Yazarlar Sivil toplumun önü açılacaaak Aç

Sivil toplumun önü açılacaaak... Aç!

Mehmet E. Yavuz
Mehmet E. Yavuz Gazete Yazarı

İsmini vermiyorum, neme lazım... Savcılara meram anlatmaktan yoruldum. Türkiye bir gün normalleşir de "hukuk devleti" egemen olursa, yaptığı icraatları adlı adınca yazar, gereğini "yargı"ya havale ederiz.

Şimdilik dilimizi yutuyoruz...

Onu Tel-Aviv''ve yaptığı "sık" ve "seri" ziyaretlerden tanıyorsunuz.

Bir İsrail muhibbi... Bu ülkeyle yapılan "stratejik" anlaşmaların altında da imzası var.

Geçtiğimiz yıl Amerika''da bir Yahudi kuruluşunun lütfettiği "Uluslararası Liderlik" Ödülü''nü aldı ve o hızla Türkiye''ye dönüp, "Türkiye ve Bölgesel Rolü" konulu bir dizi konferans verdi.

Aynı zamanda cumhurbaşkanı aday adayıydı.

"Sivil toplumun önünü açmak için" bu göreve talip olduğunu söylüyordu. Demek ki, sivil toplumun önü kapalıydı ve sivil siyasetçiler görüş izhar etmekten mahrumdular.

Bir gazeteci sordu:

"Sizin Cumhurbaşkanlığınız döneminde 28 Şubat benzeri bir müdahale yapılsa tavrınız ne olurdu?"

Cevap:

"Allah bir daha milletimize o günleri göstermesin!"

Nesi vardı o günlerin?

Allah neden bir daha milletimize göstermeyecekti?

Cevap yok.

Madem sivil toplumun önünü açmak için Cumhurbaşkanlığı''na aday olmuştu, o halde ortada bir sivil toplum ve bunun önünü kapayan bir "fail" olmalıydı.

Kimdi sivil toplumun önünü kapayan?

Gazeteciler bunu sormadı.

Zaten o da "mezun" değildi cevaplamaya.

Bakındı, "görülebilir" bir panik içinde Türkiye''nin stratejik konumundan mülhem ezber bilgilerini sıraladı. Sonra bir iki gazeteci azarladı, "Bana dirsek atıyorsunuz" dedi. Bir iki politikacıya sitemlerini yolladı. Oturdu. Kalktı. Döndü. Yüzünü kaşıdı. Ellerini koyacak bir yer arandı. Öksürdü.

"Bu kadar çocuklar" dedi.

Bu kadar mı?

Beklerdik ki, "sivil toplumun önünü açmak" âli maksadıyla hazirun önünde terlerken, bir yandan da demokrasiye "balans ayarı" çeken, savcıları karargâha çağırıp birifingleyip tütsüleyen, bazı gazetecilerin işine son verdirip bazılarını PKK''yla organik işbirliği içinde gösteren, ''iç tehdit konsepti'' uyarınca kebapçı-lahmacuncu taifesini fişleten, sivil toplum örgütlerinin kapısına kilit vurduran, yaptığı yüzlerce suç duyurusuyla yargıyı baskı altında tutan üst düzey yetkilinin kimliğini de açıklasın.

Açıklamadı.

Kaderin cilvesine bakın ki, Çankaya''da oturmak uğruna, vaktiyle "kökünü kazıdığı" sivil toplumdan "icazet" dilenir hale düşmüş, militarizme karşı "sivil toplum"un yanında saf tutmuştu. İlahî ceza...

* * *

Geçenlerde bir yazısını okudum.

Yarı-resmî bir haber dergisinden...

Türkiye''nin AB''ye nasıl gireceğini/girmesi gerektiğini yazıyordu. Türkiye, sanıldığı gibi Kıbrıs sorununu çözerek, "işkence"yi önleyerek, anayasal vatandaşlığı ikame ederek AB''ye giremezdi.

Ya?

Önce çağdaşlaşlık...

Bu hedef 1930''larda çizilmişti.

Ülkeyi öncelikle "yakın ve uzak" bazı "tehlike"lerden korumak, "güvenli" hale getirmek lazımdı. Çağdaşlaşlık buydu. Gerekirse sopaya başvurulabilirdi... Devleti ele geçirmeye çalışan bölücü/yıkıcı mihraklara karşı "çağdaş bir tepki" zorunluydu. Yoksa, AB hayaldi.

Özet olarak böyle.

Bu hesapla, 1950''de DP, 1965''te AP, 1983''te ANAP, 1996''da ise RP siyasal iktidarı "ele geçiren" bölücü/yıkıcı mihraklar oluyor... Halkın bu "mihraklara" iltifat etmiş olması sonucu değiştirmiyor. "Cahil oy çoğunluğu"nun temsilcileriydi bunlar ve müseccel odak dışındaki partilere giden oylar "geçersiz" sayılmalıydı.

Ne diyordu İlhan abi?

"Devrimin soluğu kesildi, çok partili rejim demokrasiye değil, karşıdevrime dönüştü."

Zaten ideal olan "çok seslilik" değil "aynileşme"ydi; parlamento feshedilmeli, yerine Fransız tipi "seçkinler konvansiyonu" kurulmalıydı. İşte AB için çağdaşlık hedefi...

Allah müstehakınızı versin yahu!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.