YazarlarDuy da inanma

Duy da inanma

Mehmet Şeker
MehmetŞekerGazete Yazarı

Ey iman edenler! Yoldan çıkmışın biri size bir haber getirince, onun iç yüzünü araştırın; yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra pişman olursunuz. (Hucurat/6)

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Duy da inanma
Haber Merkezi 04 Kasım 2017, Cumartesi Yeni Şafak
Duy da inanma yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Her duyduğunu söylemek, insana günah olarak yeter.

Bize yol gösteren ayet ve hadis-i şerifleri gerektiği gibi anlamazsak, vay halimize.

Duyduğumuz bir şeyi yeterince araştırmazsak, önünü arkasını, sağını solunu incelemeden inanır ve bunu başkalarına da söylersek, vay ki vay.

*

Geçen hafta bir mizah sitesinde yer alan “ateist imam” haberi buna en güzel örnek.

Uydurma haber şu şekildeydi:

“Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Ortancalar Köyü’nde görev yapan İmam Seyfi Çalışkan (28), ateist olduğunu açıklamasıyla birlikte Türkiye’nin gündemine oturdu. Geçtiğimiz cuma günü hutbede ateist olduğunu itiraf eden Çalışkan’ı Diyanet İşleri Başkanlığı jet hızıyla istifaya davet ederken, genç imam ise işine profesyonel olarak yaklaştığını belirterek ‘Ben inanırım, inanmam ayrı konu ancak işimi en iyi şekilde, layığı ile icra ederim’ sözleriyle istifa etmesini gerektiren bir durumun olmadığını kaydetti.”

*

Balıklama atlayanlar, hemen inansa da o mizah sitesinde “yayınlanan tüm yazılı ve görsel materyalin uydurma olduğu” şeklinde not bulunduğunu görmemiş ya da göz ardı etmiş oluyorlar:

Haber çok rağbet görünce, Diyanet yalan ve uydurma olduğuna dair açıklama yapmak zorunda kaldı.

*

Yıllar önce bir arkadaşım, kendi köylerine tayin edilerek göreve başlayan genç imamla ilgili bir hikâye anlatmıştı.

Eskişehir’in bir köyünde yeni gelen imam göreve başlar.

Hafta sonu olduğunda, imam ortalarda görünmez.

Pazartesi tekrar görevinin başındadır.

Köylüler merak ederek sorarlar: “Hayırdır hocam, acil bir durum mu oldu? Hastalık, ölüm falan mı var?”

Hiç beklemedikleri bir cevap gelir: “Çok şükür, herhangi sıkıntı yok. Her şey yolunda.”

“İki gündür yoktunuz.”

Genç imamın açıklaması akıllara ziyan…

“Ben devlet memuruyum. Cumartesi Pazar izin yaparım.”

Cami önünde toplaşan köylüler arasında kısa bir sessizlik olur.

Sonra her kafadan bir ses çıkar.

İhtiyarlardan biri hocaya “Bak evladım…” diye söze başlamak ister.

Fakat köylüler arasındaki kargaşa büyür.

“Olmaz böyle şey.”

“Allah Allah…”

“Aklını mı yitirmiş?”

“Devlet memuruymuş. Pöh…”

“Tüh senin yüzüne…”

“Dayak mı istiyor ne?”

En sonunda “Yürüyün…” komutu gelmiş ve kalabalık lojmana doğru ilerlemiş.

İmamın eşyaları kalabalık tarafından beş dakikada kapı önüne koyulmuş.

Kovmuşlar… Pılıyı pırtıyı toplayıp bir kamyona doldurmuş, gitmiş.

*

Bu hadiseyi duyduğumda, olabilir demiştim. Doğruluğunu tetkik etmek için, o köye gidip araştırmak lazımdı. Uydurmaysa o arkadaşın pılı pırtısını kapı önüne koymak. Fazla üstünde durmadım.

Yalnız, geçen sene şahit olduğum bir konuşma var ki…

Üç arkadaş, A şehrinden B şehrine giderken ortada çay içmek niyetiyle mola verdik.

Farabi olarak hitap ettiğim abimiz, durun sizi biriyle tanıştırayım dedi, telefona sarıldı.

Mola istasyonunun yakınında bulunan bir arkadaşını çağırdı, beş on dakika sohbet ettik.

Farabi eski arkadaşına takıldı: “Ne o, namaza mı başladın?”

“Hayret, nereden bildin?”

“Yüzüne nur gelmiş de ondan.”

Konuşmalarını şaşkınlık içinde izleyen bize dönüp, açıklamada bulundu.

“Biliyor musunuz, bu arkadaş emekli imam.”

Bu defa daha derin bir hayret kuyusuna daldık, çıkamadık.

“Nasıl yani?”

Aslı astarı şu:

İmamlık yaptığı yıllarda görev icabı namaz kıldırdığını, emekli olunca bir süre namazı bıraktığını, sonradan kendiliğinden başladığını ve içinden gelerek kıldığı için çok daha fazla güzel geldiğini, gerçekten huzur bulduğunu iki dakika içinde anlattı.

Biz varacağımız şehre kadar ağzımız açık gittik.

Farkına varınca, arada sinek kaçmasın diye de camları kapalı tuttuk.