Yazarlar Sokak röportajında abuk cevaplar

Sokak röportajında abuk cevaplar

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı

Türk’e Türk propagandası yapmayalım. Tamam… O halde sokak röportajı yapalım.

Karşımıza çıkanlara soralım: “Cumhuriyet ne zaman ilan edildi?”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Sokak röportajında abuk cevaplar
Haber Merkezi 30 Ekim 2018, Salı Yeni Şafak
Sokak röportajında abuk cevaplar yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Ya da biz zahmet etmeyelim, hazır yapılmışı var, ona bakalım. Yapan yapmış. Almış mikrofonu, kamerayı, çıkmış sokağa. Yoldan geçen vatandaşlara soruyor. Cevaplar:

“Kem, küm, eee, ıııı… Valla bilmem ki…”

“Ne zaman? 1930 olabilir mi?”

“1929 daha mantıklı gibi.”

“Valla şu an çok meşgulüm. Kusura bakmayın, ben gidiyorum.”

“Heyecanlandım birden.”

“Ay ben bunu nasıl hatırlamam? Çok şey ettim ben şimdi.”

“Yani ne desem? Bilemedim ki…”

“Kah kah kah… Kih kih kih… Ayy, rezil oldum vallahi…”

*

Bazılarının yakasında Atatürk rozeti bile var. Taşıyabileceğinden emin olsa, büst bile takar göğsüne.

Ama cumhuriyet’in ne zaman ilan edildiğini bilmiyor.

Hep heyecandan. Şükür ki bir kişi yılını biliyor, bir diğeri de ay ve günü. İkisini bir araya getirsek, tam cevabı alacağız. Lakin bu çok karmaşık bir şey değil; o yüzden kolektif veya komandit yapıya gerek yok.

*

İlkokul, ortaokul, lise… Senelerce tekrar edilmesinin bir anlamı olmadığı anlaşılıyor.

Genç, yaşlı, kadın, erkek fark etmiyor. Biz kendimizle ilgili bazı işlerde pek umursamaz haldeyiz.

Çok tekrar ettiğimizi sanıyoruz fakat tekrar öğrenmek için yeterli değilmiş görüldüğü üzere.

Bir kulağından giren, öbür kulağından çıkmış. Arada Ovit Tüneli gibi bir boşluk olsa gerek.

*

Yahu hemşehrim, biraz akıl yürütsen cevap kabak gibi çıkacak…

Röportajın yapıldığı gün, 95. Yıl kutlamalarının yapıldığı gün. Yahut bir gün sonrası.

Hiç değilse hangi yılda olduğumuzu hatırlayıp, 2018’den 95’i çıkar ve doğru tarihi bul.

Onu hatırlasa bile çıkaramaz, çünkü matematik de sıfır.

O tarihi söyleseniz de çıkarmasını isteseniz, bilemez ve “Kaç kalır?” diye yanındakine sorar.

Nitekim mikrofon uzatılanlardan biri, “95. yılını kutluyoruz ama…” deyip kalıyor.

Eh böyle olunca, bütün bilgileri toplayıp bir çöp sepetine atsak yeridir.

İşe yaramadıktan sonra, bilgi kime ne fayda sağlasın?

*

Cumhuriyet’in ilan tarihini bile hatırlamadan nasıl Cumhuriyetçi olunur? Nasıl birilerine tepeden bakılır?

Sıra höykürmeye gelince, mangalda kül kalmaz ama… Neyse. Biz böyle de güzeliz.

Aynı tarzda sokakta “İslam’ın şartı kaç?” sorusuna “Beş” cevabı gelir ama say deyince birden beşe rakamları sayan da çıkar mutlaka.

Türküm, doğruyum, çalışkanım, biraz da unutkanım. Tarihimi bilmesem de dert değil. Yaşasın Cumhuriyet. Rabbül âlemin cumhura yardım etsin. Cumhuriyetimizi koruyacak akıl fikir versin.

MOĞOLİSTAN’DA TÜRK İZLERİ

Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı tarafından “Moğolistan’da Türk İzleri” başlıklı bir program düzenlendi.

MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti Üyesi -ve Moğolistan Cumhurbaşkanı’nı evinde ağırlayan biri olan- Ali Rıza Arslan’ın yöneticiliğini yaptığı programda, İsrafil Kuralay ve Murat Yalçıntaş, Moğolistan hatıralarını anlattılar.

İTO eski Başkanı, işadamı ve akademisyen Murat Bey, yakın zaman önce Moğolistan’a üç haftalık bir seyahat yapmış. Fotoğraflar eşliğinde yaptığı sunum ile eski topraklarımızı tekrar hatırladık.

Bilge Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan’ın anıtlarını, dünyadaki ilk yazılı Türk eserlerini yad ettik.

Atayurttan Anayurda İpek Yolu, El Turco, Millî İradenin Yükselişi, Almanya Treni, 100 Yıl Öncesi ve Sonrası Balkanlar, Almanya’da Türk İzleri, Elveda Endülüs, Ayasofya, Sinan, Yahya Kemal gibi pek çok belgesele imza atan İsrafil Kuralay, “Moğolistan’da Türk İzleri” isimli belgeseliyle ve yazdıklarıyla bir defa daha dikkatimizi ata topraklarına çekmiş oldu.

Yaptığım geziler arasında, en çok etkilendiğim ülkelerden biriydi Moğolistan. Yeriyken bunu da belirtmek isterim.

*

Moğolistan’ın başşehri Ulan Batur’daki müzede çekim için bir saatlik izin vermişler. “Madem süremiz kısıtlı, o zaman Türklerle ilgili kısım neresiyse, orada çekim yapalım” diye düşünerek niyetlerini beyan edince, oradaki yetkililer “Bu müzedeki hemen her şey Türklerle ilgili” cevabını vermiş.

Müzede bir Moğol rehber, batılı turistlere eserleri anlatırken, ziyaretçilerden biri “Türkler Osmanlı’dan gelmiyor mu? Burada ne işleri var?” diye soru sormuş. Bilmeyince, böyle sorular gelebilir elbette. Rehber anlatmış aslını.

Moğolistan’ın bizim için ne kadar önemli olduğunu anlamak için de bu diyaloglar anlamlı.

Orayla ilgili daha çok belgesel çekilmesi gerekir. Moğolistan ile hiç alakası olmayan batılı yapımcıların çektiği belgeseller, bizdekilerden çok daha fazla. Sadece Cengiz Han’ın mezarı için İngiliz, Fransız vd. belgesel çekiyor.

Bize kitap yazmak, belgesel yapmak yerine, elde kılıç ileriye doğru yürümek daha olağan gelmiş tarih boyunca.

Bir hocamız Londra’da doktora yaparken, az buçuk tarih bilen İngilizlerden biri şöyle bir soru sormuş:

“Siz Türkler, Orta Asya topraklarında yaşıyordunuz. Ne işiniz var İstanbul’da, Anadolu’da?”

Hoca demiş ki “Bak Corç, eğer Londra daha güzel bir yer olsaydı, şimdi buradaydık.”

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.