Yazarlar İslamofobikler ve radikaller arasına kazılan çukur

‘İslamofobikler’ ve ‘radikaller’ arasına kazılan çukur

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Profesyonel olarak gerçekleştirilen bir saldırı… Kışkırtıcı karikatürleri nedeniyle sürekli tehdit alan Fransız dergisine yapılan baskında soğukkanlı şekilde sonuçlandırılan infazlar… İzlediğimiz görüntülerde Hollywood’un aksiyon sahnelerinden fırlamış gibi davranan suikastçılar ne hikmetse amatör bir biçimde kimliklerini arabada unutuveriyor.
Akıllı telefonlarla kaydedilip internette hızla yayılan amatör videolarda çelik yelekli insanlar… Neden o sırada orada bulunan sıradan insanların çelik yelek giydiğini anlayamıyoruz. Paris’te her evde, her ofiste olmazsa deprem kiti gibi bir çelik yelek kiti mi var?
Saldırganların “Allahu ekber” diye bağırdıklarını duyduğumuz amatör videonun, sesin duyulduğu kısmı editlenmiş. Yavaşlatarak izlediğinizde kare atlamayı çıplak gözle fark edebiliyorsunuz. Neden video, üstelik tam da oradan kesilmiş, yoksa “Allahu ekber” sesi de mi eklenmiş? Bunların hiçbirini soramıyorsunuz? Karşınızda bir “’ama’ demeden kınama” lobisi… Ağzınızı açamıyorsunuz, terlikle vuruyorlar: “’Ama’ yok!”
Söz konusu derginin neden sıcağı sıcağına değil de, aradan bu kadar zaman geçtikten sonra basıldığını soramıyorsunuz, bunun neyi amaçladığını sorgulayamıyorsunuz, “’Ama’sız kınamadın” diye çığlığı basıyorlar.
Derginin Genel Yayın Yönetmeni Stephane Charbonnier, “Fransa’da hala saldırı yok” başlıklı son karikatüründe silahlı bir kişinin “Temennileri sunmak için Ocak sonuna kadar bekleyin” dediğini resmetmiş. “Bu nasıl bir rastlantı?” diye soramıyorsunuz.,“Tehdit mi edildi? Başka ne biliyordu” diyemiyorsunuz, kıyameti koparıyorlar.
Gördü tanığına göre saldırganlar, “Medyaya söyle, biz Yemen el Kaidesiyiz” demiş. Oysa hala, (bu yazı yazılırken) ne Yemen el Kaidesi ne başka bir örgüt Charlie Hebdo saldırısını üstlenmemişti. Bunun doğru olup olmadığını da tartışamıyoruz.
“Müslümanlar bu saldırıyı yapmadı” argümanının peşinde değilim. Zira el Kaide’ye bağlı gruplar, değil Hz Muhammed’e (sav) hakaret eden bir dergi, Müslüman da öldürüyor. IŞİD (DAEŞ) gibi kendi başına hareket etmeye başlayan yapılar bunu isteyerek ve planlayarak yapıyor, sadece aynı dinden değil aynı mezhepten oldukları kişileri de öldürüyor, savaş stratejilerinde önce rekabeti ortadan kaldırmanın bir yeri var. Bu soruları sormak gerçeği öğrenmek adına gerekli, ama soramıyoruz.
“Müslümanlar böyle bir saldırı yapmaz” demiyorum zira sıradan bir Müslümanı dahi tahammül sınırlarını zorlayan karikatürleri “sanat” diye yutturmaya çalışmak iki meczubun kendi kendine böyle bir saldırı yapmasına dahi kapı açar. Bunu sadece ben demiyorum, sadece sözünün artık bir değeri kalmamış Müslümanlar söylemiyor, yüzlerce Batılı ateist, Hıristiyan, demokrat da söylüyor. Mesela ünlü karikatürist Joe Sacco “Yazı bir silahtır ve karikatür ‘bıçağı kemiğe dayamaktır’; ama kimin kemiğine?” diye sorarak mizahın sınırlarını sorguluyor ama ona atıfta bulunamıyorsunuz, ‘ifade özgürlüğü’ne küfretmişsin gibi alınıyorlar.
Öte yandan, eski CIA direktör yardımcısı Mike Morell ve benzerleri çıkıp bu saldırıyı “2005’ten beri Avrupa’daki en büyük saldırı” diye özetleyiveriyor ve Anders Breivik adlı faşistin 2011’de 77 kişiyi katletmesini yok sayabiliyor. O gün o saldırı, Batı’da pek çok Hıristiyanın Breivik’e sempati beslediğini bildiğimiz halde, tüm Hıristiyanlara mal edilmediyse, bugün bu saldırının tüm Müslümanlara mal edilemeyeceğini söylemeye çalışıyorsunuz ama ‘İslamcı’ ile başlayıp çeşitli küfürlerle devam eden bir takma adla yaftalayıveriyorlar.
Söz konusu derginin ifade özgürlüğünün, konu İsrail’e geldiğinde nasıl bir ikiyüzlülük sergilediğini, 2002’de Noam Chomsky’yi İsrail’i eleştirdiği için alenen suçladığını, 2008’de Sarkozy’nin oğlunu İsrail sempatisi üstünden hicveden bir karikatüristi ‘anti-semitist’ diyerek kovarken ifade özgürlüğüne nasıl bir çifte standart koyduğunu konuşamıyorsunuz. “’Ama’sız kınamamış” biri olarak yeriniz hazır.
Bu mahalle baskısı altında bazıları ‘ama’ demeden kınıyor ve karşılarında yerli ve yabancı Bill Maher’leri karşılaşıyorlar: “Kınamak yetmez. Dinle/peygamberle alay edilmesini onaylamazsanız, ‘ılımlı Müslüman’ değilsiniz.” Ya da Rupert Murdochları: “Belki Müslümanların çoğu barışçıdır, ama onlar anlayana ve büyüyen cihadçı kanserlerinden kurtulana kadar, sorumlu tutulmalılar.”

Siz ‘yola geldikçe’ ağızlarından baklayı çıkarıveriyorlar. İslam'ın nasıl bir reformdan geçmesi gerektiğini anlatıyorlar ve bu dinin Martin Luther’i olarak Fethullah Gülen’i ya da Abdulfettah el Sisi’yi öneriyorlar. ‘Otorite’den izin almadan tuvalete gidemeyen bir zavallıyı ve İsrail’in Refah’taki bekçisi, binlerce Müslümanı canlı yayında sokaklarda avlamış bir alçağı ‘ılımlı İslam’ın temsili olarak sunuyorlar. Dayatılan İslami kimlik asimilasyonuna direnerek siyaset yapma hakkını yok edip, Sisi ve Gülen gibi iki modelin Müslümanlığını zorunlu hale getirmeye çalışıyorlar.

Örnekler çok, mevzu uzun ama yerimiz dar. Velhasılıkelam böyle böyle anti-İslam ve İslam arasına devasa bir çukur açılıyor. İçine düşmemek için bize tek bir yol kalıyor: Ya ‘islamofobik’lerin ya ‘radikal’lerin tarafına tutunmak. Şahsen bugün bu mahalle baskısını “Müslümanlar öldürülürken ne kadar kınıyorsan o kadar kınıyor ve onlar için ne diliyorsan senin için iki katını diliyorum” diyerek geçiştiriyorum ama kazılan çukurun derinliğine bakarak “Allah sonumuzu hayretsin” demeden edemiyorum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.