başbuğ’la ilgili tutuklama kararına karşı tutumunu o dönemde de “Tutuksuz yargılanmalı” ifadesiyle ortaya koymuştu.

Ancak, tutuksuz yargılanma talebi, yargılanmama talebi olarak da anlaşılmamalı.

İLKER BAŞBUĞ AK PARTİ KAPATMA DAVASININ NERESİNDEYDİ?

İşin gerçeği, Cumhurbaşkanı Erdoğan, İlker Başbuğ’dan hiçbir zaman hazzetmedi.

Karşı taraf için de benzeri bir durum olduğunu anlayabiliyoruz.

Zira Başbuğ açısından asker-sivil ilişkileri bağlamında, emekli olduktan sonraki tutumuna da yansıdığı gibi, ‘uyum ve seçilmiş iktidara tabi olma’ ilkesiyle değil, ‘didişme’ ve ‘rol kapma’, bir başka ifadeyle vesayet rejimini korumaya dönük bir pozisyon vardı ortada.

Böyle bir tutumun Erdoğan nezdinde nasıl bir karşılık bulduğunu, varın siz tahmin edin.

14 Mart 2008 tarihinde (Erdoğan’ın siyaset yasağı kalktıktan sonra ilk hükümeti kurduğu tarihe denk getirilmişti) AK Parti için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kapatma davası açıldığında, İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütüyordu.

Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda Yaşar Büyükanıt oturmaktaydı ama o günlerde artık ‘valizlerini toplamakla’ meşguldü.

Kapatma davasını açtıran irade, önceki yıllarda karşılaşılan sınamalardan ‘hayal kırıklığıyla’ çıkmış olan Büyükanıt gibi bir ismi bırakıp, onun yerine geçecek isme yönelmeye başlamıştı.

AK Parti tek başına iktidardaydı ama Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı vermesi halinde, sadece devrilmekle kalmayıp, yerinde yeller esen bir parti konumuna düşecekti.

Davayı açtıran irade, bir yıl önce Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde olup bitenler nedeniyle bu yönetime ‘güç yetiremeyince’ son çare olarak yargıya görev vermişti.

Parti bir çırpıda kapatılıverecekti ve bu yapılanın darbe dışında bir açıklaması yoktu.

“DOSYA HAZIRLANDIKTAN SONRA BİR YÜKSEK MAKAMA DA ARZ EDİLDİ”

Kapatma davası açıldıktan birkaç gün sonra, ilerleyen yıllarda AK Parti hükümetlerinde bakanlık yapmış bir isimle konuşuyorduk.

Konuştuğum isim, olan bitenlerin perde arkasının bütün detaylarına hâkim gibiydi.

Anlattığına göre, Şubat ayında dosya ‘tekemmül ettirilirken’ birçok yere ‘sunumlar yapılmış’ görüş ve destekler alınmıştı.

En sonunda dosyanın ‘arz edileceği’ bir yer kalmıştı.

Muhatabım, Şubat ayında yapılan hazırlıklara değindikten sonra, “İş burada bitmiyor tabi. Dosya hazırlandıktan sonra bir yüksek makama da arz edildi” dedi.

“Yaşar Büyükanıt mı” diye sordum.

“Yok o, artık bavullarını hazırlamakla meşgul” yanıtını aldım.

“O zaman...” dedim ve durdum.

Merakıma gülümseyerek mukabele eden söz konusu isim, İlker Başbuğ’dan söz ediyordu.

Dediğine göre kapatma dosyası 4,5 ay sonra TSK’nın başına geçecek olan isme ‘arz edilmişti.”

Biz bu konuşmayı AK Parti’ye kapatma davasının açıldığı günlerde yapmıştık.

Aradan üç ay geçtikten sonra Başbuğ’un 4 Mart’ta, hukuk adamlığından ziyade ‘rejim bekçiliği’ ile şöhret yapan bir Anayasa Mahkemesi üyesi tarafından ziyaret edildiği haberi çıktı.

Haber, görüşmede 10 gün sonra davası açılacak olan kapatma başvurusunun ele alındığını söylüyordu.

Devamında her iki isim tarafından da açıklamalar yapıldı.

Ziyaret doğrulandı ama o görüşmede başka şeylerin konuşulduğu dile getirildi.

‘Beyan esastır’ diye düşünüp savunma hakkına saygı duymak gerekir elbette, ama böyle hassas konularda bazen ‘yalanlamanın’ tek seçenek olduğunu da kayıt altına almış olalım.

BAŞBUĞ DEMOKRATİK SİYASETE TABİ OLMAK YERİNE HEP VESAYET REJİMİ İÇİN ÇABA HARCADI

Şurası bir gerçek:

Hakkında yeteri ölçüde tanıklık yapılabilecek bir geçmişi olan İlker Başbuğ, bugünlerde olduğu gibi görev başındayken de, sivil demokratik siyasete bağlılık duruşundan daha fazla, askeri vesayet düzenine prim veren bir tutumla hareket ettiğini gösteren pek çok örnekler sundu.

Hakkını yemeyelim, bazı değerli özeleştirileri de olmadı değil.

30 Temmuz 2008’de AK Parti 5’e karşı 6 oyla kapatılmaktan kurtulmuş, ülke derin bir kaosun eşiğinden dönmüştü.

Devamında AK Parti hükümetlerinde Adalet Bakanlığı yapmış bir isimden, çıkan kararla ilgili şöyle bir cümle işittim:

“Davayı açtıran irade, kararın bu şekilde çıkmasını sağlamak zorunda kaldı.”

Bu cümlenin ne anlama geldiğini anlamak isteyenler, açık kaynaklardan 2008’in Temmuz ayı boyunca neler olup bittiğine bakabilir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.